Marjaa Ayatollah Sheikh Mohammad Musa Al-Yaqoobinin Resmi Websitesi
geri

İkinci Dinsel Öğüt

En Lütufkar, en merhametli Allah'ın adına

Özel Sektör'ün Etkinleştirilmesi ve Medeniyetlerin Görevlendirilmesi 1

Gelire ulaşabilmek için çabalamak Allah'a tapmanın bir şeklidir

Resmî bir geleneksele göre İmam al-Sadık'ın şu hikayeyi anlattığı rivayet ediliyo:'Muhammed ibn al-Munkadır hep şöyle derdi:'Ali ibn al-Hüseyin'in oğlu Muhammed (al-Bakır)'ı tanımadan önce Ali ibn al-Hüseyin'in yerine kendisi kadar mükemmel birisinin geçebileceğine inanmıyordum. Ben, ona ders vereyim derken o, bana ders verdi. Sıcak bir günde Medine'ye gittim ve orda iki kula yaslanan İmam al-Bakır'ı gördüm. Kendi kendime 'Kurayşlı büyük bir adam günün bu vaktinde dünyevi şeyler peşinde loşturuyor. En iyisi ben ona fikrimi açıklayayım.' dedim. Ona yaklaşıp selam verdim. Nefes nefese o da bana selam verdi. Sıcak havadan dolayı ter, kafasından ve yüzünden akıyordu. Kendisine şöyle dedim:'Allah yardımcın olsun. Kurayşlı büyük bir adam günün bu vaktinde neden dünyevi şeyler peşinden koşturuyor? Ya şimdi ölsen?' İmam, ellerini kullarının omuzlarından aldı, duvara yaslandı ve şöyle dedi:'Eğer şu an ölürsem Allah'a itaatli olarak ölüp senin ve insanların karşısında değerimim koruyabilirdim. Ben, ancak günaha girersem ölümden korkarım!' Ben ise şu karşılığı verdim ona:'Allah senden razı olsun! Tabiki haklısın. Sana nasihat vermek niyetindeydim ama asıl sen bana nasihat verdin.'2

Gelir çabasında olmak hem Allah'a itaatli olmanın hem de O'na tapmanın bir şeklidir. Ancak şu şartlar da vardır: Amaç kendine bağımlı olanların ihtiyaçlarını karşılamak olmalı ve bunun yanısıra haksız gelirden ve başkalarına ait olan şeylerden uzak durulmalı ve örneğin fakirlere yardım edip yardım organizasyonları gibi şeyler kurmak lazım.

Bu, İslam'da en açık gerçeklerden biridir ve en açık şekli Ehl-i Beyt'te belli oluyor.

Çalışmak ve Serbest Meslekler Kazanç için en İyi Araçlardır

Ehl-i Beyt Geleneksellerinde anlatılan kazanç ve gelir için çabalamanın en esas yollarıyla tanışmak istiyoruz.

Ehl-i Beyt Geleneksellerinin gelir ve kazanç ile ilgili olan kaynakları araştırırken mukaddes İmamlarımızın müminlerin herşeyden çok serbest ve mali mesleklerde çalışmalarını istediklerini görüyoruz. Bununla ilgili şöyle dedikleri rivayet edilir:'Yiyece onda dokuzu Maliyededir.'3

İmam Sadık'dan da benzer bir alıntıyı tanıyoruz. O alıntıya göre maliye, akıllı varlığı çoğaltır. Bunun sebebi ise insanın işlerinin sayesinde tecrübe, beceri, bilgi ve yetişkinlik kazanıp moralin şartlarını ve insanların davranışlarını öğrenmesidir.

Bunun dışında mukaddes İmamlarımız maliyeyi erkeğin gururu olarak tanımlamışlardır. İmam Sadık'ın kölelerinden birine şöyle dediği sahihçe rivayet edilmiştir:'Ey Allah'ın kulu, onuruna dikkat et... Gurura ulaşmanın yolu ise pazarlara çıkmaktır.'4

Ayrıca İmamlarımız işlerden geri çekilmenin kötü etkikerlinden ikaz ederlerdi. Al-Fudeil ibn Yasar şunu rıvayet etmiştir:'İmam Sadık'a işlerden geri çekilmemin haberini verince İmam, şöyle dedi:'Bunu neden yaptın? Çalışmak için gücün mü kalmadı? Böylece varlığın yok olacak. İşlerden geri çekileceğine Allah'ın izniyle daha da çalışman gerekir!'5

İşlerden geri çekilen başka bir adamın hakkında ise İmam Sadık'ın şöyle dediği rivayet edilir:'Bu adamın bilmediği bir şey var: mukaddes haberci, Şam'dan gelip borçlarını kapatmak için pazarlaık yapan bir kervandan mallar almıştır.'

Mukaddes İmamlarımızın bazı yoldaşlarının yatırım yapan (yani kazanç bekledikleri şeylere para harcayan) ticari şirketleri vardı. İmam Bakır'ın ve İmam Sadık'ın yoldaşı olan Bureid al-'Ajali İmam Bakır'ın ve İmam Sadık'ın en önemli yardımcılarından biri olan damadı Muhammed ibn Müslim'den İmam Sadık'a yapacağı bir işle ilgili danışmasını rica etmiş. 'Bana çok para verilmiştir ve bunun için huzursuzum. Şuan tüm dünyevi meselelerden geri çekilip paraları sahiplerine geri vermeyi çok istiyorum.' Ancak İmam'ın cevabı olumsuzdu.

Rivayetlere göre Vakıfa-Mezhebinin güçlenmesinin sebebi, İmam Musa'nın şehit olurken bekçi olarak tayin ettiği kişilerin ellerinde büyük miktarda para bırakmasıdır. Bunun için ne İmam Musa'nın oğlu Rıza'nın İmamlığını kabul etmişler ne de İmam Musa'nın ölümünü. Örneğin, Ziyad ibn Marwan al-Qandi'nin 70.000, Ali ibn abi-Hamza'nın da 30.000 Dinar'ı varmış.6

İmam'ın elinde büyük miktarda para olmasını şu olay ispatlıyor: Ali ibn İsmail ibn Cafer Sadık öz amcası İmam Musa hakkında Abbasî hükümdarı Harun'a bilgiler vermiş. Ali, Harun'a şöyle demiş:'İmam'ın büyük zenginliği için bir örnek, kendisinin al-Bashariyah adında bir arsa almasıdır. Paraları getirdikten sonra arsanın eski sahibi 'Ben bu paralardan istemiyorum, bana ödemeyi başka parayla yapın' dedi. Bunun üzerine İmam, paraların hazinesine geri götürülüp yerine aynı değerde başka paraların getirilmesini emretti.'7

Bazı ihtimallere göre bu paralar İmam'ın yoldaşlarına yaptırdığı bazı yatırımların çıkarıymış, ancak dinî görevlerin neticesi olmadığı kesindir. Bu ihtimaller için bazı örnekler şunlardır:

  1. Rivayetlere göre İmamlar, al-Jamal dönemine kadar bazı istisnalar dışında humusu kabul etmemişler çünkü hükümetin yaptırdığı politik baskı, takip, saldırı ve evlere zorlu girişler yüzünden takiye (yani kendi hayatın veya yoldaşların hayatlarının tehlikede olması durumunda dinini saklayıp basit dinî görevleri yerine getirmemek) yapmak zorundaydılar.

    Başka rivayetlere göre İmam Musa özel olarak ve Abu-Talip'in soyundan gelenler genel olarak Abbasî hükümdarlığı sırasında büyük fakirlikte yaşamışlar. Abbasî hükümdarı tarafından çağrıldığı bir duruşmada İmam Musa'ya bir çok şeylerle ilgili sorular sorulmuş. Bunlardan biri de Abbasî hükümdarının Şiilerin İmamlarına verdiği humusa el koyma isteği idi. Buna İmam, şöyle karşılık vermiş:'Emir el-Müminin'in yaşadığımız büyük fakirlik, düşmanlarımızı savunma ve önceki nesillerde bizim için öngörülen humus hakkımızın elimizden alınması hakkında belirli düşünceleri vardır tabiki. Bunun sonucu olarak fakirlikte yaşamışız. Allah bizim için humusu öngörmüşken sadaka almamız yasaktır. Dolayısıyla o hediyeleri kabul etmek zorundaydık.'8

    Başka bir rivayete göre Abbasî hükümdarı Harun İmam'a para ve hediyeler göstermiş ve İmam, şöyle demiş:'Yemin ederim ki eğer Abu-Talip'in soyunun kurumaması için onun torunlarına düğün hazırlamak zorunda olmasaydım bu hediyeleri kabul etmezdim.'9
     

  2. İmam Musa, İmamlığının yaklaşık 14 yılını Abbasîlerin hapislerinde geçirdi. Dolayısıyla insanların karşısına çıkıp onlardan dinî vergiler istemesi mümkün değildi.
     

  3. Az önceki rivayete göre İmam'ın elinde büyük miktarda para vardı. Bu, İmam'ın paralarını dostlarına verip onları paraların bekçisi olarak tayin etmesini gerektiriyor. Yani bekçilerin görevi, o paralara dikkat edip doğru buldukları şekilde yatırım yapmaktı.

Sonunda şunu söylemek istiyoruz: İmam'ın ve dostlarının yatırdıkları paralar hediyelerden veya humustan öte gelmemiştir. Daha çok, İmam'ın sadakalar yardımıyla kurduğu şirketten ve o şirketin İmam'ın torunları için yaptığı yatırımlardan öte geliyor. Yatırımlar ise, torunlarının ihtiyaçlarını giderip onların kötü hükümdarlardan bağımsız olup kötülükleri kendilerinden uzak tutabilmeleri için yapmıştır.

Özel Sektörün Etkinleştirilmesi: İşsizlik Problemine Tek Çare

Bu devirde işsizlik ve işsizlerin sayısının çoğalması en büyük sorunlarımızdan biridir. Ne yazıkki işsizlerin bir çoğu bir de üniversite mezunudur. Bu problem sosyal, psikolojik, ekonomik, kültürel ve emniyet alanlarında bir çok kötü neticelere yol açabilir.

Ancak bu kötü neticelerle ilgilenmek şu anki konumuz değil.

Hükümetimizin ofislerinde çalışabilecek kişileri kollarına alıp işsizlerin yeteneklerinden faydalanamaması bizi çok endişelendiriyor. Günümüzdeki kamu personleinin sayısı yaklaşık 2.5 milyonu buluyor, tabiki emkliler vb. bu sayımda dikkate alınmamıştır. Ancak bu sayı devletimizin temelleriyle uyuşmuyor. Bunun neticesi yorgunluk, gizletilmiş işsizlik ve devletin dengesinin bozulmasıdır. Dünyada, kamu personeli sayısının devletin yatırım gücünün 4 katını bulan tek ülke herhalde Irak'dır.

Sorunun çözülmesi görevinin hükümetimizin üzerine düştüğünü açıkça söylememize aslında gerek yok. Bu görevini yerine getirmek için devlet, işsizlere çalışma imkanı sağlamalıdır. Bu bakımdan en önemli dallardan biri de özel sektörün etkinleştirilmesi ve bu şekilde tarım, sanayi ve hayvancılık dallarının desteklenmesidir. Ancak kısmen bir çözüm olabilen ve bu önerimizin içinde yine kendine göre problemler olmasına rağmen biz, kendi yetki alanımızla ilgili olan problemlerle ilgilenmek istiyoruz çünkü özel sektörde, daha doğrusu serbest mesleklerde çalışmak varken yurttaşlarımızın çoğusu kamu sektöründe çalışmayı arzu ediyor. Serbest meslekte çalışmak isteğiyle birlikte gelen problemlerin bilincindeyiz tabiki, ancak düşünmek, planlar kurmaki tartışmak, imkanlarını ölçmek, ilk fırsatta çalışmak ve yeteneklerine göre birbirine yardımcı olmak sanki Irak halkının doğasında var. Bu şekilde davrandıktan sonra 'Ekmeğin onda dokuzunun maliyede [yani özel sektörde]' olduğunu keşfedeceğiz.

Eğer derince özel sektörün etkinleştirilmesinin gerekliliğini ve avantajlarını anlatmak niyetindeysek bununla ilgili olan problemleri ve görevleri de dile getirmemiz gerekiyor.

Bu problemlerden biri, günümüzde milyonlarca insanın öksüz, dul, özürlü, hasta, bir nikah hazırlayamayacak kadar fakir veya evsiz olması gerçeğidir. Ve bu insanlara yardım edip onların zorluklarını azaltmak hepimizin bir birlik olarak görevimizdir. Tüm hayırsever ve sivil toplum organizasyonları sadakalara bağlıdırlar ve sadakalar harcandıktan sonra herhangi bir şekilde etkin olmaları mümkün değildir. Ve tabiki bu tarz davranmak da sorunlarımıza çözüm olamaz. Bu organizasyonlar farklı etkinlikler sayesinde sadakalardan bağımsızlaşıp ekonomik alanlarda girişgenlik göstererek ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilmeleri yerine harcayıp yemeyi düşünmeye devam ederlerse görevlerini yerine getiremeyecekler.

Başka bir problem ise Irak'ın emniyet durumunun sağlamlaşmasıyla yabancı şirketlerin ülkemize gelip burda çalışmak ve Iraklı halka zorluklar yaratmak istekleridir. Aslında tüm bunlar yabancı işçilerin ülkemizde yayılmasıyla başladı. Bununla ilgili bazı yabancı medyalar Irak hükümetinin Filipin hükümetinden Iraklı işçilerin celpnamesinin yasaklanmasını istediğini yayınladılar.

Eğer Irak halkı bu sorunu en kısa sürede çözmezse – Allah korusun – Iraklılar için kendi vatanlarında yer kalmayacak.

Özel Sektörün Etkinleştirilmesi ve Medeniyetlerin Görevi

Özel sektörün etkinleştirilmesine uymak bu dünyada ve sonraki dünyada bir çok iyi şeylere sebep olacaktır çünkü neticelerinden bazıları şunlardır:

  1. Özel sektör Iraklı halkının çalışma gücünden faydalanıp işsizliği yüksek bir derecede azaltacaktır.


  2. Özel sektörün etkinleştirilmesi ülkemizin açılması, kurulması ve kalkınması için bir katkı olarak görülüyor. Genel bir gerçek olarak özel sektörün hükğmetin ekonomik politikasına olan katkısı hükümetten dolaysız olarak ve ülkemizin yıllar süren savaş, yıkım, kırım ve zorunlu kesilmelerden sonra daha başlangıçta olmasının bilinciyle ayakta tutulan kamu sektörü kadar önemlidir.

  3. Özel sektörün etkinleştirilmesi Irak hükümetinin görevlerinin birinci sırasında duruyor ve inşa ile temin etme endüstrisinde yapılan işlerin hepsinin rüşvet alan işadamlarının ve onların şirketlerine bağlı olan farklı işyerlerinin elinde olmasının neticesi olan finansal ve kamu rüşvetçiliğini azaltmak yönünde önemli bir adımdır. Yani sorun, uygun heyetlerin yerlerine geçip işlerine başlamalarıyla çözüm yoluna girecektir.

  4. Irak'da serbest mesleklere karşı bir yönelme hissediliyor ve yakın zamanda ülkemiz uluslararsı şirketler için bir rekabet alanına dönüşecektir. Tabiki bu rekabetin etik, kültürel, sosyal ve ekonomik alanlarda bir çok etkileri olacaktır. Yani halkımız küreselleşmenin bir neticesi olan bu boşluğun kötü etkiler ve açıklıklarla doldurulmamasına dikkat edip bu görev için hazır olmalı. Ve tabiki az önce bahsedilen rekabet kendiliğinden değil, birlikte çalışmak sayesinde oluşuyor.

  5. Genel olarak insanların elinde yedek olarak 1 veya 2 milyon Dinar vardır. Ancak bu miktar büyük bir yatırım için faydasızdır. Paraların sahiplerinin isteği bunları akıllı ve verimli projelere yatırmaktır. Bu problemin çözümü, tüm bu paraları toplayıp çıkarlarından herkesin faydalanabileceği yatırımlar yapan ticari şirketlerin kurulmasıdır. Ancak sahipler paralarını ilk önce kenara bırakmayı düşünmedikleri için örneğin internet pazarlamasına bağlı olan yalancı şirketlere kanıyorlar. Bunun için bizim görevimiz, telafi şirketler kurmaktır.

  6. Günümüzdeki uzun süren kriz ve kapitalizmin eleştirilip uygun bulunmaması bazı uzmanları İslam'ın ekonomik ve idari planını detaylı bir şekilde araştırmaya yöneltti. İslam'ın ekonomik yönü krizden kurtarabilecek tek çözüm olarak kabul edildi. Ekonomik İslam'ın en önemli noktalarından biri tefecilik yapmayan bankaların öngörülmesidir. Eğer bu bankalar insanları kendilerine inandırıp onlara kazançlar sunmak istiyorlarsa herşeyden önce para sahipleri için paralarına yatırım imkanları sunabilmek zorundalar. Ancak İslamî bankalar kurmak yolundaki ilk adım yatırım yapıp daha sonra bankalardan para alabilmek için onların kalkınmasına yardımcı olan şirketlerin kurulmasıdır. Böyle bir adım başkaların başımıza getirdiği medeniyetlerin çarpışmasında bir çözüm yoludur.

  7. Hem sivil hem de askerî alanındaki bazı memurluk görevleri önyargı, haksızlık ve dinî yasakların dikkate alınmaması gibi metotların kullanımını gerektiriyor çünkü memurlar işlerini kaybetmek istemiyorlarsa bu kurallara ve emirlere uymak zorundalar. Bu demektir ki memurlar, Hz. İmamlar'ımızın ve Kuran'ın ezenlere önyargı kullanmakta yardımcı olmanın kötü neticelerini göz önüne getirip ikaz ettikleri haksızlığın bir aracı olmuşlar.
    Ve şu durumda müminlerin memurluğu değil serbest meslekleri seçmeleri daha doğrudur.

  8. Ekonominin hayatın can damarı olduğunu herkes biliyor. Ekonomide önemli rol alan insanlar politik, sosyal, hatta doktriner alanlar dahil hayatın başka alanlarında da aktif bir şekilde rol alacaklardır. Bu gerçeğin bilincinde Ehl-i Beyt'in mukaddes İmamları yoldaşlarının özdeşliklerini ve ayrılıklarını koruyup iktidardaki rejimle kaynaşmalarını önlemek için iktidardaki rejimden ekonomik bağımsızlıklarını planlıyorlardı. İktidardaki otoriteler Ehl-i Beyt'in bu güçlü unsurlarının farkına vardıklarında Ehl-i Beyt yoldaşlarının paralarını yok edip varlıklarına el koymaya çalıştılar. Kısacası: ekonomik bağımsızlık, onların hürriyetlerini ve gururlarını sağlayıp koruyordu.

  9. Bazı istisnalar dışında memurların geliri hayatın en önemli ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmiyor. Bunun için memurların iki imkan arasında tercih yapmaları gerekiyor: ya yaşam standardının bir minimumuyla idare edecek ya da dürüst olmayan yollarla para kazanmaya çalışacaklar. Ama serbest meslekte çalışmak – Allah'ın izniyle – Iraklılara para kazanmak için bir çok imkanlar sunacak.

İmam Ali'nin Malik al-Ashtar'a Mısır'ın hükümdarı olduğunda yazdığı mektup İmam'ın özel sektörün etkinleştirilmesiyle ilgili kaygılarını da içeriyordu. Toplumun asker, hakim, işveren veya memur gibi farklı sınıflarına dayanarak İmam, şöyle demiş:'Tüm bu anlaşmaların zenginliği tüccarlara ve işadamlarına bağlıdır. Alıcıların ve temincilerin arasındaki bağlantı olarak hareket ediyorlar. Onlar, toplumun ihtiyaçlarını bir araya getirip o malları insanlara sunmak için bu işte çalışıyorlar. Dükkanlar, pazarlar ve sanayi merkezler kuruyorlar. İnsanlara ihtiyaçlarının mallarını sunarak onları kendilerinin ihtiyaçlarının peşinde koşturmaktan kurtarıyorlar.'10

Tabiki herkesin maliye veya sanayi alanlarda çalışması mümkün değil. Peygamberler'imizin bu konuyla ilgili bir sözü vardır:'Her birey yaratıldığı amaç gereğince belirli yerlere ulaşabilir.'

Yukarıda bahsedilen ve özel sektörün etkinleştirilmesini isteyen proje bu misyonu ele alabilip özel sektörde çalışmak için gereken etki, zeka ve kapasiteye sahip olan insanlara, mali alanlarda çalışanlara ve mümin kardeşlerine iş kurmakta yardımcı olabilecek etkili kişilere yöneliktir.

Bunları söylerken niyetim bir yandan heyecanın ve hırsın ruhunu canlandırmak, öte yandan da çalışma kapasitesine sahip olup da tembelliği yüzünden memurluğun rutin işlerinden hoşnut olanları ikaz etmektir. Ne de olsa tüm kötü rejimler, özellikle de Saddam'ın rejimi Iraklıların tüm hırsını öldürüp içlerindeki düşünceleri yok etmeyi o kadar yüksek bir dereceye kadar başarmışlar ki, Iraklıların hepsi yaşam standartlarının çok daha altında yaşamayı kabullenmiş, Allah'dan bile doğru dürüst bir yaşam istemekten çekiniyorlar. Ne yazıkki yurtdışına gitme imkanları olmayıp Irak'da kalanlarda bu durum daha şiddetli bir şekilde belli oluyor.

Geçen Bayram'daki dinsel öğütümde bu hareketin – yani özel sektörü etkinleştirme hareketi – İmam Mehdi'nin gelmesini bekelrken iyi işaretlerden biri olduğunu söylemiştim.

'Ey Allah, inanan erkekleri ve kadınları, Müslümanları, ölenleri de yaşayanları da affet ve onlarla mutluluk içinde bir araya gelmemizi sağla. Gerçekten, Sen dualarımızı kabul edersin.'

 

1 Bu, 9 Aralık 2008'in Kurban Bayramı'nda kılınan Cemaat Namazı'nın ikinci dinsel öğütüdür.
2Şeyh al-Kulayni, al-Kafi,
5:73-74, H.1.
3Al-Hurr al'Amili, Wasa'il al-Shı'ah,
12:3-5, H.3,4,5,8,12.
4Al-Hurr al'Amili, Wasa'il al-Shı'ah,
12:3-5, H.2,10,12.
5Şeyh al-Kulayni, al-Kafi
, 5:149, H.11.
6Mu'jam Rijal al-Hadith,
7:318.
7Şeyh al-Saduq, 'Uyun Akhbar al-Rida
, 2:72
8'Allamah al-Majlisi, Bihar al-Anwar
, 11:404.
9Al-Hurr al-'Amili, Wasa'il al-Shi'ah,
S. 151, H.11.
10Nahj al-Balaghah,
53üncü mektup