|
geri
16- NAHL
SURES
Mekkîdir, yüzyirmi sekiz âyettir.
(Baştan kırk âyeti Mekkîdir, diğerleri Medenîdir. İçinde arıdan
bahsedildiği için bu adla adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Allah'ın emri
gelip çatmada, sakın hemencecik gelmesini istemeyin. O,
müşriklerin şirk koştuklarından münezzehtir ve yücedir.
2- Benden başka yoktur tapacak o halde çekinin benden, hükmünü
bildirip insanları korkutun diye, kullarından dilediğine
melekleri indirerek vahyeder.
3- Göklerle yeryüzünü abes değil, hak ve gerçek olarak
yaratmıştır, yücedir müşriklerin şirk koştuklarından.
4- İnsanı bir damla sudan yarattı, böyleyken bir de bakarsın o,
apaçık bir düşman kesilmiş.
5- Davarları da o çeşit halketmiştir; onlardan giyiminizi temin
edersiniz ve size faydalar var onlardan ve bir kısmını da
yersiniz.
6- Akşamleyin yayımdan getirir, sabahleyin yayıma götürürken de
güzellikleri var, zevk alırsınız onlardan.
7- Kendinize meşakkatler vererek ancak vaRabileceğiniz şehirlere
de yüklerinizi taşırlar; şüphe yok ki Rabbiniz mutlaka
esirgeyicidir, rahîmdir.
8- Binmeniz için ve ziynet için atları, katırları, merkepleri
yaratmıştır, daha da bilmediğiniz neler yaratır.
9- Doğru yolu bildirmek, Allah'a âittir, yolların eğrisi de var
ve dileseydi hepinizi de doğru yola sevk ederdi.
10- Öyle bir mabuttur ki size gökten yağmur yağdırır da suyunu
içersiniz, hayvanlarınızı otlattığınız ağaçlar ve otlar da
onunla biter, yeşerir.
11- Onunla size, ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve
çeşit-çeşit meyveler bitirir. Şüphe yok ki bunda, düşünen
topluluğa bir delil var.
12- Ve râm etmiştir size geceyle gündüzü, güneşle ayı; yıldızlar
da râm olmuştur emriyle. Şüphe yok ki bunda, akıl eden topluluk
için deliller var.
13- Ve yeryüzünde sizin için yarattığı, ayrı-ayrı, çeşitli
renklerde ne varsa hepsi râm olmuştur size. Şüphe yok ki bunda
da ibret alacak topluluk için bir delil var.
14- Öyle bir mabuttur ki râm etmiştir size denizi ondan çıkan
terü-tâze balıkları yemeniz, çıkardığınız ziynet eşyâsını
takınmanız için ve görürsün ki gemi, denizde, suları yara-yara
gitmede; râm etmiştir size denizi, nasîbinizi onun lûtfundan
arayıp bularak şükredesiniz diye.
15- Sizinle berâber sallanmaması, çalkalanmaması için yeryüzünde
muhkem ve metin dağlar yaratmıştır, ırmaklar halketmiştir ve
gideceğiniz yeri bulmanız için yollar meydana getirmiştir.
16- Ve alâmetler halktemiştir ve yıldızla yollarını bulur onlar.
17- Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hâlâ mı düşünmeyeceksiniz?
18- Ve Allah nîmetlerini saymaya kalkışsanız imkân yok,
sayamazsınız; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.
19- Ve Allah gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da.
20- Allah'tan başka tapıp çağırdıkları putlar, hiçbir şey
yaratamaz, kendileri yaratılmıştır onların.
21- Ölülerdir onlar, diriler değil, ne vakit diriltilecekler,
ondan da haberleri yok.
22- Mabudunuz, tek mabuttur, âhirete inanmayanlarınsa gönülleri
inkâr eder bunu ve onlar, ululanmayı dileyen kişilerdir.
23- Gerçekten de şüphe yok ki Allah, gizlenen şeyleri de bilir,
açığa vurulanları da; şüphe yok ki o, ululananları sevmez.
24- Onlara, Rabbiniz ne indirdi size dense derler ki: Geçmişlere
âit masallar.
25- Bu da, kıyâmet günü kendi günahlarını tamamıyla yüklendikten
başka bilgisizlikle doğru yoldan çıkarıp saptırdıkları kişilerin
suçlarının bir kısmını da yüklenmeleri içindir. Bilin ki
yüklendikleri yük, ne de kötü yüktür.
26- Gerçekten, onlardan önce gelip geçenler de düzenler
kurdular, Allah, yapılarını temellerinden yıktı da tavan,
başlarına yıkılıverdi ve hem de bu azap, anlayamadıkları bir
yerden gelip çattı onlara.
27- Sonra kıyâmet gününde de onları hor-hakir bir hâle getirecek
de Nerede diyecek, onların yüzünden inananlara düşman
kesildiğiniz ortaklarım? Bilgiye sâhib olanlarsa bugün
diyecekler, gerçekten de horluk ve kötülük kâfirlere.
28- Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken
onlar, biz hiçbir kötülük yapmadık diye-diye can verirler. Evet,
şüphe yok ki Allah, sizin yaptıklarınızı tamamıyla bilir.
29- Artık girin cehennem kapılarından, ebedî kalacaksınız orada.
Ululuk satanların yurtları, ne de kötüdür.
30- Çekinenlere, Rabbiniz ne indirdi size denince hayır indirdi
derler. Bu dünyâda güzel hareket edenlere güzel bir mükâfat var,
âhiret eviyse elbette daha da hayırlı ve çekinenlerin evleri,
gerçekten de ne güzeldir.
31- Ebedî Adn cennetleridir yurtları, oraya girerler,
kıyılarından ırmaklar akar, âhiret eviyse elbette daha da
hayırlı ve çekinenleri böyle mükâfatlandırır.
32- Öyle kişilerdir onlar ki melekler, tertemiz olarak canlarını
alır onların ve onlara, esenlik size derler, yaptığınız işlere
karşılık girin cennete.
33- Kâfirler, meleklerin gelip çatmasından, yahut Rabbinin
emrinin gelmesinden başka bir şey mi beklerler? Onlardan
öncekiler de böyle yapmışlardı ve onlara Allah zulmetmedi, fakat
onlar, kendi kendilerine zulmettiler.
34- Yaptıkları kötülüğe uğradılar ve alay ettiklerinin cezâsını
çektiler.
35- Şirk koşanlar, Allah dileseydi dediler, ne biz ondan başka
birşeye tapardık, ne atalarımız taparlardı; ne de emri olmadan
birşeyi haram sayardık. İşte onlardan öncekiler de tıpkı böyle
hareket ettiler. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazîfe
var ki?
36- Andolsun ki biz her ümmete, Allah'a kulluk edin ve
Şeytan'dan uzaklaşın diye bir peygamber gönderdik; içlerinde,
Allah'ın doğru yola sevkettiği de var, sapıklığı hakedeni de.
Gezin yeryüzünde de bakın, görün, yalanlayanların sonuçları ne
olmuş.
37- Onları doğru yola sevketmek için üstlerine düştükçe düşsen
de şüphe yok ki Allah, sapıklığı kabul edeni doğru yola getirmez
ve onlara bir tek yardımcı da yoktur.
38- Onlar, Allah'a kesin olarak ant içtiler de Allah dediler,
ölen kişiyi tekrar diriltmez. Evet, diriltecek, bir vaittir bu
ki gerçektir ve yerine getirecektir onu, fakat insanların çoğu
bilmez.
39- İhtilâf ettikleri şeylerin kendilerince apaçık anlaşılması
için ve kâfir olanların, yalancı olduklarını bilmeleri için
diriltecek onları.
40- Sözümüz budur ancak, birşeyin olmasını diledik mi ona ol
deriz, derhal olur.
41- Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda yurtlarından göçenlere
mutlaka dünyâda güzel yurtlar vereceğiz ve âhiret mükâfâtıysa
elbette bundan da büyüktür bilseler.
42- Onlar öyle kişilerdir ki sabrettiler ve Rablerine
dayandılar.
43- Andolsun ki senden önce de gönderdiğimiz ve kendilerine
vahyetti-ğimiz kimseler, insandı. Sorun bilmiyorsanız bilenlere.
44- Onları, delillerle, kitaplarla gönderdik ve sana da, onlara
ne indirildiğini açıkça anlatman, düşünmelerini sağlaman için
Kur'ân'ı indirdik.
45- Kötülük düzenleri kuranlar emin mi oldular Allah'ın, onları
yere batırmayacağından, yahut hiç anlamadıkları bir yerden
başlarına bir azap gelmeyeceğinden.
46- Yahut onu âciz bırakamayacaklarına göre dönüp dolaşırlarken
tutup onları helâk etmeyeceğinden.
47- Yahut da yavaş-yavaş azaltarak onları mahvetmeyeceğinden?
Şüphe yok ki Rabbiniz, esirgeyicidir, rahîmdir.
48- Allah'ın halkettiği şeyleri görmezler mi? Hepsinin de
gölgesi, sağdan, soldan, alçalarak Allah'a secde etmededir.
49- Ve Allah'a secde etmededir göklerde ne varsa ve yeryüzünde
yürüyen ne varsa ve melekler de ululanmadan Allah'a secde
etmededir.
50- Her şeye gücü yeten Rablerinden korkarlar da emredileni
yaparlar.
51- Allah, iki mabut tanımayın dedi, o, ancak bir mabuttur ve
artık benden korkun.
52- Onundur ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde, ibâdet ve
itâat de dâimâ onadır, hâlâ mı Allah'tan başka birinden
çekinmede, korkmadasınız?
53- Size bir nîmet gelse o, mutlaka Allah'tandır, sonra bir
zarara uğrasanız gene ona yalvarırsınız.
54- Sonra da sizden o zararı defetti mi o vakit içinizden bir
kısmı, Rablerine şirk koşar.
55- Kendilerine verdiğimiz nîmetlere nankörlük etmek için.
Geçine durun, yakında bilir, anlarsınız.
56- Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden, mâhiyetlerini
bilmedikleri putlara bir hisse ayırırlar; andolsun Allah'a ki
iftirâ ettikleri şeyler yüzünden sorguya çekilecek onlar.
57- Hâşâ, münezzehtir o, kızları olduğunu söylerler Allah'ın,
hoşlarına gidenlerse kendilerinindir onlarca.
58- Onların birine kızı olduğu müjdelenirse pek ziyâde kızar da
yüzü simsiyah olur.
59- Müjdelendiği kötü şey yüzünden, kavminden gizlenir; onu
horlukla yaşatacak mı, yoksa toprağa mı gömecek, buna dalar.
Bilin ki hükmettikleri şey, ne de kötüdür.(1)
60- Âhirete inanmayanlar, kötü sıfatlara sâhiptir, en yüce
sıfatsa Allah'ındır ve o üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
61- Allah, insanları zulümleri yüzünden helâk etseydi yeryüzünde
yürür bir tek mahlûk kalmazdı, fakat onlara azâp etmeyi mukadder
bir zamâna tehîr etti; vakitleri gelince de ne bir an geri
kalırlar, ne bir an önce gelip-çatar o mukadder vakit.
62- Allah'a, kendilerinin bile hoşlanmadıkları şeyleri
atfederler ve dilleri de güzel ve hayırlı sonucun kendilerine
mukadder olduğunu yalan yere söyler durur. Hiç şüphe yok ki
onlarındır ateş ve tezcek, herkesten önce onlar girerler ateşe.
63- Andolsun Allah'a ki senden önce de ümmetlere peygamberler
göndermiştik de Şeytan, onların yaptıkları şeyleri bezemiş, hoş
göstermişti onlara ve o, bugün de dostudur onların ve onlara
elemli bir azap var.
64- Biz sana kitabı, ancak hakkında ayrılığa düştükleri
nesneleri onlara apaçık bildirmen için indirdik ve inanan
topluluğa da hidâyettir ve rahmettir.
65- Ve Allah, gökten yağmur yağdırır da yeryüzünü, ölümünden
sonra diriltir onunla; şüphe yok ki duyan topluluğa bunda bir
delil var.
66- Davarlarda da ibret alacağınız şeyler var. Karınlarındaki
fışkıyla kan arasındaki hâlis sütü içirmedeyiz size ve süt,
içenlerin boğazlarından kayıp gitmede.
67- Hurma ağacının meyveleriyle üzümlerden de şarap yaparsınız,
güzel bir rızk elde edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden
topluluğa bir delil var.
68- Ve Rabbin, bal arısına, dağlarda, ağaçlarda ve çardak
kurulan yerlerde kovan yapın diye vahyetti.
69- Sonra dedi, bütün meyvelerden bal toplayın ve gönül
alçaklığıyla Rabbinizin yollarını tutun. Karınlarından çeşitli
renkte ballar çıkar, onlarda şifâ var insanlara. Şüphe yok ki
bunda da düşünen topluluk için bir delil var.
70- Ve Allah sizi halketti, sonra öldürür ve içinizden yaşayışın
en aşağılık çağına, kocalığa kadar ömür sürdürülenler de vardır
ki bildikleri şeyleri bilmez olurlar; şüphe yok ki Allah her
şeyi bilir, her şeye gücü yeter.
71- Ve Allah, rızık bakımından bir kısmınızı, bir kısmınızdan
üstün etmiştir. Geçimi üstün olanlar, rızıklarını, elleri
altında bulunanlara verip onları da geçim bakımından kendilerine
eşit etmezler, Allah'ın nîmetini bile-bile inkâr mı ederler?
72- Ve Allah size, kendi cinsinizden eşler halketti,
eşlerinizden de size oğullar, torunlar verdi ve tertemiz
şeylerle rızıklandırdı sizi. Hâlâ bâtıla inanırlar da Allah'ın
nîmetine karşı nankörlükle mi bulunurlar?
73- Allah'ı bırakırlar da ne göklerde, ne yeryüzünde hiçbir şeye
sâhip olmayan ve hiçbir şeye gücü yetmeyen putlara kulluk
ederler.
74- Artık Allah'a eşit varlıklar tanımayın; şüphe yok ki Allah
bilir her şeyi ve siz bilmezsiniz.
75- Allah bir örnek getirmiştir: Bir köle olsa ve hiçbir şeye
gücü yetmese ve bir de güzel bir sûrette rızıklandırdı-ğımız
birisi bulunsa da rızıklandırdığı-mız şeylerin bir kısmını,
gizli, açık yoksullara harcasa, onları geçindirse bunlar
eşit ve denk olur mu hiç? Hamd Allah'a, eşit değildir bunlar,
fakat çoğu bilmez.
76- Ve Allah, gene iki kişiyi örnek getirir: Biri dilsizdir,
hiçbir şeye gücü yetmez, sâhibine bir yüktür, nereye yollasa
hayırlı bir iş becerip gelemez. O, hiç adâletle emreden ve doğru
yolu tutmuş olan adamla eşit olur mu?
77- Ve göklerin ve yeryüzünün gizli şeyleri Allah'ındır ve
kıyâmetin kopması da göz kırpıp açacak bir ân içinde olup biter,
belki ondan daha da çabuk bir ân içinde. Şüphe yok ki Allah'ın
her şeye gücü yeter.
78- Ve Allah sizi, analarınızın karnından çıkardı, hiçbir şey
bilmezdiniz ve size, şükredesiniz diye kulak verdi, gözler
verdi, gönüller verdi.
79- Gökle yer arasında uçup duran kuşları görmezler mi? Onları
boşlukta tutan, ancak Allah'tır. Şüphe yok ki bunda da inanan
topluluğa deliller var.
80- Ve Allah, evlerinizi oturma ve dinlenme yeri yaptı ve
davarların derilerinden, göç gününüzde de, konak gününüzde de
taşıyabileceğiniz çadırlar yapmanızı sağladı ve yünlerinden,
yapağılarından, tüylerinden bir zamâna dek kullanacağınız ve
alıp satacağınız eşyâlar meydana getirmenizi temîn etti.
81- Ve Allah, yarattığı şeylerden gölgeler halketti size ve
dağlarda kovuklar, mağaralar meydana getirdi sizin için, sizi
sıcaktan, soğuktan koruyacak elbiseler, savaşta zarardan
koruyacak zırhlar yapmanızı da sağladı. Ona teslîm olmanız için
nîmetlerini böylece tamamlar size.
82- Bütün bunlara rağmen yüz çevirirlerse şüphe yok ki sana
düşen vâzîfe, açıkça tebliğden ibârettir.
83- Onlar, Allah'ın nîmetini tanırlar da sonra inkâr ederler ve
çoğu kâfirdir onların.
84- Ve o gün her ümmete bir tanık getiririz de sonra kâfirlere,
ağız açıp özür dilemeye bile izin verilmez ve yaptıkları
kötülüklerden vazgeçeceklerine dâir verdikleri söz de kabûl
edilmez.
85- Zulmedenler azâbı görmeye başladılar mı hafifletilmez
azapları ve mühlet de verilmez onlara.
86- Şirk koşanlar, Tanrıya eş olarak kabûl ettikleri şeyleri
görünce Rabbimiz derler, seni bırakıp kulluk ettiğimiz eşlerimiz
bunlar işte. Sözleri reddedilir de şüphe yok ki denir,
yalancılarsınız siz.
87- O gün Allah'a teslîm olurlar ve uydurdukları şeyler,
önlerinden kaybolup gider.
88- Kâfir olup halkı Allah yolundan menedenleri, yaptıkları
bozgunculuk yüzünden azâp üstüne azap katarak cezâlandırırız.
89- Her ümmete, kendi cinsinden bir tanık getireceğiz ve seni de
bunlara tanık tutacağız ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan
ve Müslümanlara hidâyet, rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.
90- Şüphe yok ki Allah, adâleti, lütuf ve keremde bulunmayı ve
yakınlara ihtiyaçları olan şeyleri vermeyi emreder ve çirkin
olan, kötü görünen şeylerle haksızlığı nehyeder; öğüt alasınız
diye de size öğüt vermededir.
91- Karşılıklı bir ahde girişince Allah ahdine vefâ edin ve
Allah'ı kefil göstererek ettiğiniz yeminleri, bu sûretle
pekiştirdikten sonra bozmayın; şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız
hepsini de bilir.
92- İpliğini iyice büktükten sonra onu söken kadına benzemeyin.
Bir topluluk diğer bir topluluktan daha çok ve üstün diye
yeminlerinizi bir düzen haline koymayın; Allah sizi bununla
sınar ancak ve hakkında ayrılığa düşdüğünüz şeyi de kıyâmet
günü, size açıklar, bildirir.
93- Allah dileseydi sizi bir tek ümmet olarak halk ederdi, fakat
o, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola sevk eder ve
yaptıklarınızdan dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz.
94- Yeminlerinizi, birbirinizi aldatmaya vâsıta edinmeyin, sonra
ayağınız adamakıllı pekişip yerleştikten sonra kayıverir ve
halkı, Allah yolundan menetmenize karşılık kötülüğe uğrarsınız
ve hakkınız olur pek büyük azap.
95- Allah'la giriştiğiniz ahdi, az bir menfaat karşılığında
satmayın ve Allah'ın katındaki yok mu, bilirseniz o, daha da
hayırlıdır size.
96- Sizde ne varsa bitip tükenir, Allah'ın katındakiyse kalır.
Sabredenlerin mükâfâtını, yaptıkları en güzel işlere karşılık
olarak mutlaka vereceğiz.
97- Erkek olsun, kadın olsun, inanarak iyi işlerde bulunanı
tertemiz bir yaşayışa mazhar ederiz ve mükâfâtını, yaptığı en
güzel işlere karşılık olarak mutlaka vereceğiz.(2)
98- Kur’ân okuyacağın vakit Allah'a sığın taşlanmış Şeytan'dan.
99- Şüphe yok ki inanan ve Rablerine dayanan kimselere karşı
gücü-kuvveti yoktur, hükmü yürümez onun.
100- Onun kudreti, ancak ona dost olup itâat edenlere yeter ve
onlar da Tanrıya şirk koşanlardır.
101- Bir âyeti, başka bir âyetin yerine koyup hükmünü
değiştirdik mi, Allah neyi indireceğini daha iyi bildiği halde,
sen derler, ancak bir iftirâcısın; halbuki onların çoğu bilmez.
102- De ki: Onu, inananların inançlarını sağlamlaştırmak için
Müslümanlara hidâyet ve müjde olarak Rûh-ül-Kudüs, Rabbinden hak
ve gerçek olarak indirmiştir.172
103- Andolsun ki biz biliyoruz, onlar, bunu ona ancak birisi
öğretmede diyorlar. Bellettiğini sandıkları adam, yabancıdır,
Arapçayı doğru düzen konuşamaz, bu Kur’ân'sa, apaçık Arap
diliyle.173
104- Allah'ın âyetlerine inanmayanları Allah, doğru yola
sevketmez; onlara elemli bir azap var.
105- Allah'ın âyetlerine inanmayanlar, yalan söylerler, iftirâda
bulunurlar, onlardır yalancıların tâ kendileri.
106- Canla, gönülle inanmışken ve yüreği, inançla yatışmışken
zorla, cebirle, istemediği halde dininden döndüğünü söyleyenden
başka inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden, hattâ kâfirlikle
yüreği genişleyen, hoşlanan kişi yok mu, bu çeşit kişileredir
Allah'ın gazabı ve onlara pek büyük bir azap var. (3)(4)
107- Bu da, dünyâ yaşayışını sevip âhiretten üstün
tutmalarındandır ve şüphe yok ki Allah, kâfir olan topluluğu
doğru yola sevketmez.
108- Onlar, öyle kişilerdir ki Allah, onların kalplerini,
kulaklarını, gözlerini mühürlemiştir ve onlardır gaflet
edenlerin tâ kendileri.
109- Hiç şüphe yok ki onlar, âhirette de ziyana uğrayanlardır.
110- Sonra şüphe yok ki Rabbin, mihnetlere uğradıktan sonra
yurtlarından göçenleri ve sabredenleri yarlıgar; zorla dine
aykırı söz söyledikten sonra da Rabbin, şüphe yok ki onların
suçlarını örter, rahîmdir.
111- Bir gün gelir ki herkes, ancak canıyla uğraşır ve herkese,
ne yaptıysa karşılığı tastamam verilir ve onlar, zulüm
görmezler.
112- Allah bir örnek getirir, bir şehir var meselâ ahâlisi,
emniyet içinde yaşamada, gönülleri rahat, rızıkları, her yandan
bol bol gelmede; derken Allah'ın nîmetlerine nankörlük ederler
de Allah onları açlık ve korku elbisesine bürür, onlara açlığı
ve korkuyu tattırır işledikleri işler yüzünden.(5)
113- Andolsun ki onlara, kendi cinslerinden bir peygamber geldi
de onu yalanladılar, onları helâk ediverdi azap ve onlardır
zulmedenler.
114- Ancak ona kulluk ediyorsanız Allah'ın size verdiği helâl ve
temiz rızıkları yiyin ve Allah'ın nîmetine şükredin.
115- Allah size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası için kesilmiş hayvanı haram etmiştir. Zorada kalan,
isyân etmek niyetini gütmeden ve fazla olmamak şartıyla
yiyebilir, şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.
116- Yalanlar uydurup dile getirerek Allah'a iftirâ etmeyin şu
helâldir, bu haram diye; şüphe yok ki yalan söyleyip Allah'a
iftirâ edenler, kurtulmazlar, muratlarına ermezler.
117- Elde ettikleri pek az bir geçimden ibârettir ve onlara
elemli bir azap var.
118- Yahûdi olanlara da daha önce sana anlattığımız şeyleri
harâm etmiştik. Onlar, bize zulmetmediler, kendilerine
zulmettiler.
119- Sonra şüphe yok ki Rabbin, bilgisizlikle kötü işler yapıp
da tövbe ederek hallerini düzeltenleri, yaptıkları kötü işlerden
sonra da yarlıgar muhakkak, suçları örter, rahîmdir.
120- Şüphe yok ki İbrâhim, tek başına bir ümmetti, Allah'a itâat
ederdi dâimâ, doğruydu ve müşriklerden değildi.
121- Onun nîmetlerine şükrederdi. Tanrı onu seçmiş ve doğru yola
sevketmişti.
122- Ve dünyâda ona iyilik vermiştik, âhirette de gerçekten,
sâlih kişilerdendi.
123- Sonra sana da, doğru hareket eden İbrâhim'in dînine uy diye
vahyettik ve o, müşriklerden değildi.
124- Cumartesi gününün hürmeti, ancak o gün hakkında ihtilâfa
düşenlere farzedilmiştir ve şüphe yok ki Rabbin, kıyâmet günü,
ihtilâfa düştükleri şeyler hususunda aralarında hükmeder
onların.
125- Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla
en güzel bir tarzda münakaşa ve mübahasede bulun. Şüphe yok ki
Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve o, daha iyi
bilir doğru yolu tutanları.
126- Mücâzatta bulunacaksanız sizi cezâlandırdıkları gibi ve o
kadar cezâlandırın onları, fakat sabrederseniz elbette bu
hareket, sabredenlere daha da hayırlıdır.
127- Sabret, sabretmen, ancak Allah'ın vereceği başarıyla
mümkündür. Sana düzen kurduklarından dolayı da daralma,
sıkıntıya düşme.
128- Şüphe yok ki Allah, çekinenlerle ve iyilik eden
kişilerledir.
(1) Müslümanlıktan önce Araplar, ilk çocukları kız olursa onu
diri diri gömerlerdi. Bu âdete işaret edilmektedir.
(2) 2. sûrenin 87. âyetinin izahına bakınız.
(3) Müşriklerin, Hz. Muhammed (s.a.a)'e, Ahd-i Atıyk ve Ahd-i
Cedid'deki olayları söyleyip bellettiğini sandıkları adam
hakkında çeşitli rivâyetler vardır. İbn-i Abbas'a göre Mekke'de
demircilikle geçinen Bel'âm adlı bir Rum Hıristiyandır. (Devamı,
sonnot No:33)
(4) Kureyş, Ammâr'ın babası Yâsir'i Müslümanlıktan döndürmek
için işkencelerle öldürdüler. Annesi Sümeyye'yi de iki deveye
bağladılar, develeri muhalif taraflara sürerek parçaladılar.
Müslümanlıkta ilk şehit bunlardır. Ammâr, işkenceye dayanamadı,
kâfir olduğunu söyledi, kurtuldu. Bunu Hz. Muhammed (s.a.a)'e
haber verdiler, Ammâr dinden döndü, kâfir oldu dediler. Hz.
Muhammed (s.a.a), kat'iyen olamaz, o, tepesinden tırnağına kadar
imanla doludur buyurdu. Ammâr, ağlıya ağlıya... (Devamı, sonnot
No:34)
(5) Mekke'deki kıtlığa işarettir. |