Marjaa Ayatollah Sheikh Mohammad Musa Al-Yaqoobinin Resmi Websitesi
geri

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla,

Günahlardan Sakınmanın Yolları[1]

Aranızdan birisi benden bir ricada bulundu: Arafat gününden sonra, yani bağışlanma ve tövbe gününden sonra, tövbesinin kabulü ve günahlardan uzak kalması için nasıl bir davranış ve tutum sürdürülmesi gerektiğini açıklamamı istedi. Bu soru bana, Recep ayına[2] mahsus duaların içerdiği bir kesimi hatırlattı( ve O bizi hatalardan arındırdı). Çünkü o kesim, birbirinden değerli ve önemli günahlardan sakınma yöntemleri sunmaktadır.

Bu açıklama, eğer sakınma yöntemlerine değinirsek, bir insanın günahı işlerken kullandığı kabiliyetlerini kaybetmesi anlamına gelir. Misal görme yeteneğini kaybetmesi gibi; böylelikle harama bakma günahından arınmış olur. Aynısı cinsel iktidarsızlık için geçerlidir. Allah insanlara o duyguyu evliliğe ve aile kurmaya teşvik için vermiştir. Halbuki nefsine yenik düşen insanlar, yaşadıkları sorunlardan, sorumluluklarının yoğunluğundan, ya da farklı sebeplerden dolayı bu günaha düşerler. Allah içlerinde şehvet duygusunu körelterek, böyle bir günaha düşmelerini önler, insanları günahlardan sakındırır. 

Fakat insan bu şekil günahlardan arınmayı istemez, çünkü Allah'tan kendisi için sağlık, afiyet, görme ve işitme kabiliyetleri gibi nimetler diler (Rabbim, beni gözlerimin görmesiyle ve kulaklarımın duymasıyla sevindir...). 

Yine de bu yol, tek bilgi sahibi Rabbimizin bazı kulları için seçeceği yol olacaktır. Rivayet edilir ki, bir gün kör olan Abu Basir İmam Sadık'a (aleyhisselam) gelir ve ondan Allah'a gözlerinin görebilmesi için dua etmesini ister. İmam Sadık (aleyhisselam) dua eder ve Abu Basir'in göz ışığı ona bağışlanır. Abu Basir çok sevinir, ama İmam birşeyi demeden geçemez: Eğer istersen, bu halinle yaşamını sürdürebilirsin. Fakat ahirette diğer görebilen gözler gibi sen de sorguya çekileceksin. Ya da eski haline dönersin ve sorgusuz, direk cennete geçersin.

Sonuç olarak Abu Basir, İmam'ın şefaatini ve sorgusuzca cennete girmeyi, yani körlüğü seçer.

İnsanların kusurlarının ya da engellerinin olması, onları günahlardan alıkoyar. Allah'a karşı duyulan utanç ya da korkudan dolayı, özellikle kıyamet günü günahların ve rezilliklerin herkesin gözü önünde dile getirilmesi ve sorgulanmasında olacağı gibi, Rabbimizin affına ve korumasına sığınırız.

Utanç duygusu (yani edep ve haya duygularını) sadece Allah'ın isteği üzerine, sevdiği insanlara verilir. Böylece Allah o insanı utancından dolayı günahlardan esirgemiş olur. Bu gerçek sahih hadislerde de iletilmiştir (Eğer Allah bir kulunu sever ise, Kendisinin sözcüsü kılar ve kalbine bir çekingenlik verir ki, bu ona hem emir eder, hem de sakındırır. (Bihar Ul-Envar: 70/26).  

Günahlardan sakındıran Bir şey daha var ki, o da Rabbimizin herşeyden haberdar olduğunun bilincidir ve her halukarda O'nun zikridir ( “Rabbinin, her şeye tanık olması, yetmez mi sana?”[3] ; “Hiçbir söz söylemez ki yanında, onu zapteden, gözetip kollayan biri bulunmasın.”[4] ; “ne biçim kitap bu, ne küçük bir şey bırakmış, ne büyük, hepsini de sayıp dökmüş“[5]).

Bu zihniyette olan bir insan günahtan sakınır ve Allah'tan korkar. Günahları dikkatsizliğinden ya da bilgisizliğinden dolayı işler. Ve yanlışlarını hatırladığı an, Allah'a yönelir ve O'ndan bağışlanma diler ve tövbe eder (“Tanrıdan çekinenler, Şeytan'ın bir vesvesesine uğradılar mı düşünürler, bir de bakarsın ki doğru yolu görmüşler bile.”[6]).

Günahtan sakınmanın bir yolu da, günahın nelere, ne çirkinliklere yol açtığını ve insana neleri kaybettirdiğini görebilmektir. Bu da gözle değil, vicdan ile görülebilir ancak. Kuran, iftirayı ölmüş insanın etini yemek ile kıyaslar. Bu insanların hoşlanmayacağı bir durumdur. Ahirette ki durumu ise, İmam Ali (aleyhisselam), köpeklerle birlikte hayvan leşi yemek ile kıyaslar. Bu durumu kabul eden, Allah'ın sakındırdıklarından yüz çevirmez (“Tövbe, o kişilerin tövbesi değildir ki kötülüklerde bulunup dururlar da sonucu içlerinden birine ölüm gelip çattı mı işte şimdi tövbe ettim ben der ve kâfir olarak ölenlerin tövbesi de tövbe değildir. O kişilerdir onlar ki onlar için elemli bir azap hazırlamışızdır.”[7]). Ya da günahlarının ahirette ki hesabının ve karşılığını ve çekecekleri azabı düşünmeliler (“ O gün, cehennem, o altını, gümüşü alevleyecek ve onlar, cehennem ateşinde kızdırılıp alınlarına, yanlarına, sırtlarına bastırılacak, onlarla dağlanacaklar ve işte bunlardır kendiniz için biriktirdiğiniz şeyler denecek, tadın biriktirdiklerinizin azâbını.”[8]).

Yüce Kuran'da ve değeri biçilemez hadislerde bu gibi tüyler ürpertici cümlelerin fazlası vardır. Bunları okuyarak ve bilerek hangi insan günaha yanaşır?

Bunun dışında insanın helal olan işlerle ilgilenmesi çok önemlidir. Yani kendisini ilime yöneltmesi, arkadaşlarıyla buluşması ve uğraşlar bulması onu günahlardan uzaklaştırır ve düşünmeye vakit bulamaz. Çünkü boş vakit günahlara sebep olur.

Bir şairin dediği gibi:

Hakikatle, gençlik, boş vakit ve boş laflar insanları heder eder, böylece sapmaların sebebidir. 

Rahman ve Rahim olan Allah ve O'nun vekilleri günahtan arınmışlığın örnekleridir. Allah'a sığınmadan ve O'ndan yardım dileyip almadan, kimse günahlardan arınamaz. Bir duada denildiği gibi: Rabbim, bana sana karşı itaatin başarısını ve sonra erdem sahibi olmayı nasib eyle).


[1] Şeyh Yaqoobi hazretlerinin bir grup doğa bilimleri öğrencileriyle (Dhi Qar Üniveristesi) yaptığı bir sohbetten alıntıdır. 8.12.1430 (h) tarihinde, öğrenciler Arafat günü İmam Hüseyn'i (aleyhisselam) Kerbela'da ziyaret etmeden önce, Şeyh hazretlerinin yanına misafirliğe buyurmuşlardı. Sohbetin bir kısmı Şeyh hayretlerinin 2.12.1431 ve 3.12.1431 tarihlerinde bir grup mühendislik öğrencileriyle yürüttüğü sohbetlerde de bulunuyor.

[2] Konu olan dua, İmam Mehdi'nin (Allah zuhurunu tez eylesin) vekili Muhammed ibn Osman ibn Said'e ilettiği duadır ve “Rabbim, sana anlamları soruyorum...” ile başlıyor.

[3]Kuran: 41; 53.

[4]Kuran: 50; 18.

[5]Kuran: 18; 49.

[6]Kuran: 7; 201.

[7]Kuran: 4; 10.

[8]Kuran: 9; 35.