|
geri
3- ÂL-İ İMRAN
SURES
Medenîdir, iki yüz âyettir.
(İki yüz âyettir, bütün müfessirlerce Medenîdir. İçinde İmran
soyundan bahsedildiği için İmran soyu anlamına gelen Al-i İmran
adiyle adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Elif lâm mîm.
2- Öyle bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak; diridir,
daimî olarak mahlûkatının işlerini tedbîr ve her şeyi tasarruf
eder.
3- Kitabı, sana gerçek ve ellerinde bulunanı gerçekleyici olarak
indirdi, Tevrat ve İncil'i de indirdi
4- Evvelce, insanlara hidâyet olarak, gerçekle bâtılı ayırt eden
kitabı da indirdi. Tanrı âyetlerine inanmayanlardır çetin azap
ve Allah öyle üstün bir kudret sahibidir ki aman vermez.
5- Şüphe yok ki ne yeryüzünde bir şey Allah'a gizli kalır, ne
gökyüzünde.
6- O, size, daha analarınızın karnındayken dilediği gibi şekil
verir. Yoktur ondan başka üstün, hüküm ve hikmet sahibi tapacak.
(1)
7- Öyle bir Tanrı'dır ki sana kitap indirdi. Onun bir kısmı,
mânası-apaçık âyetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Diğer
kısmıysa çeşitli mânalara benzerlik gösterir âyetlerdir.
Yüreklerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onları tevil
etmek için mânaları açık olmayan âyetlere uyarlar. Halbuki
onların tevilini ancak Allah bilir. Bilgide şüpheleri olmayacak
kadar kuvvetli olanlarsa derler ki: Biz inandık ona, hepsi de
Rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan başkaları düşünemez.44
8- Rabbimiz, bizi doğru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi
saptırma ve kendi katından bize rahmet bağışla, şüphe yok ki sen,
fazlasıyla bağışlayansın.
9- Rabbimiz, muhakkak sen, geleceğinde şüphe bulunmayan günde
insanları toplayansın. Şüphe yok ki Allah, vaadinden dönmez.
10- Kâfir olanları, Allah katında, ne malları birşeyden
kurtaRabilir, ne evlâtları. Onlardır ateşin yakacağı kişiler.
11- Firavun soyu ve ondan öncekiler gibi hani. Âyetlerimizi
yalanladılar, Allah da onları suçlarıyla alıverdi ve Allah'ın
cezası çetindir.
12- Kâfirlere de ki; Yakında alt olacaksınız, cehennemde
toplanacaksınız ve orası ne kötü bir yatılacak yerdir.
13- İbretti size birbirleriyle karşılaşan o iki bölüğün hali.
Bir bölük, Allah yolunda savaşmadaydı, öbürüyse kâfirdi ve
inananları, gözleriyle iki misli görmedeydiler. Allah,
dilediğini yardımıyla kuvvetlendirir ve şüphe yok ki bunda,
görenlere kesin bir ibret var.(2)
14- Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve
gümüşlere, güzel ve cins atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı
insanların aşırı sevgisi vardır ve bu sevgi, insanlar için
bezetilmiş bir sevgidir. Fakat bunlar, dünya yaşayışına ait
birer matahtan ibarettir. Sonucu varılıp gidilecek yerin
güzelliğiyse ancak Tanrı katındadır.
15- De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi: O
da, sakınanlar için, ebedî olan ve kıyılarından ırmaklar akan,
içinde tertemiz eşler bulunan bahçelerdir ve Allah'ın sizden
râzı oluşudur. Allah, kullarını görür.
16- Onlar öyle kişilerdir ki Rabbi-miz derler, inandık,
suçlarımızı yarlıga ve bizi koru ateşin azâbından.
17- Onlar, sabredenler, gerçekler, itaat eyleyenler, mallarını
yoksullara harcayanlar ve seher çağlarında, suçlarının
yarlıganmasını dileyenlerdir.
18- Allah, kesin olarak bildirdi ki kendisinden başka yoktur
tapacak. Meleklerle bilgi sahipleri de tam bir doğrulukla bunu
bildiler, bildirdiler. O üstün Tanrıdan, o hüküm ve hikmet
sahibinden başka yoktur tapacak.
19- Allah katında din, ancak İslâm dinidir. Kendilerine kitap
verilenler, bunu adamakıllı bildikten sonra aralarındaki
azgınlık ve haddini aşma yüzünden ihtilâfa düştüler ve kim
Allah'ın âyetlerine inanmazsa bilsin ki Allah, pek tez hesap
görür.
20- Seninle çekişirlerse hemen de ki: Ben ve bana uyanlar,
özümüzü Allah'a teslîm ettik. Kendilerine kitap verilenlerle
analarından doğdukları gibi kalanlara de ki: Siz de teslîm
oldunuz mu? Özlerini Allah'a tapşırırlar, İslâm dinini kabul
ederlerse şüphe yok ki doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz
çevirirlerse sana düşen ancak bildirmedir ve Allah, kullarını
görür.(3)
21- Allah'ın âyetlerini inkâr edip haksız yere peygamberleri
öldürenlere, insanlardan, doğruluğu emredenlerin canlarına
kıyanlara gelince: Onları elemli bir azapla müjdele.
22- Onlardır bütün yaptıkları, dünyada da boşa gidenler,
âhirette de. Bir tek yardımcıları bile yoktur onların.
23- Görmez misin kitaptan, kendilerine bir pay verilenleri;
aralarında hakemlik etsin diye Allah'ın kitabına çağrılırlar da
sonra onların bir kısmı arkalarını çevirir; onlar zâten bunu
âdet edinmiştir.
24- Bu da, sayılı günlerden başka ateşte kalmayız
demelerindendir. Kendi uydurmaları olan bu kanaat, onları
dinlerinde de aldatmıştır.
25- Onları toplayıverdiğimiz gün ne olacak halleri? O günün
geleceğinde hiç şüphe yok ve o gün herkese kazancının karşılığı
verilecek, zulmedilmeyecek onlara.
26- De ki: Allah'ım, mülkün sahibi sensin, mülkü dilediğine
verirsin, dilediğinden alırsın. Dilediğini yükseltirsin,
dilediğini alçaltırsın. Senin elindedir hayır, sensin her şeye
gücü yeten.
27- Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü
uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın,
diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız
rızıklandırır-sın sen.
28- İnananlar iman edenleri bırakıp da kâfirleri dost
edinmesinler. Bu işi yapan, Allah'tan bir şey beklemesin, fakat
kâfirlerden çekinmeniz gerekse o başka. Allah, kendisinden
sakınmanızı emretmektedir ve dönüp varılacak yer de Allah
tapısıdır.
29- De ki: Gönlünüzdekini gizleseniz de Allah bilir, açığa
vursanız da. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa bilir ve Allah'ın
her şeye gücü yeter.
30- O gün bir gündür ki herkes, yaptığı hayrı hazırlanmış bir
halde karşısında bulacak, işlediği kötülükle de arasında pek
uzun bir mesafe olmasını arzulayacak. Tanrı, kendinden
korunmanızı buyurur ve Allah, kullarını pek esirgeyicidir.
31- De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun da Allah da sizi
sevsin ve suçlarınızı yarlıgasın. Allah yarlıgayıcıdır ve
rahîmdir.
32- De ki: Allah'a ve Peygambere itaat edin. Fakat yüz
çevirirlerse Allah da kâfirleri sevmez.
33- Şüphe yok ki Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrahîm soyunu ve İmrân
soyunu seçti, âlemlere üstün etti.(4)
34- Birbirlerinden türemiş bir soydur onlar ve Allah duyar,
bilir.
35- An o zamanı ki İmrân'ın zevcesi, yâ Rabbi demişti,
karnımdakini, azatlı bir kul olmak üzere sana adadım, kabul et.
Şüphe yok ki sen duyarsın, bilirsin.(5)
36- Doğurunca da yâ Rabbi demişti kız doğurdum; zâten Tanrı,
onun ne doğurduğunu biliyordu; erkek kıza benzemez, ona Meryem
adını verdim, onu da, soyunu da sana ısmarladım, taşlanmış
Şeytan'dan sen koru demişti.
37- Rabbi, onu iyi bir sûrette kabul etti, bir nebat yetiştirir
gibi onu yetiştirdi, geliştirdi, Zekeriyya'yı da onun hizmetine
memûr etti. Zekeriyya, ne vakit mihRaba girse yanında bir
yiyecek bulurdu. Yâ Meryem demişti, bunlar nereden geliyor sana?
Meryem, Allah'tan demişti, şüphe yok ki Allah dilediğini sayısız
rızıklarla rızıklandırır.
38- Zekeriyya, orada Rabbine dua etmiş, yâ Rabbi demişti, sen
katından tertemiz bir soy ver bana, muhakkak ki duaları duyansın
sen.
39- Mihrapta durmuş, namaz kılıyordu ki melekler, gerçekten de
Allah, sana Yahya'yı müjdelemededir. O, Tanrıdan gelen sözü
tasdik eden bir erdir, uludur, kötülüklerden tamamıyla
çekinmiştir, iyilerden ve doğrulardan bir peygamberdir o diye
nida etmişti.
40- Zekeriyya, Rabbim demişti, benim nasıl oğlum olabilir ki
ihtiyarlık, üstüme çökmüştür, karım da kısır. Böyle de olsa
demişti, Allah dilediğini yapar.
41- Zekeriyya demişti ki: Rabbim, bana bir delil ver. Allah da,
insanlarla işaretleşmen ayrı, tam üç gün, konuşmaman onlarla,
delildir sana. Çok an Rabbini, akşam ve sabah çağlarında, onun
noksan sıfatlardan arı olduğunu söyle demişti.
42- An o zamanı da, hani melekler Meryem'e, yâ Meryem, Allah
gerçekten de seni seçti, arıttı ve âlemlerdeki kadınlara üstün
etti.
43- Yâ Meryem, Rabbine itaat et, secdeye kapan, rükû edenlerle
rükû et demişti.
44- Bunlar, gaibe ait haberler ki sana vahyetmekteyiz. Meryem'i
yetiştirmeyi tekeffül edecek kimdir diye kura çekmek için
kâlemlerini attıkları zaman da yanlarında değildin, bu hususta
çekiştikleri zaman da.
45- Hani melekler, yâ Meryem, gerçekten de Allah seni,
kendisinin bir kelimesiyle müjdelemektedir adı da Meryemoğlu
Mesîh İsa'dır onun ve o, dünyada da kadri yüce bir erdir,
âhirette de ve yakınlardandır o.(6)
46- Beşikteyken de, olgunluk çağındayken de insanlarla
konuşacaktır ve o, temiz kişilerdendir demişti de.
47- Meryem, yâ Rabbi demişti, benim nasıl çocuğum olabilir? Bana
hiçbir insan dokunmadı. Allah, öyledir ama demişti, dilediğini
yapar Allah ve bir işin olmasını diledi mi hemencecik ol der ona
ve o oluverir.(7)
48- Tanrı ona bilgiyi, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretir. (8)
(9)
49- İsrailoğullarına peygamber olarak gönderir, o da onlara der
ki: Ben, Rabbinizden delille geldim size. Balçığı yoğurur, kuş
şekline sokar, ona üflerim, Allah'ın izniyle kuş olur. Anadan
doğma körü körlükten kurtarırım, abraş illetine tutulmuşu,
Allah'ın izniyle iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüyü
diriltirim, evlerinizde yediklerinizi, sakladıklarınızı size
bildiririm. İnanmışsanız şüphe yok ki, bunlar size delildir.51
50- Tevrat'ın gerçekliğini söylemekte, size haram edilen bâzı
şeyleri helâl etmekteyim, Rabbinizden delillerle geldim. Sakının
Tanrıdan da bana itaat edin.
51- Şüphe yok ki Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz;
ona kulluk edin, budur doğru yol.
52- İsa, onların küfrünü duyunca dedi ki: Kimlerdir Allah
uğrunda yardımcılarım? Havârîler, biziz Allah için yardım
edenler dediler, Allah'a inandık, sen de tanık ol ki, biz, ona
teslîm olanlarız.52
53- Rabbimiz, inandık indirdiğine, uyduk Peygambere, bizi buna
tanık olanlarla haşret.
54- Düzene koyuldular, Allah da düzenlerine karşılık cezalarını
verdi. Allah, düzencilere ceza verenlerin hayırlısıdır.
55- Hani o zaman Allah yâ İsa demişti, seni öldürecek de benim,
kendime yüceltecek de, kâfirlerden kurtarıp arıtacak da. Sana
uyanları kıyamete dek kâfirlere üst edeceğim. Sonra, dönüp
geleceğiniz yer, benim tapımdır, aranızda, aykırılığa düştüğünüz
şeylerin hükmünü de ben vereceğim.53
56- Kâfir olanlara gelince: Onları dünyada da çetin bir azapla
azaplandıracağım, âhirette de ve onlara hiçbir yardımcı yoktur.
(10)
57- İnananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa ecirlerini tam olarak
alırlar. Allah zulmedenleri sevmez.
58- Bunları, sana âyetlerimizden ve doğrulukla hükmeden
Kur’ân'dan okuyoruz.
59- Gerçekten de Allah katında İsa, Âdem'in örneğidir, onu
topraktan yarattı da sonra ol dedi, oluverdi.
60- Gerçek, Rabbindendir, şüphe edenlerden olma artık.
61- Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle
tartışan olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı,
kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim,
siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lânetini
yalancılara havale edelim.(11)
62- İşte budur gerçek söz: Allah'tan başka yoktur tapacak ve
şüphe yok ki Allah, üstündür, hikmet sahibidir.
63- Gene yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah bozguncuları bilir.
64- De ki: Ey kitap ehli, gelin aramızda eşit olan tek söze:
Ancak Allah'a kulluk edelim, ona hiçbir şeyi eş ve ortak
etmeyelim, Allah'ı bırakıp da bâzılarımız, bâzılarımızı Tanrı
tanımayalım. Gene de yüz döndürürlerse deyin ki tanık olun,
özümüzü Tanrıya teslîm edenleriz biz.
65- Ey kitap ehli, ne diye İbrahîm hakkında çekişip
tartışırsınız? Tevrat da ondan sonra inmiştir, İncil de. Akıl
etmiyor musunuz ki?
66- Şöyle-böyle bilginiz olan şeye dair tartışıp duruyorsunuz
ama hiç bilginiz olmayan şeyde de ne diye tartışmaya
kalkışırsınız? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
67- İbrahîm ne Yahûdi'ydi, ne Nasrânî. Dosdoğru Müslüman'dı ve
müşriklerden değildi.
68- İbrahîm'e gerçekten de en yakın olanlar, ona inananlarla bu
Peygamberdir ve iman edenlerdir. Allah, inananların dostu ve
yardımcısıdır.
69- Kitap ehlinin bir bölüğü, yolunuzu sapıtmak ister. Halbuki
sizi değil, ancak kendilerini yoldan çıkarırlar, kendileri
sapıklığa düşerler de farkında değillerdir.
70- Ey kitap ehli, Allah'ın âyetlerini neden inkâr edersiniz,
halbuki onları görüp duruyorsunuz da.
71- Ey kitap ehli, ne diye hakkı bâtılla karıştırıyor, gerçeği
gizliyorsunuz? Halbuki biliyorsunuz da.
72- Kitap ehlinin bir bölüğü de dedi ki: İman edenlere
indirilene gündüzün inanın, akşam üstü inanmayın, kâfir olun,
belki iman edenler de inançlarından dönerler.
73- Ve dininize uyan kişiden başkasına inanmayın. De ki: Doğru
yol, ancak Allah yoludur. Size verilenin başkalarına da
verildiğine ve onların, Rabbiniz katında deliller göstererek
sizinle tartışacaklarına inanmayın dediler mi de, de ki: Lütuf
ve ihsân ancak Allah'ın elindedir, dilediğine lütfeder ve
Allah'ın lütfü boldur ve her şeyi bilir o.
74- Dilediğini rahmetiyle tahsis eder ve Allah, büyük bir lütuf
ve ihsân sahibidir.
75- Kitap ehlinin içinde öylesi vardır ki ona bir kantar altın
emânet etsen onu, olduğu gibi öder. Öylesi de vardır ki bir
altın emânet etsen ayak direyip ısrar etmedikçe geri vermez. Bu
da, okuma-yazma bilmeyenlerin mallarını almada bir vebal yok
bize demelerindendir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
76- Yok, öyle değil iş. Kim ahdine vefa eder ve ondan sakınırsa
bilsin ki gerçekten de Allah sakınanları sever.
77- Allah'a verdikleri sözü ve onun adına, etmiş oldukları
yeminleri, değeri az bir mataha değişenler yok mu, onlardır
âhirette nasîbi olmayanlar ve Allah, kıyamet gününde onlarla
konuşmaz, yüzlerine bile bakmaz, onları arıtmaz ve onlar içindir
elemli bir azap.
78- Kitap ehlinin bir bölüğü de kitaptan bir şey okuyorlarmış
zannına kapılmanız için dillerini oynatıp dururlar, halbuki
okudukları, kitapta yoktur. Bu, Allah katındandır derler,
değildir Allah katından ve bile bile Tanrıya bühtan ederler.
79- Hiçbir insana yakışmaz ki Allah, ona kitap, hüküm ve
peygamberlik versin de sonra o, insanlara, Tanrıyı bırakın da
bana kul olun desin. Ancak öğretmekte, okumakta ve okumakta
olduğunuz kitaba uyup Rabbânî olun der.(12)
80- Meleklerle peygamberleri Tanrı tanıyın diye de emretmez.
Artık siz Müslüman olduktan sonra küfrü emreder mi size?
81- An o zamanı ki Allah, peygamberlerden, size kitap ve hikmet
verdim, sonra da sizdeki kitabı gerçekleyen bir peygamber
göndereceğim, ona mutlaka inanacaksınız, mutlaka yardım
edeceksiniz diye söz almıştı ve ikrar ettiniz mi, size
yüklediğim bu ağır yükü aldınız, yüklendiniz mi demişti. İkrar
ettik demişlerdi de o da öyleyse tanık olun demişti, ben de
sizinle berâber tanıklık edenlerdenim.
82- Bundan sonra kim dönerse o çeşit kişilerdir kötülükte
bulunanlar.
83- Artık Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Göklerde
ve yeryüzündekiler, istekleriyle ve zorla ona teslîm olmuşlardır
ve her şey de, sonucu, gerisin geriye, dönüp onun tapısına
varacaktır.
84- De ki: İnandık Allah'a ve bize indirilene, İbrahîm'e,
İsmâîl'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına indirilene. Mûsâ'ya,
İsa'ya ve peygamberlere, Rablerinden verilene; aralarından
hiçbirini ayırt etmeyiz ve biz, ona teslîm olmuşuz.
85- Kim Müslümanlıktan başka bir din arar, dilerse arayıp
bulduğu din, aslâ makbule geçmez ve o, âhirette ziyana
uğrayanlardandır.
86- Allah, o kavme nasıl doğru yolu gösterir ki inandıktan sonra
kâfir olmuştur. Halbuki onlar, Peygamberin gerçek olduğuna da
tanıklık etmişlerdi, onlara apaçık deliller de gelmişti ve
Allah, zâlim kavmi doğru yola sevk etmez ki.
87- Onlar, o kişilerdir ki şüphesiz yaptıklarına karşılık
Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onlaradır.
88- Ve bu lânette ebedî kalırlar, ne azapları hafifletilir, ne
de yüzlerine bakılır.
89- Ancak bundan sonra tövbe edenler ve düzgün bir hale gelenler
müstesna. Çünkü Allah, suçları örter ve rahîmdir.
90- İnandıktan sonra kâfir olanlara, sonra da kâfirliklerini
arttıranlara gelince: Tövbeleri hiç kabul edilmez ve onlardır
sapıklar.
91- Gerçekten de, kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenler yok mu,
kurtulmak için dünya dolusu altın feda etseler makbule geçmez,
hiçbiri kurtulmaz, onlaradır elemli bir azap ve onlara bir tek
yardımcı bile yoktur.
92- Kesin olarak hayır ve ihsan mertebesine erişmezsiniz
sevdiğiniz şeyleri harcamadıkça ve şüphe yok ki Allah,
harcadığınız şeyleri bilir.
93- İsrail, Tevrat inmeden kendisine neleri haram ettiyse
onlardan başka her çeşit yiyecek, İsrailoğullarına helâldi. De
ki: Sözünüz doğruysa getirin Tevrat'ı da okuyun bakalım.(13)
94- Bundan sonra da kim Allah'a yalan isnat ederse artık o çeşit
adamlardır zâlimler.
95- De ki: Allah doğru söylemiştir, siz de artık doğru yolu
tutan İbrahîm'in dinine uyun ve o, şirk koşanlardan değildi.
96- Şüphe yok ki ilk kurulan ev, Mekke'deki evdir. Kutludur ve
âlemlere doğru yolu gösterir.(14)
97- Oradadır apaçık deliller ve İbrahîm'in durağı ve kim oraya
girerse emin olur. İnsanlardan, oraya gitmeye gücü yetene, Allah
için gidip o evi ziyaret ederek haccetmesi farzdır. İnkâr eden
eder, Allah şüphe yok ki bütün âlemlerden müstağnîdir.
98- De ki: Ey kitap ehli, ne diye Allah'ın delillerini inkâr
eder, kâfir olursunuz? Halbuki Allah, bütün yaptıklarınızı
görür.
99- De ki: Ey kitap ehli, kendiniz de tanıksınız, öyle olduğu
halde gene zor zoruna ne diye bir eğrilik bulmaya yeltenir de
inananları, Allah yolundan döndürmeye çalışırsınız? Allah'sa
yaptıklarınızdan gafil değildir ki.
100- Ey inananlar, kendilerine kitap verilenlerin herhangi bir
kısmına uyarsanız sizi döndürür, inancınızdan sonra kâfir yapar.
101- Fakat siz nasıl kâfir olabilirsiniz ki Allah'ın âyetleri
size okunmada, Allah'ın Resûlü de içinizde. Kim Allah'a sımsıkı
yapışırsa şüphe yok ki o, dosdoğru yola sevk edilmiştir.
102- Ey inananlar, Allah'tan nasıl sakınmak lâzımsa öyle sakının
ve ancak Müslüman olarak can verin.
103- Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük
olmayın ve anın Allah'ın size verdiği nîmeti, anın o zamanı ki
düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nîmetiyle
kardeş oldunuz. İçinde ateş dolu bir çukurun tam
kenarındaydınız, sizi kurtardı oradan. Allah, doğru yolu
bulursunuz diye delillerini böyle açıklar işte.(15)
104- İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki onlar, sizi hayra
çağırsın, size iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye
çalışsın ve onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.
105- Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra da gene bölük
bölük olanlara, gene ayrılığa düşenlere benzemeyin. Öyle
kişilerdir onlar ki onlaradır pek büyük azap.
106- Bir gündür o gün ki yüzler ağarır, yüzler kararır. Yüzleri
kararanlara, inandıktan sonra denir, kâfir mi oldunuz? Kâfir
olmanıza karşılık tadın azâbı.
107- Yüzleri ağaranlara gelince onlar, Allah'ın rahmetindedir,
onlar, o rahmette ebedî olarak kalırlar.
108- İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Gerçek olarak onları
sana okumadayız ve Allah, âlemlere zulmetmeyi istemez.
109- Allah'ındır ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve işler, dönüp
ona varır.
110- Siz insanlar için meydana çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz;
insanlara iyiliği emredersiniz, kötülükte bulunmamalarını
söylersiniz ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı
hayırlı olurdu kendilerine. Onlardan inananlar da var, fakat
çoğu dinden çıkmıştır.
111- Onlar size hiçbir sûretle zarar veremezler, ancak
incitirler sizi. Onlara bir tek yardımcı bile bulunmaz.
112- Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, aşağılık bir hâle
getirilmiştir onlar; ancak Allah'ın ipine ve insanların
yapıştıkları ipe yapışanlar müstesna. Allah'ın gazabına
uğradılar ve üstlerine miskinlik çullandı. Bu da Allah'ın
delillerini inkâr ettikleri ve haksız yere peygamberleri
öldürdükleri için, bu da isyan ettikleri ve hadlerini aştıkları
için.
113- Ama hepsi bir değil. Kitap ehlinden dosdoğru hareket edip
ibadetten vazgeçmeyen, geceleri secdeye kapanarak Allah'ın
âyetlerini okuyan bir bölük de var.
114- Allah'a ve âhiret gününe inanırlar, insanlara iyiliği
emrederler, onları kötülükten nehyederler ve onlar iyi
kişilerdendir.
115- Hayra ait ne yaparlarsa mutlaka mükâfatını görecekler ve
Allah, kendisinden sakınanları pek iyi bilir.
116- Gerçekten de o kâfirlerin ne malları Allah azâbından onları
koruyabilir, ne evlâtları ve onlardır ateş ehli olanlar, orada
ebedî kalırlar.
117- Onların şu dünya hayatında harcadıkları, tıpkı kendilerine
zulmeden bir kavmin tarlalarına vuran zemheri yeline benzer,
eser, ekinleri mahvedip gider. Onlara Allah zulmetmez, onlar,
kendi kendilerine zulmederler.
118- Ey inananlar, birbirinizi bırakıp da başkalarını dost
edinmeye kalkışmayın. Onlar, size zarar vermekten, kötülükte
bulunmaktan geri kalmazlar, sizin zahmete düşmenizi dilerler.
Düşmanlıkları, ağızlarından dökülen sözlerden açıkça belli olur,
yüreklerinde gizledikleri düşmanlıksa daha da büyüktür. İşte,
aklınızı başınıza almanız için size bu delilleri açıkladık.
119- İşte siz o kişilersiniz ki onları seversiniz, fakat onlar
sizi sevmez. Siz, kitabın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle
buluştular mı inandık derler, yalnız kaldılar mı size karşı
besledikleri kin yüzünden parmaklarını ısırırlar. De ki: Geberin
kininizle. Şüphe yok Allah, gönüllerde ne varsa hepsini bilir.
120- Size bir iyilik gelse tasalanırlar, kötülük gelse
ferahlanırlar. Sabreder ve sakınırsanız düzenleri size hiçbir
hususta zarar vermez ve Allah, şüphe yok ki ne yaparlarsa
hepsini de kavramıştır.
121- An o zamanı, hani insanları savaş yerlerine yerleştirmek
için sabahleyin erkenden âilenden ayrılmıştın ve Allah
duyuyordu, biliyordu bunu.
122- Hani içinizden iki bölük, korkup geri dönmek üzereydi,
halbuki Allah, onların yardımcısıydı ve ancak Allah'a dayanmalı
inananlar.(16)
123- Siz zayıf olduğunuz halde Allah size Bedir'de yardım
etmişti, artık siz de Allah'tan sakının da şükredenlerden olun.
124- Hani sen o zaman inananlara demiştin ki: Rabbiniz, size
yardım için üç bin melek indirecek, yetmez mi size?
125- Evet, sabreder de çekinirseniz düşmanlar, size ansızın
saldırsa bile Rabbiniz, alâmetleri besbelli tam beş bin melekle
yardım eder size.
126- Allah, bunu ancak size bir müjde olsun da yürekleriniz
yatışsın diye yapmıştır ve yardım, ancak hüküm ve hikmet sahibi
Allah'tandır.
127- O, kâfirlerin ileri gelenlerinden bir kısmını öldürmek, bir
kısmını da baş aşağı edip ümitsiz bir hale getirerek döndürmek
için yardım etti size.
128- Senin bu işle ilgin yok bile; o, dilerse tövbelerini kabul
eder, dilerse zâlim olduklarından dolayı onları azaplandırır.
129- Allah'ındır göklerde ne varsa ve yeryüzünde ne varsa.
Dilediğini yarlı-gar, dilediğine azâp eder ve Allah
yarlı-gayıcıdır, rahîmdir.
130- Ey inananlar, faizi kat kat arttırarak yemeyin, Allah'tan
sakının da kurtulun.
131- Sakının o ateşten ki hazırlanmıştır kâfirlere.
132- Ve Allah'a ve Peygambere itaat edin de acınmışlardan olun.
133- Yarış edercesine koşun Rabbi-nizin yarlıgamasına,
sakınanlar için hazırlanmış bulunan ve eni, göklerle yerler
kadar olan cennete.
134- O sakınanlar, ferahlıkta, darlıkta mallarını yoksullara
harcayanlar, öfkelerini yenenler ve insanları affedenlerdir ve
Allah, ihsânda bulunanları sever.
135- Onlar, kötü bir iş işlediler mi, yahut nefislerine bir
zulümde bulundular mı Allah'ı anıp suçlarının yarlıgan-masını
dileyenlerdir ve Allah'tan başka kimdir günahları yarlıgayan?
Onlar, işledikleri suçta, bile bile ısrar da etmezler.
136- Onlar, öyle kişilerdir ki yaptıklarının karşılığı,
Rablerinin yarlıga-ması ve kıyılarından ırmaklar akan
cennetlerdir, ebedî olarak kalırlar orada ve iyi işlerde
bulunanların mükâfatı, ne de güzeldir.
137- Sizden önce nice dinler gelip geçti. Yeryüzünü gezin,
dolaşın da yalanlayanların sonucu ne olmuş, bakın, görün.
138- Bu, insanlara açıklamadır ve sakınanları doğru yola sevk
etmedir, öğüttür onlara.
139- Ve gevşeklik etmeyin, mahzun olmayın, inanmışsanız mutlaka
üstünsünüz siz.
140- Size bir yara deydiyse o kavim de tıpkı sizin gibi
yaralandı. Bu günler, öyle günler ki onları insanlar arasında
nöbetle döndürür, dururuz. Böylece de Allah, bilgisini,
inananlara açıklar, içinizden şahitler edinir ve Allah zâlimleri
sevmez.
141- Ve Allah, inananları arıtır, tertemiz bir hale getirir,
kâfirleri de helâk eder.
142- Yoksa Allah, içinizden savaşanları belli etmeden,
sabredenleri bildirmeden cennete girivereceğinizi mi
sanıyorsunuz?
143- Andolsun, ölümle karşılaşmadan önce arzulamıştınız ölümü.
İşte onu gördünüz, bakıp duruyordunuz ona.
144- Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice
peygamberler geldi geçti. Ölürse, yahut öldürülürse
gerisin-geriye mi döneceksiniz? Kim dönerse bilsin ki Allah'a
hiçbir sûretle zarar vermez ve Allah şükredenlerin karşılığını
yakında verecektir.
145- Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimse ölmez. Ölüm, vakti
tâyin edilmiş bir yazıdır. Kim dünya nîmetlerini isterse ona
dünyadan nîmetler veririz ve kim âhiret mükâfatını dilerse ona
ahirete ait mükâfatlar ihsân ederiz ve biz, şükredenleri yakında
mükâfatlandıracağız.
146- Nice peygamberler gelip geçti ki onlarla berâber birçok
bilginler, savaşa girişti. Onlar, Allah yolunda başlarına
gelenlere dayandılar, ne gevşediler, ne zayıflık gösterdiler, ne
de boyun eğdiler ve Allah, sabredenleri sever.
147- Sözleri ancak şuydu: Rabbimiz, yarlıga suçlarımızı, bağışla
işlerimizde taşkınlık göstermemizi ve diret ayaklarımızı, yardım
et bize kâfir kavme karşı.
148- Allah da onlara dünya nîmetlerini ve âhiretin güzelim
mükâfatını verdi ve Allah, iyilik edenleri sever.
149- Ey inananlar, kâfirlere itaat ederseniz sizi döndürür onlar
ve ziyan edersiniz.
150- Yok yok, sizin yardımcınız, dostunuz Allah'tır ve o,
yardımcıların en hayırlısıdır.
151- Hiçbir şeye dayanmaksızın Allah'a şirk koştuklarından
dolayı kâfirlerin yüreklerine yakında bir korkudur salacağız.
Ateştir yurtları onların ve zâlimlerin barınacağı yer, ne de
kötüdür.
152- Andolsun ki Allah, size ettiği vaadi doğruladı; izniyle
onları bozup öldürdünüz de sonra gevşeklik gösterdiniz, verilen
buyruk hakkında çekiştiniz ve sevdiğiniz şeyi size gösterdikten
sonra tuttunuz, isyan ettiniz. Sizden dünyayı dileyen olduğu
gibi âhireti dileyen de vardı. Sonra sizi sınamak için onlardan
geri çevirdi ve gerçekten de bağışladı sizi ve Allah, inananlara
karşı lütuf ve ihsân sahibidir.(17)
153- O anda boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye bakmıyordunuz bile.
Peygamberse arkanızdan sizi çağırıp durmadaydı. Tanrı, elinizden
çıkana hayıflanmayasınız, gelip çatan felâketlerden mahzun
olmayasınız diye sizi, gam üstüne gam vererek cezalandırdı ve
Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
154- Bu gamdan sonra size emniyetle bir uyku verdi ki içinizden
bir bölüğü sarıp kapladı. Bir bölükse can kaygısına düşmüştü.
Allah hakkında, Müslümanlıktan önceki bilgisizlik çağında olduğu
gibi haksız zanlara kapıldılar. Diyorlar ki: Bu işte nemiz var
bizim? De ki: Bütün işler Allah'ındır. Onlar, sana
açıklamadıklarını yüreklerinde gizliyorlar ve bu işte payımız
olsaydı burada öldürülmezdik diyorlar. De ki: Evlerinizde de
olsanız, öldürmeleri yazılanlar, gene çıkarlar, öldürülüp
yatacakları yerlere giderlerdi ve Allah, gönüllerinizde olanları
yoklamak, yüreklerinizdekini artırmak için yaptı bunu ve Allah,
yüreklerinizde ne varsa hepsini bilir.
155- İki topluluğun karşılaştığı gün içinizden yüz çevirenler,
şüphe yok ki bâzı hareketleri yüzünden Şeytan'a kapılmışlardı,
fakat andolsun ki Allah onları bağışladı ve şüphe yok ki Allah,
suçları örter ve ceza vermede acele etmez.
156- Ey inananlar, sakın kâfir olup da sefere çıkan, yahut
savaşa giden kardeşlerine, bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi,
öldürülmezlerdi diyenlere benzemeyin. Allah, bunu, onların
yüreklerine bir hasret olarak yerleştirdi. Halbuki dirilten de
Allah'tır, öldüren de ve Allah, bütün yaptıklarınızı görür.
157- Andolsun ki Allah yolunda öldürülmeniz, yahut ölmeniz,
Allah'ın yarlıgaması ve rahmeti, onların topladıklarından
hayırlıdır.
158- Andolsun ki ölseniz de mutlaka Allah tapısında
toplanacaksınız, öldürülseniz de.
159- Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın, yoksa
kaba ve katı yürekli olsaydın mutlaka yanından ayrılıp
giderlerdi. Bağışla onları, yarlıgan-malarını dile onların, iş
hususunda danış onlarla. Fakat işe girişmeyi de kurdun mu dayan
Allah'a. Şüphe yok ki Allah, dayananları sever.
160- Allah size yardım ederse üst olacak yoktur size. Fakat o
sizi yardımsız bırakırsa kimdir ondan başka yardım edecek size?
Mutlaka Allah'a dayanmalı inananlar.
161- Bir peygamber, emânete hıyânet edemez ve kim hıyânet ederse
kıyâmet günü, hıyânet ettiği neyse onunla haşrolur, sonra
herkese kazandığının karşılığı verilir ve onlara
zulmedilmez.(18)
162- Allah rızâsına uyanla Allah'ın hışmına uğrayıp yurdu
cehennem olan bir olur mu hiç? Ve orası, dönülüp varılan ne kötü
bir yerdir.
163- Onlara Allah katında dereceler var ve Allah ne yapıyorlarsa
hepsini görür.(19)
164- Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu
onların içinden bir Peygamber gönderdiği zaman; o Peygamber,
müminlere Tanrı âyetlerini okumada, onları arıtmada, onlara
kitap ve hikmet öğretmede ve onlar, bundan önce apaçık bir
sapıklık içindeydiler.
165- Başlarına iki misli olarak gelen felâkete siz de uğrayınca,
bu da nereden dediniz. De ki: Bu, sizin katınızdan geldi ve
Allah'ın, şüphe yok ki her şeye gücü yeter.
166- İki topluluğun karşılaştığı gün size gelip çatan musîbet,
Allah'ın izniyle gelip çatmıştı. Böylece de inananları
bildirmeyi.
167- Münafıklık edenleri de açığa vurmayı murad etmişti. Onlara,
gelin, Allah yolunda savaşın, yahut da onları defedin deyince,
savaşmayı bilseydik elbette size uyardık dediler. Halbuki onlar,
o gün imandan ziyade küfre yakındılar. Özlerinde olmayan söze
getiriyorlardı. Onların bütün gizlediklerini Allah bilir.
168- Onlar öyle kişilerdir ki otururlar da kardeşlerine, eğer
derler, bizi dinleselerdi öldürülmeyeceklerdi. De ki: Ölümü
çevirin kendinizden sözünüz doğruysa.
169- Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Onlar diridir ve
Rableri katında rızıklanırlar.
170- Ferah-fahûr bir halde Allah'ın onlara ettiği lütuf ve
ihsânlarla ve onlar, henüz kendilerine katılmayanlara, fakat
artlarından gelmekte olanlara da bilin ki ne korku vardır
onlara, ne de mahzun olurlar diye müjde vermeyi isterler.
171- Allah'ın nîmet ve ihsânına nâil olduklarından dolayı sevinç
içindedir onlar ve Allah, inananların ecrini zâyi etmez.
172- Yaralandıktan sonra bile Allah'ın ve Peygamberin davetine
icabet edenlere, hele onların içinden iyiliklerde bulunup
sakınanlara pek büyük bir ecir var.
173- Öyle kişilerdir onlar ki halk, kendilerine, bütün insanlar,
aleyhinizde birleşti, korkun onlardan dedi de bu söz, onların
inancını arttırdı ve Allah yeter bize, ne de güzel vekildir o
dediler.
174- Kendilerine hiçbir kötülük erişmeksizin Allah'ın
nîmetlerine ve ihsânına nâil olarak geri döndüler ve Allah
rızâsına da uymuş oldular; Allah, pek büyük lütuf ve ihsân
sahibidir.
175- Şüphe yok ki Tanrı dostlarını korkutan ancak ve ancak
Şeytan'dır. Onlardan korkmayın, benden korkun inanmışsanız.
176- Ve o, küfre doğru koşa-koşa, yarışarak gidenler, seni
mahzun etmesin, onlar Allah'ı hiçbir sûretle
zararlan-dıramazlar. Allah, onlara âhiretten hiçbir pay vermeyi
murad etmemiştir ki ve onlaradır pek büyük azap.
177- İmanı satıp da küfrü alanlar, Allah'ı zararlandıramazlar,
onlaradır elemli azap.
178- Küfredenler, kendilerine mühlet ve fırsat vermemizi,
kendileri için hayırlı sanmasınlar. Onlara mühlet ve fırsat
verişimiz, suçlarını arttırmaları içindir ve onlaradır horhakir
edici azap.
179- Allah, inananları, şu bulunduğunuz halde bırakmayacak,
sonucu, pisi temizden mutlaka ayırt edecek. Ve Allah size gaybı
da bildirecek değil, fakat peygamberlerinden dilediğini seçer,
gaybı bildirir ona. İnanır ve sakınırsanız hiç şüphe yok ki size
büyük bir ecir var.
180- Allah'ın ihsân ettiğini vermekten sakınanlar, bunu
kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hattâ bu, onlar için şerdir
de. Sakındıkları şey, kıyâmet günü, boyunlarına dolanacak ve
Allah'ındır göklerin ve yeryüzünün mîrası ve Allah, bütün
yaptıklarınızdan haberdardır.
181- Andolsun ki Allah yoksuldur, biz zenginiz ama diyenin
sözünü işitmiştir Allah. Ne söyledilerse onu da yazacağız,
peygamberleri haksız yere öldürmelerini de ve diyeceğiz ki:
Tadın yakıcı kavurucu azâbı.
182- Bu da, ancak elleriyle kazandıklarının cezası ve Allah,
şüphe yok ki kullarına zulmetmez.
183- Kurban ettiğini, bir yıldırım düşüp yakmadıkça inanmayız
hiçbir peygambere, bize böyle emretti Allah gerçekten de
dediler. De ki: Benden önce apaçık mûcizelerle ve söylediğiniz
mûcizeyle birçok peygamberler gelip geçti, doğruysa sözünüz ne
diye öldürdünüz onları?
184- Seni yalan sayarlarsa senden önce apaçık delillerle,
sahîfelerle ve aydınlatıcı kitapla gelen peygamberler de yalan
sayılmıştır.
185- Herkes ölümü tadacak ve hiç şüphe yok ki cennete giren,
gerçekten de kurtulmuştur, muradına ermiştir. Dünya yaşayışı,
zâten aldatıcı bir matahtan ibaret.
186- Andolsun ki mallarınızla, canlarınızla sınanacaksınız,
sizden önce kendilerine kitap verilenlerle Tanrıya şirk
koşanlardan kötü sözler işiteceksiniz, birçok eziyetlere,
zahmetlere uğrayacaksınız. Sabreder ve sakınırsanız şüphe yok ki
bu, hâdiselere karşı gösterilen metanetten sayılır.
187- An o zamanı ki Allah, kendilerine kitap verilenlerden, o
kitabı insanlara mutlaka açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz onu
diye söz almıştı; onlarsa o sözü artlarına attılar, azcık bir
menfaat karşılığında sattılar onu, ama o aldıkları şey, ne de
kötü nesne.
188- Sakın sanma yaptıklarıyla sevinenlerin, yapmadıkları
işlerden dolayı övülmeyi arzulayanların azaptan kurtulacakları
bir yer olabileceğini, sakın sanma onların azaptan
kurtulacağını. Onlar içindir elemli bir azap.
189- Allah'ındır göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve Allah'ın
her şeye gücü yeter.
190- Gerçekten de göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, geceyle
gündüzün birbiri ardınca gelişinde aklı tam olanlara deliller
var.
191- Onlar, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken
anarlar ve göklerle yeryüzünün yaratılışını düşünürler de
Rabbimiz derler, bunları boş yere yaratmadın, noksan sıfatlardan
arısın sen, koru bizi ateşin azâbından.
192- Rabbimiz, gerçekten de sen kimi ateşe atarsan şüphe yok ki
onu horhakir bir hale sokarsın ve zâlimlere hiçbir yardımcı
yoktur.
193- Rabbimiz, gerçekten de biz, bir seslenen duyduk, inanç için
sesleniyor, Rabbinize inanın, diyordu, hemencecik inandık.
Rabbimiz, yarlıga suçlarımızı, ört kötülüklerimizi, iyilere kat
bizi, onlarla al rûhumuzu.
194- Rabbimiz, bize ver peygamberlerine vaadettiklerini ve
aşağılık bir hale getirme bizi kıyâmet gününde, gerçekten de sen
vaadinden dönmezsin.
195- Gerçekten de Rableri, dualarını kabul etti, ben, erkek
olsun, kadın olsun, içinizden iyilik yapanın iyiliğini boşa
çıkarmam, bâzınız bâzınızdan meydana gelmedir ve hepiniz
birsiniz bence. Ama benim yolumda göçenlerin, yurtlarından
çıkarılanların, eziyete uğrayanların, savaşıp vuruşanların,
vurulup ölenlerin kusurlarını, andolsun ki mutlaka örteceğim ve
onları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım, Allah
katından mükâfattır bu, daha güzel mükâfat da gene Allah
katında.
196- Kâfir olanların şehirlerde gezip dolaşmaları, aldatmasın
seni sakın.
197- Bu, azıcık bir faydalanmadan ibaret, sonra sığınacakları
yer cehennemdir ve orası, ne kötü bir yurttur, ne kötü bir
yatak.
198- Fakat Rablerinden çekinenleredir kıyılarından ırmaklar akan
cennetler, orada ebedî kalış, Allah katından ziyâfetler ve Allah
katında, iyi kişilere daha da hayırlı şeyler var.
199- Şüphe yok ki kitap ehlinden, Allah'a içten bir saygı
besleyerek, Allah'a inananlar ve size indirilene de, kendilerine
indirilene de, iman edenler var. Allah âyetlerini değersiz bir
menfaate satmaz onlar. Onların karşılığı, Rableri katındadır.
Şüphe yok ki Allah, pek tez hesap görür.
200- Ey inananlar, sabredin, sebât edin, karşı durun ve
Allah'tan sakının, ancak bu sâyede kurtulur, bu sâyede üst
olursunuz.
(1) Muhkem, mânası apaçık demektir. Müteşabih, çeşitli mânalara
gelen anlamınadır.
(2) Bu âyet, Müslümanların ilk savaşı olan ve Hz. Muhammed
(s.a.a)'in en büyük düşmanlarından bulunan Ebû-Cehl'in
öldürülmesiyle sonuçlanan Bedir savaşını anlatmaktadır.
(3) Çekişenler, Necran Hıristiyanlarıdır.
(4) İmran, Mûsâ ile Hârûn'un babasıdır. Bu takdîrde buradaki
İmran soyu sözüyle Mûsâ ve Hârûn kastedilir. İmran'a Meryem'in
babası diyenler olduğu gibi bu hususta başka rivâyetler de
vardır.
(5) Bu âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İncili'nin I.
bölümünde mevcuttur.
(6) "Kelime", burada Tanrıyı birleyiş sözü, yahut Tanrı kitabı,
yahut da İsa'dır. İsa, Tanrının ol sözüyle var olduğundan kelime
diye anılmıştır. Peygamber olduğu cihetle Tanrı kelimesi
denmiştir, nitekim Hz. Muhammed (s.a.a)'e de "Zikr" denmiştir
diyenler de vardır (al-Müfredât, s. 455). Mesîh kelimesinin
Süryaniciden Arapça'ya geçtiğini söyleyenler olduğu gibi bir
yere el sürmek anlamına gelen mesh'ten geldiğini söyleyenler de
vardır. Yeryüzünde fazla gezdiğinden, yağla meshedilmiş olarak
doğduğundan, suyla vaftiz edildiğinden bu lâkapla lâkaplanmıştır
diyenler ve... (Devamı, sonnot No: 9)
(7) Bu âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İlcili'nin I.
bölümünde mevcuttur.
(8) İsa Peygamberin ölüyü diriltmesi, körlerin gözlerini açması,
hastaları iyileştirmesi, Ahd-i Cedit'te de vardır. (Matyus. 9,
12, Markus, 1. 40-41, 2, 3-11, 3, 1-5, 5, 25-43, 10, 46-52.
Diğer İncil'lerde de bu çeşit mûcizelerden bahsedilmektedir).
Ancak topraktan kuş şeklinde bir şey yapıp üfürdüğü ve o şeklin
kuş olduğu hakkında bir şey yoktur.
(9) Havâriyyun, İsa'ya inanan ve onun adına dinini tebliğ eden
on iki kişidir. Bunların adları, Matyus İncil'inde vardır (10,
1-4). Hıristiyanların inancına göre On ikilerden Yuda, İsa'yı
ele verdiği için lânetlenmiş, bunun yerine Mityas seçilmiştir
(A'mâk-i Rüsül, 1, 15-26). Bunlara, elbiseleri temiz olduğundan,
elbise yıkamakla, avlanmakla, balık avıyla geçindiklerinden bu
adla adlanmışlardır diyenler vardır. (Devamı, sonnot No: 9)
(10) Bu âyete dayanarak İsa'nın, maneviyat bakımından diri olup,
madde bakımından ölmüş bulunduğunu söyleyenler olmuştur ki
Sımavna Kadısıoğlu Bedreddin bunlardandır ve "Vâridât" ında bunu
açıkça söyler (Mehmet Şerefeddin Yaltkaya: Sımavna Kadısoğlu
Şeyh Bedreddin, İst. 1925-1341, s. 38-39).
(11) Hicretin onuncu yılında Necran Hıristiyanlarının bir kısmı,
mescide gelmişler, Hz. Peygamberle İsa hakkında görüşmüşler,
bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a), onları mübaheleye, yani
yalancıyı Tanrı lânetine havale ederek lânetleşmeye çağırmış,
onlar o gün izin istemişlerdi. Hz. Muhammed (s.a.a), ertesi
günü, Ali'nin elinden tutmuş, Hasan ve Hüseyin'i önüne katmış
olarak yola çıkmıştı. Fâtıma da arkalarından geliyordu. (Devamı,
sonnot No: 11)
(12) Rabbâni, Ali, İbn-i Abbas ve Hasen'e göre fıkıh, yani İslâm
hukuku bilgisini bilen ve Kur’ân'dan hüküm çıkarmaya gücü yeten
bilgine derler. Hikmet sahibi, bilgin, Tanrıdan çekinen hakim,
idarede, halkın işlerini güzellikle tedbîr eden, bilgilerini
halka öğreten; helâli haramı, emri nehyi bilen anlamlarını
verenler de vardır. Ali oğlu Muhammed-ibn-il-Hanefiyye'nin
öldüğü gün İbn-i Abbas'ın, bu ümmetin Rabbânisi öldü dediği
rivâyet edilmiştir. Bu sözün iştikakı hakkında birçok sözler
söylenmiş, hattâ Süryanice'den geldiğini söyleyenler bulunmuştur
(Mecma'ül-Beyan, 1. s.199).
(13) Bu âyet, Musevilerin itirazlarına cevaptır, çünkü onların
dininde deve haramdır (Tesniye, 14, 6).
(14) Buhârî, Ebu-Zerr'den rivâyet edilen şöyle bir hadis tahric
eder: Yâ Resulâllah dedim, yeryüzünde ilk kurulan mescit, hangi
mesciddir? Mescid-i Harâm dedi. Sonra hangi mescid diye sordum.
Mescid-i Aksâ dedi. İkisinin kuruluşu arasında dedim ne kadar
zaman var? Kırk yıl buyurdu (al-Tecrid, c. 2, s. 41. Kitâbu
Bed'il-halk).
(15) Allah ipi, Ebû-Said-i-Hûdri, Abdullah ve Katâde'ye göre
Kur’ân'dır. İbn-i Abbas ve Ebû-Zeyd'e göre Müslümanlıktır. İmam
Ca'fer-üs-Sâdık (a.s)'ın, biz, Tanrının Allah ipine yapışın diye
emrettiği kişileriz, Allah ipiyiz dediği rivâyet edilir. Hz.
Muhammed (s.a.a)'in, "Ben, sizin aranızda iki halife
bırakıyorum; gökle yer arasında, uzatılmış bir ip olan Allah
kitabı ve soyum, Ehl-i Beyt'im; ikisi, havuz kıyısında bana
ulaşıncaya dek birbirinden ayrılmaz" dediğini Ahmed-ibn-i
Hanbel, "Müsned"inde, Tabarâni, "Kebir" inde rivâyet ederler
(al-Câmi'üs-Sagıyr, 1. s.87). Bu hadis, daha başka tarzlarla ve
eklentilerle Tirmizi, Hâkim, Zehebi tarafından da tahric
edilmiştir (Seyyid Abd-ül Huseyn Şerefüddin: al-Murâcaât,
Bağdat, Miktebet-ül-Câmia, 1946 -1365. s. 20-21). Aynı meâlde
bir hadis, Ebû-Hureyre'den tahric edilir (al-Cami, 2, s. 4).
(16) Uhud savaşı. Bu iki bölük, askerin iki kanadını meydana
getiren Selme ile Harise oğullarıdır.
(17) Sevdikleri, istedikleri şey ganîmetti. Uhud savaşında bir
yeri beklemeye memûr olanlar, muzafferiyeti görünce ganîmetten
mahrum kalmamak için, yerlerini bırakmışlar ve düşman oradan
saldırarak Müslümanları bozmuştu. Bundan önceki ve sonraki
âyetler, 160. âyete kadar hep Uhud savaşına aittir.
(18) Bedir ganîmetleri arasında bir kadife kaybolmuştu.
Münafıklar, bunu Hz. Muhammed (s.a.a) almıştır diye ortaya bir
söz attılar. Buna işaret edilmektedir.
(19) Ahd-i Atıyk'te, Âdem Peygamberin oğulları Kaabil'le
Hâbil'den bahsedilirken "Ve bir vakitten sonra Kayın, yerin
mahsulünden Rabbe takdime getirdi ve Hâbil, kendisi dahi
sürüsünün ilk doğanları ile semizlerinden getirdi ve Rab, Hâbil
ile takdimesine nazar eyledi, lâkin Kayın ile takdimesine nazar
etmedi" deniyor "Tekvin, 4, 3-5). (Devamı, sonnot No: 12)
|