|
geri
12-
YÛSUF SURES
Mekkîdir, yüz on bir âyettir.
(Yüz on bir âyettir. Mekkîdir, ancak ilk üç âyetiyle 7. âyetinin
Medenî olduğu İbn-i Abbas'tan rivâyet edilmiştir. Bütün sûre
Yûsuf Peygamberin kıssasını anlattığından bu adla adlanmıştır.
Hz. Yûsuf'un kıssası, Ahd-i Atıyk'ın Tekvin bölümündedir
(37-50))
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Elif lâm râ.
Bunlar, her şeyi apaçık bildiren kitabın âyetleridir.
2- Onu, akıl edesiniz diye Arapça olarak Kur'ân'da da indirdik.
3- Sana bu Kur'ân'ı vahyederek kıssaların en güzelini hikâye
edeceğiz ve bundan önce sen elbette onu bilmeyenlerdendin.
4- Bir zaman Yûsuf, babasına babacığım demişti, ben onbir
yıldızla güneşi ve ayı gördüm, bir de baktım ki onlar, bana
secde ediyorlar.(1)
5- Babası, oğulcağızım demişti, rüyanı kardeşlerine söyleme,
sana bir düzen kurarlar sonra. Şüphe yok ki Şeytan, insanlara
apaçık bir düşmandır.
6- Böylece Rabbin, seni seçecek ve rüyalara âit tâbirleri
öğretecek sana. Ve bundan önceki ataların İbrâhim'e ve İshak'a
nasıl nîmetlerini tam olarak ihsân ettiyse sana ve Yakup soyuna
da nîmetlerini tam olarak ihsân edecek. Şüphe yok ki Rabbin, her
şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
7- Andolsun ki Yûsuf'la kardeşlerine âit vakalarda soranlar için
nice ibretler var.
8- Hani onlar, Yûsuf'la kardeşi demişlerdi, babamıza bizden
fazla sevgili ve bizse birbirini tutan ve daha kuvvetli bulunan
bir topluluğuz. Şüphe yok ki babamız, yanlış bir yol tutmuş.
9- Öldürün Yûsuf'u, yahut da öyle bir yere atın ki babanız,
artık onu göremesin, ondan sonra tövbe eder, düzgün bir topluluk
olursunuz.
10- İçlerinden biri Yûsuf'u öldürmeyin demişti, mutlaka bir şey
yapacaksınız bir kuyuya atın bâri de gelip geçenlerden onu bulup
alan olsun.
11- Onlar, baba demişlerdi, ne diye Yûsuf'u emniyet etmiyorsun
bize ve biz, hiç şüphe yok ki ona öğütler vermedeyiz.
12- Yarın onu bizimle yolla da bol-bol yesin, içsin, oynasın ve
biz onu mutlaka koruruz.
13- Yakup, onu götürür, giderseniz kederlenirim ben ve korkarım
ki siz, ondan gaflet edersiniz de gelip kurt yer onu demişti.
14- Biz demişlerdi, güçlü kuvvetli bir toplulukken gelip onu
kurt yerse artık şüphe yok ki ziyankârlardan oluruz.
15- Sonucu onu götürüp kuyuya atmaya hep berâber karar
verdikleri zaman ona, andolsun ki farkında bile olmadıkları bir
anda şu yaptıklarını haber vereceksin onlara diye vahyet-miştik.
16- Akşam olunca ağlaya-ağlaya babalarına gelmişlerdi.
17- Baba demişlerdi, biz yarışa gitmiştik, Yûsuf'u da
elbiselerimizin başında bırakmıştık, bir kurt gelip yemiş onu,
fakat biz doğru söylesek de sen inanmazsın bize.
18- Gömleğini de kana bulayıp yalanlarını ispât için
getirmişlerdi. Yakup, olsa-olsa demişti, nefisleriniz,
yaptığınız işi size güzel, o güç işi kolay göstermiş; fakat ben,
pek güzel dayanır, sabrederim ve anlattıklarınıza karşı da ancak
Allah'tan yardım dilerim.
19- Derken bir yolcu kafilesi geçerken kuyudan su almak için
birini yollamışlardı, o da kovasını kuyuya salınca müjde diye
bağırmıştı, burada bir genç var ve onu çıkarıp bir ticâret malı
gibi gizlemişlerdi; Allah'sa onların yaptıklarını biliyordu.
20- Ve onu değersiz bir kâr, sayılı birkaç kuruş karşılığında
satmışlardı ve onu satarlarken paraya pek o kadar rağbetleri de
yoktu.
21- Mısır halkından olup onu satın alan kişi, karısına, buna
izzetle muâmele et, umarım ki bize faydası dokunur, yahut da onu
evlât ediniriz demişti. İşte Yûsuf'u, Mısır'da böylece
yerleştirdik de ona rüya yormasını öğrettik ve Allah, yaptığı
işte üstündür daima, fakat insanların çoğu, bunu bilmez.
22- Ergenlik çağına girince ona hükmetme kabiliyeti ve bilgi
verdik ve işte iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
23- Evinde bulunduğu kadın, ondan murât almak istedi de kapıları
sımsıkı kapattı ve hadi dedi, beri gel. O, Allah'a sığınırım
dedi; şüphe yok ki kocan, benim efendimdir ve şüphe yok ki
zulmedenler, asla kurtulamaz, murâdına eremez.
24- Andolsun ki kadın, ondan murât almayı iyice kurmuştu, eğer
Rabbinin burhanını görmeseydi Yûsuf da onun hakkında niyetini
bozardı, işte biz ondan çirkin ve kötü şeyleri böylece giderdik,
çünkü şüphe yok ki o, gönlünü bize bağlamış kullarımızdandı.
25- Derken ikisi de kapıya doğru koştu. Kadın, onun gömleğini
arkadan boydan boya yırtmıştı ki tam bu sırada kapıdan
çıkarlarken kadının kocasına kapı önünde rastladılar. Kadın,
karına kötülük etmek isteyenin cezâsı, zindana atılmaktan, yahut
elemli bir azâba uğratılmaktan başka ne olabilir ki dedi.
26- Yûsuf, o benden murât almak istedi dedi ve kadının
yakınlarından biri tanıklık ederek dedi ki: Eğer Yûsuf'un
gömleği, ön taraftan yırtılmışsa kadın doğrudur, o
yalancılardandır.
27- Yok, eğer gömleği arka taraftan yırtılmışsa kadın yalan
söylemektedir, o doğruculardan.
28- Kocası, Yûsuf'un gömleğini arka taraftan yırtılmış görünce
hiç şüphe yok ki dedi bu, sizin düzenlerinizden. Gerçekten de ey
kadınlar, düzenleriniz pek büyüktür sizin.
29- Ey Yûsuf, sen de bu meseleyi bırak artık ve sen ey kadın,
suçundan tövbe et, şüphe yok ki sen, hata işleyenlerdensin.
30- Şehirdeki kadınlar, azîzin karısı, kölesinden murât almak
istemiş, sevgi, bütün kalbini kaplamış, görüyoruz ki o, apaçık
bir sapıklıkta dediler.(2)
31- Dedikodularını duyunca dâvet etti onları ve dayanacak şeyler
getirdi, sofra çıkardı ve her birine birer bıçak verdi ve
Yûsuf'a, görün şunlara, gel dedi. Kadınlar, onu görünce
şaşırdılar, meyve yerine ellerini doğradılar ve tenzîh ederiz
Allah’ı dediler, hâşâ bu insan değil, olsa-olsa büyük ve şerefli
bir melek.
32- O da, işte dedi, hakkında beni kınayıp durduğunuz bu zat.
Ondan murât almak istedim de o namusunu korudu, kötülük etmedi.
Fakat yemîn ederim ki
emredileni yapmazsa zindana attıracağım onu ve herhalde horluğa
uğrayanlara katılacak.
33- Yûsuf, Rabbim dedi, zindan, bunların dâvet ettikleri şeyden
daha hayırlı bence. Bunların düzenlerini benden uzaklaştırmazsan
belki onlara meyleder de bilgisizlerden olurum.
34- Rabbi de artık onun dûasını kabûl etti ve düzenlerini
defetti ondan; şüphe yok ki o, duyar, bilir.
35- Sonra onun suçsuzluğuna dâir bunca deliller görmekle berâber
gene de bir müddet hapsedilmesini muvâfık bir tedbîr saydılar.
36- Ve onunla berâber zindana iki de delikanlı girmişti.
Bunların biri, ben dedi, rüyamda gördüm, şarap yapmak için üzüm
sıkıyormuşum ve öbürü ben de dedi, rüyamda gördüm, başımda ekmek
var, kuşlar gelip tepemdeki ekmeği yiyormuş. Bunları yor bize,
çünkü biz seni görüyoruz ki iyilik edenlerdensin.
37- Yûsuf, size dedi, rızıklanacağı-nız hiçbir yemek gelmiyor ki
ben onu, önceden haber vermiş olmayayım; bu da Rabbimin bana
öğrettiklerinden. Şüphe yok ki ben, Allah'a inanmayan ve âhireti
inkâr eden topluluğun dinini terkettim.
38- Ve atalarım İbrâhim'in, İshak'ın ve Yakup'un dinine uydum.
Hiçbir şeyi Allah'a eş tutmamıza imkân yok, bu da bize ve
insanlara, Allah'ın bir lütfü, fakat insanların çoğu şükretmez.
39- Ey benim iki zindan arkadaşım, birbirine aykırı Rabler mi
daha hayırlı, yoksa bir ve her şeye üstün olan Allah mı?
40- Sizin, ondan başka taptığınız şeyler, ancak sizin ve
atalarınızın uydurup adlandırdığı şeylerden ibâret, Allah,
onların tanrılığına dâir hiçbir delil indirmemiştir; hüküm ancak
Allah'ındır. Ancak ona kulluk etmenizi emretmiştir, başkasına
değil. İşte dosdoğru din de budur, fakat insanların çoğu bilmez.
41- Ey benim iki zindan arkadaşım, sizin biriniz, tekrar
efendisine içki sunacak, fakat öbürü asılacak ve kuşlar, başını
didip yiyecekler. İşte esâsını anlamak istediğiniz şey böylece
taktîr edilmiş, bitmiştir.
42- Ve onlardan, kurtulacağını sandığına beni dedi, efendine
anlat. Fakat Şeytan, efendisine bunu anlatmayı unutturdu ona ve
bu yüzden daha nice yıllar zindanda kaldı.156
43- Padişah dedi ki: Rüyamda gördüm, yedi zayıf inek, yedi semiz
ineği yiyordu; bir de yedi terü-tâze yeşil başakla yedi tâne de
kurumuş başak gördüm. Ey ileri gelenler, rüya yormayı
biliyorsanız bu rüyamı yorun. (3)(4)
44- Onlar, karmakarışık ve aslı olmayan bir düş; biz bu çeşit
boş rüyaları yormayı bilmeyiz dediler.
45- O iki adamdan biri olan ve zindandan kurtulan adam, nice
zaman sonra hatırlayıp ben dedi bu rüyayı yorarım, beni hemen
gönderin o zâta.
46- Ey Yûsuf dedi, ey çok gerçek, yedi semiz ineği yiyen yedi
zayıf ineği, yedi yeşil ve bir de yedi kuru başağı yor bize de
belki insanlara varır anlatırım, onlar da belki bilirler,
anlarlar.
47- Yûsuf dedi ki: Yedi yıl, âdet olduğu gibi ekip biçin,
hâsılatın pek azını yiyin, geri kalanını saklayın.
48- Bu yedi yıldan sonra yedi yıl kurak olacak, bu yıllarda da
önceden biriktirdiğinizi, azbir miktârın saklamak şartıyla
yiyin.
49- Bundan sonra da bir yıl gelecek ki halk, yağmura kavuşacak,
o yıl bol bol yağmurlar yağacak.
50- Padişah, o zâtı getirin bana dedi. Elçi gelince dön efendine
de dedi, ellerini doğrayan kadınların neydi zorları, bir sor
ona; şüphe yok ki Rabbim, onların düzenini bilir.
51- Padişah, o kadınlara, Yûsuf'tan murât almak istediğiniz
zaman ne haldeydiniz dedi. Allah için dediler, onun bir
kötülüğünü görmedik, bilmedik. Azîzin karısı da şimdi işte dedi,
hak çıktı meydana, ondan murât almak isteyen bendim ancak ve o,
hiç şüphe yok ki gerçeklerdendi.
52- Yûsuf, bu da dedi, padişahın, o yokken ona bir hâinlik
yapmadığımı bilmesi içindi ve şüphe yok ki Allah, hâinlerin
düzenlerini başarıyla sonuçlandırmaz.
53- Ve ben kendimi, hiç kötülükte bulunmam diye tamamıyla temize
çıkaramam, ancak Rabbim acırsa kötülük yapmam. Şüphe yok ki
Rabbim, suçları örter, rahîmdir.
54- Padişah, onu tapıma getirin de dedi, kendime öz yakınım
edineyim onu. Yûsuf'la konuşunca da gerçekten de dedi, bugün sen
büyük bir mevki sâhibisin, emin bir adamsın.
55- Yûsuf, beni ülkenin hazînelerine memûr et, şüphe yok ki ben
onları iyi korurum ve ne yapacağımı bilirim dedi.
56- İşte Yûsuf'a Mısır'da böylece bir mevki verdik, nereyi
isterse orada, dilediği gibi konaklardı. Rahmetimizi, kime
dilersek ona nasîb ederiz ve iyilikte bulunanların ecrini zâyi
etmeyiz.
57- Âhiret mükâfâtıysa inanan ve çekinenlere daha hayırlıdır.
58- Yûsuf'un kardeşleri gelip hûzuruna girdiler; Yûsuf, onları
tanıdı, fakat onlar, Yûsuf'u tanıyamadılar.
59- Yüklerini hazırlayınca onlara, aynı babadan olma bir
kardeşinizi getirin bana dedi, görmüyor musunuz, ben ölçeği
tamam ölçmedeyim ve konuk ağırlayanların da en hayırlısıyım.
60- Onunla berâber gelmezseniz size benden bir ölçek bir şey
bile yok, yaklaşmayın artık buraya.
61- Babasından izin almaya çalışırız ve herhalde bu işi
başarırız dediler.
62- Kullarına da, aldıkları zahîreler içinde bulup gördükleri
ikrâmı anlasınlar da tekrar gelsinler diye zahîre bedellerini
yüklerinin içine koyun diye emretti.
63- Dönüp babalarına varınca baba dediler, bize artık zahîre
verilmeyecek, kardeşimizi de bizimle gönder de zahîre alalım ve
şüphe yok ki biz, onu iyice koruruz.
64- Yakup, bundan önce kardeşini ne kadar emniyet ettiysem bunu
da o kadar emniyet ederim size; şüphe yok ki Allah, koruyanların
hayırlısıdır ve o, merhametlilerin en merhametlisidir dedi.
65- Yüklerini açıp aldıkları zahîreye karşılık verdikleri
bedelleri de yüklerinin içinde bulunca baba dediler, daha ne
istiyoruz? İşte zahîre bedellerimiz de bize geri verilmiş.
Onlarla tekrar âilemize zahîre getiririz, kardeşimizi koruruz,
daha fazla zahîre alırız. Zâten bu seferki bize yetmeyecek kadar
da az.
66- Etrâfınız kuşatılmadıkça dedi, onu mutlaka geri
getireceğinize dâir Allah adına bir söz vermezseniz sizinle
imkânı yok göndermem onu. Onlar, söz verince de bu dediklerimize
Allah tanık olsun dedi.
67- Ve oğullarım dedi, hepiniz aynı kapıdan girmeyin, ayrı-ayrı
kapılardan girin. Fakat gene de Allah'ın takdîr ettiği hiçbir
şeyi gideremem sizden; hüküm, ancak Allah'ındır. Ona dayandım ve
dayananlar da ancak ona dayanmalı.
68- Babalarının emrettiği gibi Mısır'a girdiler ama bu, Allah'ın
takdîrinden hiçbir şeyi gideremedi, ancak Yakup'un dileği yerine
gelmiş oldu ve şüphe yok ki Yakup, kendisine öğretmiş
olduğumuzdan dolayı bir bilgiye sâhipti, fakat insanların çoğu
bilmez.
69- Yûsuf'un huzûruna girdikleri zaman Yûsuf, kardeşini yanına
aldı da ben senin kardeşinim dedi, onların yaptıkları hareketten
kederlenme.
70- Onların yüklerini hazırlayınca şerbet içtiği bardağı
kardeşinin yükünün içine koydurdu, sonra da ey kafile, siz
hırsızsınız diye bir münâ-dîye nidâ ettirdi.
71- Yakup'un oğulları, onlara dönerek ne kaybettiniz dediler.
72- Padişâhın şerbet bardağını kaybettik, bulup getirene bir
deve yükü zahîre verilecek, ben de kefîlim buna dediler.
73- Onlar, andolsun Allah'a ki dediler, biz yeryüzünde bir
bozgunculuk, bir kötülük yapmak için gelmedik buraya, bunu siz
de biliyorsunuz ve biz hırsız değiliz.
74- Onlara, yalan söylüyorsanız hangi cezâya râzısınız dediler.
75- Kimin yükünde bulunursa dediler, o, malını çaldığı adama
köle olur. Biz zulmedenleri böyle cezâlandırırız.
76- Yûsuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini
araştırmaya başladı, sonra da yitiğini kardeşinin yükünden
çıkardı. Yûsuf'a, böyle bir düzende bulunmasını emrettik, yoksa
Allah dilemedikçe padişahın dinince kardeşini esîr edemezdi;
dilediğimizin derecelerini yüceltiriz ve her bilgi sâhibinin
üstünde bir bilen var.
77- Bu dediler, hırsızlık ettiyse daha önce bir kardeşi de
hırsızlık etmişti. Yûsuf, bunu gizledi onlardan ve kendi kendine
dedi ki: Sizin durumunuz daha kötü, anlattığınız şeyi Allah daha
iyi bilir.
78- Ey azîz dediler, onun ihtiyar bir babası var, onun yerine
bizim birimizi al; seni görüyoruz ki gerçekten de iyilik
edenlerdensin.
79- Allah'a sığınırım dedi, bir başkasını tutup köle yapmaktan;
ancak malımızı kimde bulduysak onu köle yaparız biz; yoksa
şüphesiz zulmedenlerden oluruz.
80- Ondan tamamıyla ümitlerini kesince gizlice konuşarak
çekildiler. Büyükleri, bilmiyor musunuz dedi, babanız Allah
adına sizden kuvvetli bir söz aldı, daha önce de Yûsuf
hakkındaki vazîfenizde ne çeşit kusur ettiniz? Babam izin
verinceye dek, yahut Allah, benim hakkımda bir hüküm yürütünceye
kadar ben buradan ayrılmayacağım ve o, hükmedenlerin en
hayırlısıdır.
81- Siz babanıza dönün de baba deyin, oğlun hırsızlık etti ve
biz, ancak bildiğimizi söyleyerek tanıklıkta bulunduk, gizli
olanıysa zâten bilemeyiz.
82- İçinde bulunduğumuz şehir halkına da sor, berâber geldiğimiz
kervan halkına da ve şüphe yok ki doğru söylemekteyiz.
83- Yakup, olsa-olsa dedi, nefisleriniz, yaptığınız işi size
güzel, o güç işi kolay göstermiş; fakat ben, pek güzel dayanır,
sabrederim. Umarım ki Allah hepsine birden kavuşturur beni, hiç
şüphe yok ki o, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
84- Ve onlardan yüz çevirdi de ey beni tükenmez, sonu gelmez
kederlere salan Yûsuf demeye başladı ve kederden gözleri ağardı
ve artık derdini yutmaktaydı o.
85- Allah'a andolsun dediler, hâlâ Yûsuf'u anıp durmadasın,
sonunda hastalanıp eriyecek, yahut da helâk olup gideceksin.
86- Ben dedi, taşan derdimi, kederimi ancak Allah’a arzetmedeyim
ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum ben.
87- Oğullarım dedi, gidin, Yûsuf’la kardeşinden bir haber
getirin ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü kâfir olan
topluluktan başka kimsecikler, Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.
88- Huzûruna girdikleri zaman ey azîz dediler, biz de darda
kaldık, açlığa düştük, âilemiz de ve pek değersiz bir karşılıkla
geldik, bize zahîre ver ve tasadduk et bize, şüphe yok ki Allah
lûtfedenleri sever.
89- Dedi ki: Bilgisiz olduğunuz çağlarda Yûsuf'a ve kardeşine
neler yaptığınızı biliyor musunuz?
90- Yoksa dediler, sen Yûsuf musun? Ben dedi Yûsuf'um, bu da
kardeşim. Allah lûtfetti bize. Şüphe yok ki kim çekinir ve
sabrederse mutlaka Allah, bu çeşit iyilik edenlerin ecrini zâyi
etmez.
91- Allah'a andolsun ki dediler, Allah seni gerçekten de bizden
üstün etmiş ve doğrucası biz hata etmiştik.
92- Bugün sizi ne ayıplama var dedi, ne kınama; Allah yarlıgasın
sizi ve o, merhametlilerin en merhametlisidir.
93- Şu gömleğimi alın da götürün, babamın gözlerine sürün,
iyileşir, görmeye başlar. Bütün âilenizle gelin buraya.
94- Kervan, Mısır'dan ayrılınca babaları, bana bunak demeseniz
bâri, Yûsuf'un kokusunu duyuyorum dedi.
95- Andolsun Allah'a ki dediler, sen hâlâ eski yanlışında ısrâr
etmedesin.
96- Müjdeci gelip de gömleği gözlerine sürünce Yakup'un gözleri
açıldı, görmeye başladı. Demedim mi size, şüphe yok ki Allah
bana bildirmiştir, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim ben dedi.
97- Babamız dediler, suçlarımızın yarlıganmasını dile, gerçekten
de yanlış bir harekette bulunduk biz.
98- Rabbimden yarlıganmanızı dileyeceğim dedi, şüphe yok ki o,
suçları örter, rahîmdir.
99- Yûsuf'un huzûruna girdikleri zaman o, anasına, babasına
sarıldı, kucakladı onları ve Allah'ın izniyle dedi, emîn olarak
girin Mısır'a
100- Anasıyla babasını tahta çıkartıp oturttu ve hepsi de ona
karşı secdeye kapandılar. Babacığım dedi, evvelce gördüğüm rüya,
bu işte, Rabbim onu gerçekleştirdi ve beni zindandan çıkararak
lûtfetti bana; Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan
sonra da sizi çölden getirdi. Şüphe yok ki Rabbim, dilediği şeyi
tedbîr edip lütfüyle meydana getirir; şüphe yok ki o her şeyi
bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
101- Rabbim, sen bana saltanat ihsân ettin ve rüya yormasını
bellettin. Ey gökleri ve yeryüzünü yaratan, sensin benim dostum,
yardımcım dünyâda da, âhirette de, beni Müslüman olarak öldür ve
düzgün, iyi kullarına kat beni.
102- İşte bu, gaibe âit haberlerdendir ki sana vahyetmedeyiz.
Düzene girişerek yapacakları işi kararlaştırdıkları zaman
yanlarında değildin ya.
103- Sen ne kadar üstlerine düşersen düş, gene de insanların
çoğu imana gelmez.
104- Buna karşılık bir ücret de istemiyorsun, bu, âlemlere
öğütten başka bir şey değil.
105- Göklerde ve yeryüzünde nice deliller vardır ki onları
görmezler ve yüz çevirip giderler.
106- Çoğu inanmaz da ona şirk koşar.
107- Yoksa onlar, herkesi gelip kaplayacak Allah azâbından,
yahut hiç haberleri yokken ansızın gelip çatacak kıyâmetten emin
mi oluyorlar?
108- De ki: İşte bu, benim yolum; ben de can gözüm açık olarak
sizi Allah'a çağırmadayım, bana uyanlar da o çeşit çağırmada ve
Allah'ı tenzîh ederim ve ben müşriklerden değilim.
109- Senden önce gönderdiğimiz kimseler de şehirlerin
ahâlisinden birtakım adamlardı ancak. Yeryüzünde hiç mi
gezmezler de kendilerinden öncekilerin sonucu ne olmuş,
görmezler? Ve âhiret yurdu, çekinenler için elbette daha
hayırlıdır, hâlâ mı akıl etmezsiniz?
110- Sonucu peygamberler, tamâmıyla ümitlerini kesip tamamıyla
inkâr edileceklerini sandıkları zaman yardımımız gelmiştir de
dilediğimizi kurtarmışızdır. Fakat azâbımız, suçlu topluluktan
hiçbir sûretle geriye çevrilemez.
111- Andolsun ki onların hikâyelerinde akıl ve dirâyet
sâhiplerine ibretler var. Uydurulmuş bir söz değil, önceki
kitapları gerçekleyen ve her şeyi bildiren bir söz bu ve inanan
topluluğa da hidâyet ve rahmet.
(1) On bir yıldızla kardeşleri, ayla babası güneşle de anası
temsil ediliyor.
(2) Ayette geçen "aziz" Mısır'ın maliye işlerine bakan en büyük
memûru olduğu ve aziz kelimesinin, onun adı olmayıp memûriyetine
verilen ad bulunduğu rivâyet edilmiştir. Firavun, yani Mısır
hükümdarıdır diyenler de vardır. Ahd-i Atıyk, Yûsuf'u satın alan
kişinin, Firavun’un maiyet askeri kumandanı Yutıfar olduğunu
söylüyor (Tekvin, 39).
(3) Nice yıllar. Bunun karşılığı olan Arapça kelime, on
sayısının bölümlerine verilen bir addır. Üçten ona kadar olan
sayılardan biridir, beşten yukarı, ondan aşağıdır demişlerdir
(al-Müfredât, 49). İbn-i Abbas'tan gelen rivâyete göre yedi
yıldır. Aliyy-ibn-il-Huseyn'le Câ'fer-üs-Sâdık (a.s)'tan da yedi
yıl olduğu rivâyet edilmiştir (Mecma' 1, 598).
(4) Kur’ân, rüyayı görenin "melik", yani Firavun olduğunu
söylüyor. Ahd-i Atıyk'te de böyledir. Hz. Yûsuf, rüyayı
yorduktan sonra sûrenin 54. âyetinden itibaren anlatıldığı gibi
Mısır'da maliye işlerine memûr olmuştur. Ahd-i Atıyk'te de böyle
anlatılmaktadır. |