|
geri
İkinci Dinsel Öğüt

En Lütufkar, en merhametli Allah'ın adına
Özel Sektör'ün Etkinleştirilmesi ve
Medeniyetlerin Görevlendirilmesi
Gelire ulaşabilmek için çabalamak Allah'a tapmanın bir şeklidir
Resmî bir geleneksele göre
İmam al-Sadık'ın şu hikayeyi anlattığı rivayet ediliyo:'Muhammed
ibn al-Munkadır hep şöyle derdi:'Ali ibn al-Hüseyin'in oğlu
Muhammed (al-Bakır)'ı tanımadan önce Ali ibn al-Hüseyin'in
yerine kendisi kadar mükemmel birisinin geçebileceğine
inanmıyordum. Ben, ona ders vereyim derken o, bana ders verdi.
Sıcak bir günde Medine'ye gittim ve orda iki kula yaslanan İmam
al-Bakır'ı gördüm. Kendi kendime 'Kurayşlı büyük bir adam günün
bu vaktinde dünyevi şeyler peşinde loşturuyor. En iyisi ben ona
fikrimi açıklayayım.' dedim. Ona yaklaşıp selam verdim. Nefes
nefese o da bana selam verdi. Sıcak havadan dolayı ter,
kafasından ve yüzünden akıyordu. Kendisine şöyle dedim:'Allah
yardımcın olsun. Kurayşlı büyük bir adam günün bu vaktinde neden
dünyevi şeyler peşinden koşturuyor? Ya şimdi ölsen?' İmam,
ellerini kullarının omuzlarından aldı, duvara yaslandı ve şöyle
dedi:'Eğer şu an ölürsem Allah'a itaatli olarak ölüp senin ve
insanların karşısında değerimim koruyabilirdim. Ben, ancak
günaha girersem ölümden korkarım!' Ben ise şu karşılığı verdim
ona:'Allah senden razı olsun! Tabiki haklısın. Sana nasihat
vermek niyetindeydim ama asıl sen bana nasihat verdin.'
Gelir çabasında olmak hem
Allah'a itaatli olmanın hem de O'na tapmanın bir şeklidir. Ancak
şu şartlar da vardır: Amaç kendine bağımlı olanların
ihtiyaçlarını karşılamak olmalı ve bunun yanısıra haksız
gelirden ve başkalarına ait olan şeylerden uzak durulmalı ve
örneğin fakirlere yardım edip yardım organizasyonları gibi
şeyler kurmak lazım.
Bu, İslam'da en açık
gerçeklerden biridir ve en açık şekli Ehl-i Beyt'te belli
oluyor.
Çalışmak ve Serbest
Meslekler Kazanç için en İyi Araçlardır
Ehl-i Beyt Geleneksellerinde
anlatılan kazanç ve gelir için çabalamanın en esas yollarıyla
tanışmak istiyoruz.
Ehl-i Beyt Geleneksellerinin
gelir ve kazanç ile ilgili olan kaynakları araştırırken mukaddes
İmamlarımızın müminlerin herşeyden çok serbest ve mali
mesleklerde çalışmalarını istediklerini görüyoruz. Bununla
ilgili şöyle dedikleri rivayet edilir:'Yiyece onda dokuzu
Maliyededir.'
İmam Sadık'dan da benzer bir
alıntıyı tanıyoruz. O alıntıya göre maliye, akıllı varlığı
çoğaltır. Bunun sebebi ise insanın işlerinin sayesinde tecrübe,
beceri, bilgi ve yetişkinlik kazanıp moralin şartlarını ve
insanların davranışlarını öğrenmesidir.
Bunun dışında mukaddes
İmamlarımız maliyeyi erkeğin gururu olarak tanımlamışlardır.
İmam Sadık'ın kölelerinden birine şöyle dediği sahihçe rivayet
edilmiştir:'Ey Allah'ın kulu, onuruna dikkat et... Gurura
ulaşmanın yolu ise pazarlara çıkmaktır.'
Ayrıca İmamlarımız işlerden
geri çekilmenin kötü etkikerlinden ikaz ederlerdi. Al-Fudeil ibn
Yasar şunu rıvayet etmiştir:'İmam Sadık'a işlerden geri
çekilmemin haberini verince İmam, şöyle dedi:'Bunu neden yaptın?
Çalışmak için gücün mü kalmadı? Böylece varlığın yok olacak.
İşlerden geri çekileceğine Allah'ın izniyle daha da çalışman
gerekir!'
İşlerden geri çekilen başka
bir adamın hakkında ise İmam Sadık'ın şöyle dediği rivayet
edilir:'Bu adamın bilmediği bir şey var: mukaddes haberci,
Şam'dan gelip borçlarını kapatmak için pazarlaık yapan bir
kervandan mallar almıştır.'
Mukaddes İmamlarımızın bazı
yoldaşlarının yatırım yapan (yani kazanç bekledikleri şeylere
para harcayan) ticari şirketleri vardı. İmam Bakır'ın ve İmam
Sadık'ın yoldaşı olan Bureid al-'Ajali İmam Bakır'ın ve İmam
Sadık'ın en önemli yardımcılarından biri olan damadı Muhammed
ibn Müslim'den İmam Sadık'a yapacağı bir işle ilgili danışmasını
rica etmiş. 'Bana çok para verilmiştir ve bunun için huzursuzum.
Şuan tüm dünyevi meselelerden geri çekilip paraları sahiplerine
geri vermeyi çok istiyorum.' Ancak İmam'ın cevabı olumsuzdu.
Rivayetlere göre
Vakıfa-Mezhebinin güçlenmesinin sebebi, İmam Musa'nın şehit
olurken bekçi olarak tayin ettiği kişilerin ellerinde büyük
miktarda para bırakmasıdır. Bunun için ne İmam Musa'nın oğlu
Rıza'nın İmamlığını kabul etmişler ne de İmam Musa'nın ölümünü.
Örneğin, Ziyad ibn Marwan al-Qandi'nin 70.000, Ali ibn
abi-Hamza'nın da 30.000 Dinar'ı varmış.
İmam'ın elinde büyük
miktarda para olmasını şu olay ispatlıyor: Ali ibn İsmail ibn
Cafer Sadık öz amcası İmam Musa hakkında Abbasî hükümdarı
Harun'a bilgiler vermiş. Ali, Harun'a şöyle demiş:'İmam'ın büyük
zenginliği için bir örnek, kendisinin al-Bashariyah adında bir
arsa almasıdır. Paraları getirdikten sonra arsanın eski sahibi
'Ben bu paralardan istemiyorum, bana ödemeyi başka parayla
yapın' dedi. Bunun üzerine İmam, paraların hazinesine geri
götürülüp yerine aynı değerde başka paraların getirilmesini
emretti.'
Bazı ihtimallere göre bu
paralar İmam'ın yoldaşlarına yaptırdığı bazı yatırımların
çıkarıymış, ancak dinî görevlerin neticesi olmadığı kesindir. Bu
ihtimaller için bazı örnekler şunlardır:
-
Rivayetlere göre İmamlar,
al-Jamal dönemine kadar bazı istisnalar dışında humusu kabul
etmemişler çünkü hükümetin yaptırdığı politik baskı, takip,
saldırı ve evlere zorlu girişler yüzünden takiye (yani kendi
hayatın veya yoldaşların hayatlarının tehlikede olması
durumunda dinini saklayıp basit dinî görevleri yerine
getirmemek) yapmak zorundaydılar.
Başka rivayetlere göre
İmam Musa özel olarak ve Abu-Talip'in soyundan gelenler
genel olarak Abbasî hükümdarlığı sırasında büyük fakirlikte
yaşamışlar. Abbasî hükümdarı tarafından çağrıldığı bir
duruşmada İmam Musa'ya bir çok şeylerle ilgili sorular
sorulmuş. Bunlardan biri de Abbasî hükümdarının Şiilerin
İmamlarına verdiği humusa el koyma isteği idi. Buna İmam,
şöyle karşılık vermiş:'Emir el-Müminin'in yaşadığımız büyük
fakirlik, düşmanlarımızı savunma ve önceki nesillerde bizim
için öngörülen humus hakkımızın elimizden alınması hakkında
belirli düşünceleri vardır tabiki. Bunun sonucu olarak
fakirlikte yaşamışız. Allah bizim için humusu öngörmüşken
sadaka almamız yasaktır. Dolayısıyla o hediyeleri kabul
etmek zorundaydık.'
Başka bir rivayete göre
Abbasî hükümdarı Harun İmam'a para ve hediyeler göstermiş ve
İmam, şöyle demiş:'Yemin ederim ki eğer Abu-Talip'in soyunun
kurumaması için onun torunlarına düğün hazırlamak zorunda
olmasaydım bu hediyeleri kabul etmezdim.'
-
İmam Musa, İmamlığının
yaklaşık 14 yılını Abbasîlerin hapislerinde geçirdi.
Dolayısıyla insanların karşısına çıkıp onlardan dinî
vergiler istemesi mümkün değildi.
-
Az önceki rivayete göre
İmam'ın elinde büyük miktarda para vardı. Bu, İmam'ın
paralarını dostlarına verip onları paraların bekçisi olarak
tayin etmesini gerektiriyor. Yani bekçilerin görevi, o
paralara dikkat edip doğru buldukları şekilde yatırım
yapmaktı.
Sonunda şunu söylemek
istiyoruz: İmam'ın ve dostlarının yatırdıkları paralar
hediyelerden veya humustan öte gelmemiştir. Daha çok, İmam'ın
sadakalar yardımıyla kurduğu şirketten ve o şirketin İmam'ın
torunları için yaptığı yatırımlardan öte geliyor. Yatırımlar
ise, torunlarının ihtiyaçlarını giderip onların kötü
hükümdarlardan bağımsız olup kötülükleri kendilerinden uzak
tutabilmeleri için yapmıştır.
Özel Sektörün
Etkinleştirilmesi: İşsizlik Problemine Tek Çare
Bu devirde işsizlik ve
işsizlerin sayısının çoğalması en büyük sorunlarımızdan biridir.
Ne yazıkki işsizlerin bir çoğu bir de üniversite mezunudur. Bu
problem sosyal, psikolojik, ekonomik, kültürel ve emniyet
alanlarında bir çok kötü neticelere yol açabilir.
Ancak bu kötü neticelerle
ilgilenmek şu anki konumuz değil.
Hükümetimizin ofislerinde
çalışabilecek kişileri kollarına alıp işsizlerin yeteneklerinden
faydalanamaması bizi çok endişelendiriyor. Günümüzdeki kamu
personleinin sayısı yaklaşık 2.5 milyonu buluyor, tabiki
emkliler vb. bu sayımda dikkate alınmamıştır. Ancak bu sayı
devletimizin temelleriyle uyuşmuyor. Bunun neticesi yorgunluk,
gizletilmiş işsizlik ve devletin dengesinin bozulmasıdır.
Dünyada, kamu personeli sayısının devletin yatırım gücünün 4
katını bulan tek ülke herhalde Irak'dır.
Sorunun çözülmesi görevinin
hükümetimizin üzerine düştüğünü açıkça söylememize aslında gerek
yok. Bu görevini yerine getirmek için devlet, işsizlere çalışma
imkanı sağlamalıdır. Bu bakımdan en önemli dallardan biri de
özel sektörün etkinleştirilmesi ve bu şekilde tarım, sanayi ve
hayvancılık dallarının desteklenmesidir. Ancak kısmen bir çözüm
olabilen ve bu önerimizin içinde yine kendine göre problemler
olmasına rağmen biz, kendi yetki alanımızla ilgili olan
problemlerle ilgilenmek istiyoruz çünkü özel sektörde, daha
doğrusu serbest mesleklerde çalışmak varken yurttaşlarımızın
çoğusu kamu sektöründe çalışmayı arzu ediyor. Serbest meslekte
çalışmak isteğiyle birlikte gelen problemlerin bilincindeyiz
tabiki, ancak düşünmek, planlar kurmaki tartışmak, imkanlarını
ölçmek, ilk fırsatta çalışmak ve yeteneklerine göre birbirine
yardımcı olmak sanki Irak halkının doğasında var. Bu şekilde
davrandıktan sonra 'Ekmeğin onda dokuzunun maliyede [yani özel
sektörde]' olduğunu keşfedeceğiz.
Eğer derince özel sektörün
etkinleştirilmesinin gerekliliğini ve avantajlarını anlatmak
niyetindeysek bununla ilgili olan problemleri ve görevleri de
dile getirmemiz gerekiyor.
Bu problemlerden biri,
günümüzde milyonlarca insanın öksüz, dul, özürlü, hasta, bir
nikah hazırlayamayacak kadar fakir veya evsiz olması gerçeğidir.
Ve bu insanlara yardım edip onların zorluklarını azaltmak
hepimizin bir birlik olarak görevimizdir. Tüm hayırsever ve
sivil toplum organizasyonları sadakalara bağlıdırlar ve
sadakalar harcandıktan sonra herhangi bir şekilde etkin olmaları
mümkün değildir. Ve tabiki bu tarz davranmak da sorunlarımıza
çözüm olamaz. Bu organizasyonlar farklı etkinlikler sayesinde
sadakalardan bağımsızlaşıp ekonomik alanlarda girişgenlik
göstererek ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilmeleri yerine
harcayıp yemeyi düşünmeye devam ederlerse görevlerini yerine
getiremeyecekler.
Başka bir problem ise
Irak'ın emniyet durumunun sağlamlaşmasıyla yabancı şirketlerin
ülkemize gelip burda çalışmak ve Iraklı halka zorluklar yaratmak
istekleridir. Aslında tüm bunlar yabancı işçilerin ülkemizde
yayılmasıyla başladı. Bununla ilgili bazı yabancı medyalar Irak
hükümetinin Filipin hükümetinden Iraklı işçilerin celpnamesinin
yasaklanmasını istediğini yayınladılar.
Eğer Irak halkı bu sorunu en
kısa sürede çözmezse – Allah korusun – Iraklılar için kendi
vatanlarında yer kalmayacak.
Özel Sektörün
Etkinleştirilmesi ve Medeniyetlerin Görevi
Özel sektörün
etkinleştirilmesine uymak bu dünyada ve sonraki dünyada bir çok
iyi şeylere sebep olacaktır çünkü neticelerinden bazıları
şunlardır:
-
Özel sektör Iraklı
halkının çalışma gücünden faydalanıp işsizliği yüksek bir
derecede azaltacaktır.
-
Özel sektörün
etkinleştirilmesi ülkemizin açılması, kurulması ve
kalkınması için bir katkı olarak görülüyor. Genel bir gerçek
olarak özel sektörün hükğmetin ekonomik politikasına olan
katkısı hükümetten dolaysız olarak ve ülkemizin yıllar süren
savaş, yıkım, kırım ve zorunlu kesilmelerden sonra daha
başlangıçta olmasının bilinciyle ayakta tutulan kamu sektörü
kadar önemlidir.
-
Özel sektörün
etkinleştirilmesi Irak hükümetinin görevlerinin birinci
sırasında duruyor ve inşa ile temin etme endüstrisinde
yapılan işlerin hepsinin rüşvet alan işadamlarının ve
onların şirketlerine bağlı olan farklı işyerlerinin elinde
olmasının neticesi olan finansal ve kamu rüşvetçiliğini
azaltmak yönünde önemli bir adımdır. Yani sorun, uygun
heyetlerin yerlerine geçip işlerine başlamalarıyla çözüm
yoluna girecektir.
-
Irak'da serbest
mesleklere karşı bir yönelme hissediliyor ve yakın zamanda
ülkemiz uluslararsı şirketler için bir rekabet alanına
dönüşecektir. Tabiki bu rekabetin etik, kültürel, sosyal ve
ekonomik alanlarda bir çok etkileri olacaktır. Yani halkımız
küreselleşmenin bir neticesi olan bu boşluğun kötü etkiler
ve açıklıklarla doldurulmamasına dikkat edip bu görev için
hazır olmalı. Ve tabiki az önce bahsedilen rekabet
kendiliğinden değil, birlikte çalışmak sayesinde oluşuyor.
-
Genel olarak insanların
elinde yedek olarak 1 veya 2 milyon Dinar vardır. Ancak bu
miktar büyük bir yatırım için faydasızdır. Paraların
sahiplerinin isteği bunları akıllı ve verimli projelere
yatırmaktır. Bu problemin çözümü, tüm bu paraları toplayıp
çıkarlarından herkesin faydalanabileceği yatırımlar yapan
ticari şirketlerin kurulmasıdır. Ancak sahipler paralarını
ilk önce kenara bırakmayı düşünmedikleri için örneğin
internet pazarlamasına bağlı olan yalancı şirketlere
kanıyorlar. Bunun için bizim görevimiz, telafi şirketler
kurmaktır.
-
Günümüzdeki uzun süren
kriz ve kapitalizmin eleştirilip uygun bulunmaması bazı
uzmanları İslam'ın ekonomik ve idari planını detaylı bir
şekilde araştırmaya yöneltti. İslam'ın ekonomik yönü krizden
kurtarabilecek tek çözüm olarak kabul edildi. Ekonomik
İslam'ın en önemli noktalarından biri tefecilik yapmayan
bankaların öngörülmesidir. Eğer bu bankalar insanları
kendilerine inandırıp onlara kazançlar sunmak istiyorlarsa
herşeyden önce para sahipleri için paralarına yatırım
imkanları sunabilmek zorundalar. Ancak İslamî bankalar
kurmak yolundaki ilk adım yatırım yapıp daha sonra
bankalardan para alabilmek için onların kalkınmasına
yardımcı olan şirketlerin kurulmasıdır. Böyle bir adım
başkaların başımıza getirdiği medeniyetlerin çarpışmasında
bir çözüm yoludur.
-
Hem sivil hem de askerî
alanındaki bazı memurluk görevleri önyargı, haksızlık ve
dinî yasakların dikkate alınmaması gibi metotların
kullanımını gerektiriyor çünkü memurlar işlerini kaybetmek
istemiyorlarsa bu kurallara ve emirlere uymak zorundalar. Bu
demektir ki memurlar, Hz. İmamlar'ımızın ve Kuran'ın
ezenlere önyargı kullanmakta yardımcı olmanın kötü
neticelerini göz önüne getirip ikaz ettikleri haksızlığın
bir aracı olmuşlar.
Ve şu durumda müminlerin
memurluğu değil serbest meslekleri seçmeleri daha doğrudur.
-
Ekonominin hayatın can
damarı olduğunu herkes biliyor. Ekonomide önemli rol alan
insanlar politik, sosyal, hatta doktriner alanlar dahil
hayatın başka alanlarında da aktif bir şekilde rol
alacaklardır. Bu gerçeğin bilincinde Ehl-i Beyt'in mukaddes
İmamları yoldaşlarının özdeşliklerini ve ayrılıklarını
koruyup iktidardaki rejimle kaynaşmalarını önlemek için
iktidardaki rejimden ekonomik bağımsızlıklarını
planlıyorlardı. İktidardaki otoriteler Ehl-i Beyt'in bu
güçlü unsurlarının farkına vardıklarında Ehl-i Beyt
yoldaşlarının paralarını yok edip varlıklarına el koymaya
çalıştılar. Kısacası: ekonomik bağımsızlık, onların
hürriyetlerini ve gururlarını sağlayıp koruyordu.
-
Bazı istisnalar dışında
memurların geliri hayatın en önemli ihtiyaçlarını bile
karşılamaya yetmiyor. Bunun için memurların iki imkan
arasında tercih yapmaları gerekiyor: ya yaşam standardının
bir minimumuyla idare edecek ya da dürüst olmayan yollarla
para kazanmaya çalışacaklar. Ama serbest meslekte çalışmak –
Allah'ın izniyle – Iraklılara para kazanmak için bir çok
imkanlar sunacak.
İmam Ali'nin Malik
al-Ashtar'a Mısır'ın hükümdarı olduğunda yazdığı mektup İmam'ın
özel sektörün etkinleştirilmesiyle ilgili kaygılarını da
içeriyordu. Toplumun asker, hakim, işveren veya memur gibi
farklı sınıflarına dayanarak İmam, şöyle demiş:'Tüm bu
anlaşmaların zenginliği tüccarlara ve işadamlarına bağlıdır.
Alıcıların ve temincilerin arasındaki bağlantı olarak hareket
ediyorlar. Onlar, toplumun ihtiyaçlarını bir araya getirip o
malları insanlara sunmak için bu işte çalışıyorlar. Dükkanlar,
pazarlar ve sanayi merkezler kuruyorlar. İnsanlara
ihtiyaçlarının mallarını sunarak onları kendilerinin
ihtiyaçlarının peşinde koşturmaktan kurtarıyorlar.'
Tabiki herkesin maliye veya
sanayi alanlarda çalışması mümkün değil. Peygamberler'imizin bu
konuyla ilgili bir sözü vardır:'Her birey yaratıldığı amaç
gereğince belirli yerlere ulaşabilir.'
Yukarıda bahsedilen ve özel
sektörün etkinleştirilmesini isteyen proje bu misyonu ele
alabilip özel sektörde çalışmak için gereken etki, zeka ve
kapasiteye sahip olan insanlara, mali alanlarda çalışanlara ve
mümin kardeşlerine iş kurmakta yardımcı olabilecek etkili
kişilere yöneliktir.
Bunları söylerken niyetim
bir yandan heyecanın ve hırsın ruhunu canlandırmak, öte yandan
da çalışma kapasitesine sahip olup da tembelliği yüzünden
memurluğun rutin işlerinden hoşnut olanları ikaz etmektir. Ne de
olsa tüm kötü rejimler, özellikle de Saddam'ın rejimi
Iraklıların tüm hırsını öldürüp içlerindeki düşünceleri yok
etmeyi o kadar yüksek bir dereceye kadar başarmışlar ki,
Iraklıların hepsi yaşam standartlarının çok daha altında
yaşamayı kabullenmiş, Allah'dan bile doğru dürüst bir yaşam
istemekten çekiniyorlar. Ne yazıkki yurtdışına gitme imkanları
olmayıp Irak'da kalanlarda bu durum daha şiddetli bir şekilde
belli oluyor.
Geçen Bayram'daki dinsel
öğütümde bu hareketin – yani özel sektörü etkinleştirme hareketi
– İmam Mehdi'nin gelmesini bekelrken iyi işaretlerden biri
olduğunu söylemiştim.
'Ey Allah, inanan
erkekleri ve kadınları, Müslümanları, ölenleri de yaşayanları da
affet ve onlarla mutluluk içinde bir araya gelmemizi sağla.
Gerçekten, Sen dualarımızı kabul edersin.'
|