|
geri
14- İBRAHİM
SURES
(Mekkîdir, elli iki âyettir)
(28 ve 29. âyetleri, İbn-i Abbas, Katâde ve Hasen'e göre
Medenîdir, Bedir'de öldürülen Müşriklere aittir. İçinde İbrahîm
Peygamberden bahsedildiği için bu adla adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Elif lâm râ.
Bir kitaptır bu ki insanları karanlıklardan nûra çıkarman,
Rablerinin izniyle üstün ve gerçekten de hamde lâyık olan Tanrı
yoluna götürmen için onu sana indirdik.
2- Bir Allah'tır ki onundur göklerde ne varsa ve yeryüzünde ne
varsa. Vay kâfirlere çetin azaptan.
3- Onlar dünyâ yaşayışını âhiretten üstün tutup severler, halkı
Allah yolundan menederler ve o yolu eğriltmek isterler. Onlardır
pek uzak bir sapıklığa dalanlar.
4- Onlara iyice anlatabilmesi için kendi kavminin dilinden başka
bir dille hiçbir peygamber göndermedik. Gerçekten de Allah,
dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola sevk eder ve odur
üstün ve hüküm ve hikmet sâhibi.
5- Andolsun ki Mûsâ'yı, kavmini karanlıklardan nûra çıkar ve
onlara Allah'ın günlerini an diye delillerimizle gönderdik.
Şüphe yok ki bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için
deliller var.
6- An o zamanı ki Mûsâ, kavmine Allah'ın size nîmetlerini anın
demişti; hani sizi kötü bir azapla azaplandıran, oğullarınızı
kestirip kızlarınızı bırakan Firavun soyundan kurtarmıştı ve
bunda Rabbinizden büyük bir sınama vardı size.
7- Hani Rabbiniz size, andolsun ki nîmetlerime şükrederseniz
arttırırım ve andolsun ki nankörlük ederseniz şüphe yok ki
azâbım pek çetindir diye hükmünü bildirmişti.
8- Ve Mûsâ demişti ki: Siz de nankörlük etseniz, yeryüzünde kim
varsa hepsi de nankörlük etse şüphe yok ki Allah, müstağnîdir ve
gerçekten de hamda lâyıktır.
9- Sizden önce gelip geçen Nûh, Âd ve Semûd kavimleriyle
onlardan sonra gelip geçen ve ancak Allah'ın bildiği kavimlere
âit olan haberler gelmedi mi size? Onlara peygamberleri, apaçık
delillerle gelmişti de onlar, elleriyle peygamberlerinin
ağızlarını örtmüşler ve biz demişlerdi, sizinle gönderilenleri
inkâr ediyoruz ve gerçekten de bizi dâvet ettiğiniz şeyler
hakkında şüphe ve tereddüt içindeyiz.
10- Peygamberleri, Allah'tan şüphe edilir mi dediler, gökleri ve
yeryüzünü yaratandır o; suçlarınızı örtmek ve muayyen vaktedek
size mühlet vermek için çağırmada sizi. Siz de dediler, bizim
gibi insansanız ancak; bizi atalarımızın taptıklarından
vazgeçirmek istiyorsunuz, öyleyse apaçık bir delil gösterin
bize.
11- Peygaberleri, biz de dediler, sizin gibi insanız, fakat
Allah, kullarından dilediğine lûtfeder, ihsânda bulunur ve biz,
Allah'ın izni olmadıkça size bir delil ve mûcize gösteremeyiz ve
inananlar, artık Allah'a dayanmalı.
12- Ve ne diye Allah'a dayanmayalım ki gerçekten de o
sevketmiştir bizi doğru yola ve elbette bize ettiğiniz
eziyetlere katlanacağız ve dayananlar, artık ancak Allah'a
dayanmalı.
13- Kâfir olanlar, peygamberlerine dediler ki: Ya sizi
yurdumuzdan çıkarırız,
yahut da bizim dinimize dönersiniz. Rableri, onlara vahyetti:
Mutlaka zâlimleri helâk edeceğiz.
14- Sonra da onlardan sonra sizi, yerlerine yerleştireceğiz.
İşte bu, benim huzûruma gelmekten korkanlara ve azâbımdan
korkanlara âit bir şey.
15- Peygamberler, fetih ve yardım istediler ve her inatçı
cebbar, mahrûm olup gitti.
16- Önünde de cehennem var, orada kanlı, irinli su içirilecek
ona.
17- Yudum-yudum içmeye çalışacak, fakat bir türlü boğazından
geçmeyecek; her taraftan ölüm gelecek ona, fakat ölmeyecek de ve
ilerde daha da ağır bir azap var.
18- Rablerine kâfir olanların örneği, bir küle benzer, kasırga
estiği bir günde bu kül, yelle savrulur gider. Kazançlarından
hiçbir şey elde edemezler, işte budur doğru yoldan çok uzak bir
sapıklık.
19- Görmedin mi ki Allah, gökleri ve yeryüzünü hak ve gerçek
olarak yarattı. Dilerse sizi helâk eder ve yerinize yeni bir
halk getirir.
20- Ve bu da Allah'a güç bir şey değildir.
21- Hepsi de toplanıp Allah'ın tapısına çıkar; zayıflar,
ululanan büyüklere şüphe yok ki derler, biz size uymuştuk,
Allah'ın azâbından bir kısmını olsun bizden defedebilir misiniz?
Onlar da Allah bizi doğru yola sevketseydi biz de size doğru
yolu gösterirdik derler, artık ağlayıp sızlasak da bir bizim
için, sabredip katlansak da; sığınacak hiçbir yerimiz yok. (1)
22- İş olup bitince Şeytan der ki: Şüphe yok ki Allah, gerçek
olarak vaitte bulundu size. Ben de size vaat ettim ama vaadimde
durmadım ve zâten de size karşı bir gücüm-kuvvetim yoktu, ancak
sizi dâvet ettim, siz de icâbet ettiniz bana; beni kınamayın,
kendinizi kınayın. Artık ne benim size bir yardımım dokunabilir,
ne sizin bana bir yardımınız dokunabilir. Zâten daha önceden de
beni ona eş tutmanızı tanımamıştım ben. Şüphe yok ki
zulmedenlere elemli bir azap var.
23- İnananlar ve iyi iş işleyenler, kıyılarından ırmaklar akan
cennetlere alınırlar, orada, Rablerinin izniyle ebedî kalırlar.
Orada birbirlerine iltifatları, esenlik size sözüdür.
24- Görmedin mi Allah nasıl örnek getirmede, temiz söz, tertemiz
bir ağaca benzer; kökü sâbittir, dalları, budakları gökte.161
25- Meyvesini her zaman verir Rabbinin izniyle ve Allah, düşünüp
ibret alsınlar diye insanlara örnekler getirir.
26- Pis söz de pis ağaca benzer; kesilip yerden çıkarılmıştır,
duracak hâli yoktur onun.
27- Allah, inananlara dünyâ yaşayışında da, âhirette de o sâbit
sözle sebat verir ve zulmedenleri saptırır ve Allah, dilediğini
yapar.162
28- Görmedin mi Allah'ın nîmetini küfre değişenleri ve
kavimlerini de sürükleyip helâk yurduna konduranları.
29- Cehenneme sokanları? Hepsi de oraya gider ve orası, karâr
edilecek ne kötü yerdir.
30- Onlar, halkı onun yolundan çıkarıp saptırmak için Allah'a
benzerler kabûl ettiler. De ki: Geçinin şimdilik, çünkü
gerçekten de dönüp varacağınız yurt ateştir. (2)
31- İmân eden kullarıma söyle: Namaz kılsınlar ve onları
rızıklandır-dığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcasınlar
o gün gelip çatmadan ki ne alış-veriş var o günde ne karşılıklı
dostluk.
32- Bir Allah'tır ki gökleri ve yeryüzünü yaratmıştır ve gökten
yağmur yağdırıp o sûretle size rızık olarak meyveler bitirmiştir
ve emriyle denizde akıp giden gemileri râm etmiştir size ve râm
etmiştir ırmakları size.
33- Ve devir ve hizmetlerinde dâim olan güneşle ayı râm etmiştir
geceyle gündüzü size.
34- Ve Allah ne dilediyseniz hepsini de vermiştir size ve
Allah'ın nîmetlerini saymaya kalkışırsanız sayamazsınız.
Gerçekten de insan, pek zâlimdir, küfrü pek boldur onun.
35- An o zamanı ki İbrahîm, Rabbim demişti, bu şehri emîn et,
beni de, oğlumu da putlara tapmaktan uzaklaştır.(3)
36- Rabbim, şüphe yok ki onlar, insanların çoğunu doğru yoldan
saptırdılar. Artık kim bana uyarsa o bendendir ve bana isyân
edene gelince: Şüphe yok ki sen, suçları örtersin, rahîmsin.
37- Rabbimiz, soyumun bir kısmını ekin bitmez bir yere, hürmeti
vâcib olan evinin yanına yerleştirdim, Rabbimiz, namaz kılsınlar
diye. Artık insanların bir kısmı da onlara gönül versin,
sevsinler onları ve şükretmeleri için de meyvelerle rızıklandır
onları.(4)
38- Rabbimiz, şüphe yok ki gizlediğimizi de bilirsin sen, açığa
vurduğumuzu da ve Allah'tan hiçbir şey gizlenemez ne yeryüzünde,
ne de gökte.
39- Hamd Allah'a ki ihtiyarlığımda bana İsmâîl'i ve İshak'ı
verdi. Şüphe yok ki Rabbim, duâyı mutlaka duyar.
40- Rabbim, beni de, soyumdan gelenleri de namaza müdâvim et;
Rabbi-miz duâmızı da kabûl et.
41- Rabbimiz, benim suçlarımı ört, yarlıga beni ve anamı, babamı
ve inananları halkın soru-sorgu için kalktığı gün.
42- Zâlimlerin yaptıklarından gafil sanma Allah'ı sakın; ancak
onların cezâsını, gözlerin dikilip kalacağı güne tehir etmede.
43- O gün, başları göğe çevrilmiş, koşup dururlar, göz çevirip
kendilerine bile bakmazlar ve yürekleri bomboştur.
44- Kendilerine azâbın gelip çatacağı o günü haber ver, korkut
insanları. Zulmedenler diyecekler ki: Rabbimiz, yakın bir
zamânadek bırak bizi, tekrar dünyâya dönelim de dâvetine icâbet
edelim ve peygamberlere uyalım. Siz değil misiniz daha önce,
bize bir zevâl yoktur diye yemin edenler?
45- Kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz ve onlara
nasıl azâp
ettiğimiz sizce apaçık belli oldu ve size nice örnekler
getirdik.
46- Düzenlerini yaptılar, düzdükleri hîlelerin cezâsıysa Allah
katında, hattâ hîlelerinden dağlar bile yerinden oynasa.
47- Sakın Allah, peygamberlerine vaadettiğinden döner sanma.
Şüphe yok Allah üstündür, intikam alır.
48- O gün, bir gündür ki yeryüzü de başka bir yeryüzüne döner,
gökler de. Herkes, bir ve kahhâr Allah'ın tapısında toplanır.
49- O gün görürsün ki suçluların boyunlarına zincirler vurulmuş.
50- Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplamış.
51- Allah, herkese yaptığının karşılığını verir. Şüphe yok ki
Allah'ın hesap görmesi, pek tezdir.
52- İşte bu, insanlara bir tebliğdir; ibret alsınlar ondan ve
bilsinler ki odur ancak tapacak bir mabut ve düşünüp ibret alsın
akıl ve dirâyet sâhipleri.
(1) Temiz sözden maksat, imanı bildiren şahadet kelimesidir,
temiz ağaç da iman sahibidir. Temiz ağaç hurmadır diyenler de
vardır.
(2) Sabit söz, imanı bildiren sözdür.
(3) Ve devamı. İbrahîm Peygamberin olayları Ahd-i Atıyk'ın
Tekvin bölümünde kayıtlıdır (12-25).
(4) Ekin bitmez yer Mekke'dir, hürmeti vacip ev de Kâ'be'dir. |