|
geri
4- NİSÂ’
SÜRESİ
Medenîdir, yüz yetmiş altı âyettir.
(Yüz yetmiş altı âyettir. 58. âyetle 176. âyeti Mekkîdir,
öbürleri Medenîdir. Kadınlara ait hükümler, bu sûrede bulunduğu
için kadın anlamına nisâ adiyle adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
Sakının Allah'tan
ki onunla haklarınızı dilemektesiniz ve akRabalık hukukuna da
riâyet edin. Şüphe yok ki Allah, sizi tamamıyla görüp
gözetmededir.63
2- Yetimlere mallarını verin ve iyisinin yerine kötüsünü koyup
değiştirmeyin ve onların mallarını, kendi mallarınıza katıp
yemeyin; çünkü bu, pek büyük bir suçtur. (1)
Yetim kızlar hakkında adâletle muâmele edemeyeceğinizden
korkarsanız, beğendiğiniz, hoşunuza giden başka kadınlardan iki,
üç ve dört kadın alın. Fakat bunların arasında adâleti
gözetmeyeceğinizden korkarsınız o vakit bir zevceyle, yahut
sahip olduğunuz cariyelerle iktifa edin. Bu, doğruluktan
sapmamanıza daha yakın ve size daha uygundur.(2)
4- Kadınlarınızın mehirlerini bir bağış olarak verin, ama onlar,
gönül hoşluğuyla mehirlerinin bir miktarını size bağışlarlarsa o
vakit de onu içinize sindire sindire ve âfiyetle yiyin.
5- Allah'ın, size geçinmek için verdiği mallarınızı akılsızlara
vermeyin, onları rızıklandırın, giydirin ve kendilerine tatlı ve
güzel sözler söyleyin.
6- Yetimleri, nikâh çağına dek deneyin, ergenlik çağına
ulaştıklarını, olgunlaştıklarını gördünüz mü mallarını
kendilerine verin. Onların malını israf ederek, yahut büyüyünce
geri alırlar diyerek yemeyin. Zengin olan, yetimin malına hiç
dokunmasın. Fakir olan, örfe uygun bir miktar yiyebilir.
Mallarını geri vereceğiniz vakit bu muâmeleyi tanıklar huzurunda
yapın. Allah, gereğince hesap sorucudur ve o, yeter.
7- Erkekler için pay var anayla babanın ve yakınların
bıraktıkları malda, kadın için de pay var anayla babanın ve
yakınların bıraktıklarında. Mal, az olsun, çok olsun, mîrasta
muayyen bir pay var.
8- Mîras taksim edilirken yakınlar, yetimler, yoksullar
bulunursa o maldan onları da rızıklandırın ve kendilerine güzel
sözler söyleyin.
9- Artlarında âciz ve küçük soy-sop bırakacağını düşünerek onlar
için nasıl korkup üzüntüye düşerler; yetimler için de Allah'tan
korksunlar da sözün doğrusunu söylesinler.
10- Yetimlerin mallarını zulümle yiyenler, ancak ateş yerler, o
mallar, karınlarında ateştir âdeta ve onlar, alevli ateşe
atılacaklardır.
11- Allah, evlâdınız hakkında size şunu tavsiye eder: Erkeğin
payı, iki kızın payı kadardır. Kızlar, ikiden fazlaysa terekenin
üçte ikisi onlarındır, kız bir taneyse yarısı onun. Bir çocuğu
varsa anayla babanın her birine, terekenin altıda biri kalır.
Çocuğu yok da anasıyla babası mîrasçı olursa üçte biri
ananındır. Kardeşleri varsa bıraktığı maldan, vasiyeti yerine
getirildikten ve borcu ödendikten sonra kalanın altıda biri
anaya aittir. Babalarınızdan, oğullarınızdan hangisi, size daha
faydalıdır, bilemezsiniz. Bu, Allah'tan farzdır. Şüphe yok ki
Allah her şeyi bilir, hikmet sahibidir.
12- Çocukları yoksa zevcelerinizin, kalan mallarının yarısı
sizindir. Çocukları varsa, vasiyeti yerine getirilip borcu
ödendikten sonra dörtte biri sizin. Çocuğunuz yoksa sizden
kalanın dörtte biri zevcelerinizin, çocuğunuz varsa, kalan
maldan, vasiyet ettiğiniz şey yerine getirilip borcunuz
ödendikten sonra sekizde biri onların. Mîras, çocuğu ve babası
olmayan bir erkeğe, yahut kadına aitse ve onun da erkek, yahut
kız kardeşi varsa her birinin hakkı, altıda birdir. Bunlar
birden fazlaysa, mîrasçının vasiyeti yerine getirilip borcu
ödendikten sonra kalan
malın üçte birine ortak olurlar ve kimsenin de zarar görmemesi
gerekir. Allah tarafından size öğüttür ve Allah her şeyi bilir,
ceza vermede acele etmez.
13- İşte bunlardır Allah sınırları ve kim Allah'a ve Resûlüne
itaat ederse Allah onu, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere
sokar ve onlar, ebedî kalırlar orada ve budur pek büyük bir
kurtuluş ve kutluluk.
14- Ve kim Allah'a ve Resûlüne isyan eder ve sınırlarını aşarsa
onu, daimî kalmak üzere, ateşe atar ve onadır horlayıcı,
aşağılık bir hale getirici azap.
15- Kadınlarınızdan kötülükte bulunanların kötülüğüne, içinizden
dört tanık getirin. Onlar, tanıklık ederlerse kadınları,
ölümlerine dek, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar
evlerde tutun.(3)
16- Sizden, kötülükte bulunanlar olursa iki tarafı da incitin.
Tövbe ederler ve hallerini düzeltirlerse vazgeçin onlardan,
şüphe yok ki Allah, tövbeleri kabul eder, rahîmdir.
17- Şüphe yok ki Allah katında tövbe, ancak bilgisizlikle
kötülükte bulunup sonra derhal tövbe edenlerin tövbesidir.
Onlardır Allah'ın, tövbelerini kabul ettiği kişiler ve Allah,
her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
18- Tövbe, o kişilerin tövbesi değildir ki kötülüklerde bulunup
dururlar da sonucu içlerinden birine ölüm gelip çattı mı işte
şimdi tövbe ettim ben der ve kâfir olarak ölenlerin tövbesi de
tövbe değildir. O kişilerdir onlar ki onlar için elemli bir azap
hazırlamışızdır.
19- Ey inananlar, zorla kadınları mîras olarak almanız helâl
değildir size. Apaçık kötülükte bulunmadıkları halde onlara
verdiğinizin bir kısmını ele geçirmek için sıkıştırmayın onları
ve onlarla iyi ve güzel geçinin, onlardan hoşlanmadığınız
takdîrde de olabilir ki sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah,
birçok hayırlar takdîr etmiştir.
20- Zevcenizi bırakıp yerine bir başkasını almak isterseniz
bırakacağınıza, yığınlarla mehir vermiş olsanız bile ondan
hiçbir şey almayın. İftirâ ederek ve apaçık günaha girerek alır
mısınız onu hiç?
21- Nasıl alabilirsiniz ki birbirinizle kaynaşmıştınız ve onlar,
sizden adamakıllı söz de almışlardı.
22- Babalarınızın nikâhladığı kadınları almayın. Bu, ancak
geçmiş bir âdettir ve geçen, geçip gitmiştir. Şüphe yok ki bu,
kötü bir şeydi, iğrenç bir âdetti ve ne de kötü bir
yoldu-yoradamdı.
23- Haram edilmiştir size analarınız, kızlarınız, kız
kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin
kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren
sütanneleriniz, süt emme yüzünden kardeşleriniz olan kızlar ve
zevcelerinizin anneleri, zifafa girdiğiniz zevcelerinizin, sizin
himâyenizde bulunan ve üvey kızlarınız olan kızları. Ancak
zevcelerinizle zifafa girmedinizse kızlarını almanızda bir beis
yok. Haram edilmiştir belinizden gelen oğullarınızın zevceleri
ve iki kız kardeşi birlikte almak, çünkü bu âdet de geçmiştir
artık; şüphe yok ki Allah, bütün suçları örter rahîmdir.(4)
24- Kocalı kadınlarla evlenmek de haram; ancak sahibi olduğunuz
cariyeler müstesna. Allah'ın yazısı bu, emri bunlar size ve
bunlardan başkalarını, evlenmeniz ve zinâda bulunmamanız için
arayıp istemeniz helâl edilmiştir size. Kadınlardan biriyle
evlenerek faydalandığınız takdîrde mehirlerini kararlaştırıldığı
veçhile verin. Miktarını tâyin ettikten sonra gönül hoşluğuyla
herhangi bir hususta uyuşursanız suç yok size. Şüphe yok ki
Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.(5)
25- İçinizden, hür ve inanmış kadınları almaya gücü yetmeyenler,
inanmış erlerin sahip oldukları cariyeleri alsın ve Allah, sizin
inancınızı çok iyi bilir. Hepiniz de birsiniz, birbirinizden
türediniz. Kötülükte bulunmayan, birisini dost tutmayan namuslu
cariyeleri, sahiplerinin izniyle alın, ücretlerini de örfe uygun
olarak güzellikle verin, onlar evlendikten sonra kötülükte
bulunurlarsa cezaları, hür kadınların cezasının yarısıdır. Bu,
içinizden zinâ etmekten korkanlara bir ruhsattır, fakat
sabretmeniz size daha hayırlıdır ve Allah, suçları tamamıyla
örter, rahîmdir.
26- Allah, size her şeyi açıklamak ve size, sizden öncekilerin
yollarını göstermek ve tövbenizi kabul etmek ister ve Allah, her
şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27- Ve Allah, tövbenizi kabul etmeyi diler, şehvetlerine
uyanlarsa, sizin doğru yoldan tamamıyla sapmanızı.
28- Allah, sizin yükünüzü hafifletmeyi diler ve insan, zâten de
zayıf olarak yaratılmıştır.
29- Ey inananlar, aranızda, mallarınızı haksız yere ve
boşu-boşuna yemeyin, ancak karşılıklı bir uzlaşmayla yapılan
alış-veriş başka ve birbirinizi öldürmeyin, şüphe yok ki Allah,
size rahîmdir.
30- Ve kim haddini aşarak zulmedip bu işi işlerse onu ateşe
sokarız ve bu, Allah'a pek kolaydır.
31- Nehyedildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız suçlarınızı
örteriz ve sizi büyük ve şerefli bir mevkie ulaştırırız.
32- Allah'ın, bâzılarınızı, bir kısmınıza üstün etmesine haset
etmeyin. Erkeklerin, kendi kazançlarından payları var,
kadınların da kendi kazançlarından payları var. Allah'tan,
lütfünü, inâyetini dileyin, çünkü şüphe yok ki Allah her şeyi
tamamıyla bilir.
33- Ana ve babayla yakınların bıraktıkları mallara mîrasçı
olacak erkek ve kadınları tâyin ettik. Kendileriyle
ahitleştiğiniz kişilere de paylarını verin, şüphe yok ki Allah
her şeyi görür.
34- Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları bir çok
şeylerde kadınlardan üstün etmiştir, çünkü onlar, kadınları,
mallarıyla geçindirirler, doyururlar; iyi kadınlar da itaatli
olurlar ve Allah, onların hakkını nasıl korumuşsa onlar da,
kocaları yanlarında olmasa bile, iffetlerini korurlar.
Kadınlarınızın serkeşliğinden korkunca onlara öğüt verin, onları
yatakta yalnız bırakın, dövün onları. Fakat itaat ettikleri
takdîrde de aleyhlerine bir sebep araştırmayın, şüphe yok ki
Allah çok yüce ve büyüktür.
35- Karıyla kocanın arasında bir ayrılık olacağından korkarsanız
koca tarafından bir hakem, kadın tarafından da bir hakem
gönderin. Aralarının düzelmesini dilerlerse Allah da bu hususta
başarı verir onlara. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir ve her
şeyden haberdardır.
36- İbâdet edin Allah'a ve ona hiçbir şeyi eş etmeyin. Anaya,
babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak
komşulara, yolda kalmışlara ve sahibi olduğunuz köle ve
cariyelere iyilik edin, çünkü Allah, kendini beğenip övenleri
sevmez.
37- Onlar, hem nekeslik ederler, hem de insanlara, nekes
olmalarını emrederler ve Allah'ın, kendilerine lütfedip verdiği
şeyleri gizlerler ve biz, kâfirlere, horlayıcı, onları
aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
38- Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanmadıkları halde
mallarını, ancak insanlara gösteriş olmak üzere sarfederler.
Şeytan kime arkadaş olursa o, arkadaşların en kötüsüne
düşmüştür.
39- Ne olurdu Allah'a ve âhiret gününe inanıp Allah'ın
kendilerini rızık-landırdığı şeyleri harcasalardı; ve Allah,
onları çok iyi bilir.
40- Şüphe yok ki Allah zerre kadar zulmetmez. Zerre miktarı
iyilik bile olsa onu kat-kat arttırır ve yapana, kendi katından
büyük bir mükâfat verir.
41- Ne olacak halleri her ümmetten bir tanık getirdiğimiz, seni
de hepsine tanık tuttuğumuz gün?
42- O gün, bir gündür ki kâfirlerle Peygambere isyan edenler,
yerle yeksan olmalarını ve Allah'tan hiçbir sözü gizlememiş
bulunmalarını dileyecekler.
43- Ey inananlar, namaza yaklaşmayın ne söylediğinizi bilmeyecek
kadar sarhoşken ve yolda değilseniz yıkanıncaya dek cünüpken.
Hastaysanız, yahut yolculuktaysanız, yahut biriniz ayakyolundan
gelirse, yahut da kadınlara dokunursanız, su bulamadığınız
takdîrde temiz toprakla teyemmüm edin, toprağı, yüzünüze ve
ellerinize sürün. Şüphe yok ki Allah, bağışlayıcıdır, suçları
örter.(6)
44- Görmez misin kendilerine kitaptan bir pay verilenleri?
Sapıklığı satın alıyorlar ve sizi de yoldan saptırmak
istiyorlar.
45- Ve Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir ve dost olarak
da Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter.
46- Yahûdi olanlardan, sözleri yerlerinden alıp değiştirenler de
var ve işittik de isyan ettik derler, işit, işit-meyesice ve
dillerini eğip bükerek ve dini kınayarak bizi de gözet derler.
İşittik ve itaat ettik, bizi de dinle ve bize de bak deselerdi
onlar için daha hayırlı, daha doğru olurdu, fakat Allah,
küfürleri yüzünden onları rahmetinden uzaklaştırdı, pek azından
başkası imana gelmez onların.
47- Ey kendilerine kitap verilenler, yüzlerinizi mahvedip eski
haline getirmeden, yahut cumartesi gününü tanıyanlara lânet
ettiğimiz gibi size de lânet etmeden, sizdeki kitabı da
gerçeklemek üzere indirdiğimiz kitaba inanın ve Allah'ın emri,
mutlaka yerine gelecek.(7) (8)
48- Şüphe yok ki Allah, kendisine eş tanıyanları yarlıgamaz,
ondan başka dilediğinin bütün suçlarını yarlıgar ve kim Allah'a
eş tanırsa gerçekten de büyük bir iftirâda bulunmuş, pek büyük
bir suç işlemiştir.
49- Görmez misin kendilerini temize çıkarmaya savaşanları,
halbuki Allah, dilediğini arıtır, temizler ve onlar, hurma
çekirdeğinin içindeki incecik kıl kadar bile zulüm görmezler.
50- Hele bak, Allah'a nasıl iftirâ ediyor, ona yalan isnat
ediyorlar ve yeter bu apaçık suç onlara.
51- Görmez misin, kendilerine kitaptan bir pay verilenler, puta,
Şeytan'a inanırlar da kâfirler için bunlar derler, inananlara
nispetle daha doğru yolda.70
52- Onlar, o kişilerdir ki Allah onlara lânet etmiştir ve Allah
kime lânet ettiyse ona gerçekten de hiçbir yardımcı bulunmaz.
53- Yoksa onların saltanattan bir payları mı var? Böyle olsa da
insanlara bir habbe bile vermezler.
54- Yoksa Allah'ın, lütfedip insanlara ihsân ettiği şeylere
haset mi ediyorlar? Gerçekten de biz İbrahîm soyuna kitap ve
hikmet verdik ve onlara büyük bir saltanat ihsân ettik. (9)
55- Onlardan, ona inanan da var, ondan yüz çeviren de ve bunlara
alevli, yakıp kavuran cehennem yeter.
56- Şüphe yok ki âyetlerimizi inkâr edenleri, yakında ateşe
atarız. Derileri yanıp eridikçe de azâbı tatsınlar diye
yerlerine yeniden yeniye deri bitiririz. Şüphe yok ki Allah
üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
57- İnanıp iyi işlerde bulunanlarıysa kıyılarından ırmaklar akan
cennetlere sokarız. Ebedî kalırlar orada. Onlara orada her çeşit
ayıptan arınmış tertemiz eşler var ve onları kaba gölgelikte
huzura, rahata kavuştururuz.
58- Şüphe yok ki Allah, emânetleri ehline vermenizi ve insanlar
arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emrediyor.
Gerçekten de Allah, size ne de güzel öğüt vermede. Şüphe yok ki
Allah, her şeyi duyar, görür.
59- Ey inananlar, Allah'a, peygambere ve içinizden emredecek
kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin. Allah'a ve âhiret
gününe inanıyorsanız bir şeyde ihtilâfa düştünüz mü o hususta
Allah'a ve Peygambere mürâcaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır,
hem de sonu pek güzeldir.
60- Görmez misin sana indirilene de, senden önce indirilenlere
de inandıklarını sananlar, Şeytan tarafından yargılanmalarını
dilerler, halbuki onu inkâr etmeleri emredilmişti onlara ve
Şeytan, onları tamamıyla sapıtmak, doğru yoldan pek uzak
bırakmak ister.
61- Onlara, Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin dendi mi
görürsün ki münafıklar, senden tamamıyla uzaklaşırlar.
62- Elleriyle hazırladıkları bir felâkete uğrayınca da halleri
nice olur? Sonra sana gelirler Allah’a yemin ederek ve biz,
ancak iyilik etmek, ara bulmak istedik diyerek.
63- Onlar, öyle kişilerdir ki Allah bilir kalplerinde olanı, yüz
çevir onlardan, öğüt ver onlara, kendi hallerine dair tesirli,
dokunaklı sözler söyle onlara.
64- Biz, her peygamberi ancak, Allah izniyle ona itaat edilsin
diye gönderdik; onlar da nefislerine zulmettikleri vakit sana
gelerek Allah'ın, kendilerini yarlıgamasını isteselerdi,
Peygamber de onların yarlıganmalarını dileseydi elbette Allah'ın
tövbeleri kabul edici rahîm olduğunu görür, anlarlardı.
65- Fakat öyle değil; andolsun Rabbine ki onlar iman etmiş
olmazlar aralarında çıkan ihtilâflarda seni hakem etmedikçe ve
sonra da yüreklerinde hiçbir sıkıntı, üzüntü duymadan verdiğin
hükmü kabul eylemedikçe ve tamamıyla sana teslîm olmadıkça.
66- Biz onlara, kendinizi öldürün, yahut ülkenizden çıkın diye
emretseydik, bunu onlara farz etmiş olsaydık ancak içlerinden
pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine verilen öğüdü
tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu,
hem de inançlarını kökleştirirdi.
67- Biz de o vakit, onları, katımızdan büyük bir mükâfatla
mükâfatlandırırdık.
68- Ve onları dosdoğru yola sevk ederdik.
69- Ve kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse o ve o çeşit
kişiler Allah'ın,
nîmetleriyle nîmetlendirdiği peygamberlerle,gerçeklerle,
şehitlerle ve iyi adamlarla eş olur, onlara katılırlar ve onlar,
ne de güzel arkadaştır.
70- Bu lütuf ve ihsân, Allah'tandır ve Allah'ın her şeyi bilmesi
yeter.
71- Ey inananlar, ihtiyata ait gereken tedbîrleri alın da
bölük-bölük, yahut hep birden ilerleyin.
72- İçinizde mutlaka ağır davranan olacak ve size bir felâket
gelip çatınca da diyecek ki: Allah, gerçekten de bana lütfetti
de o zaman, onlarla berâber bulunmadım.
73- Size Allah'tan bir lütuf ve ihsân gelince de onunla sizin
aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi keşke diyecek, ben de
onlarla berâber olsaydım da ben de o büyük lütfe nail olsaydım,
ben de muradıma erseydim.
74- Artık Allah yolunda savaşsın dünya yaşayışı yerine âhireti
satın alanlar ve kim Allah yolunda savaşır da öldürülür, yahut
üst olursa ona büyük bir ecir vereceğiz.
75- Ne oluyor size ki zayıf ve âciz erkeklerle kadınlar ve
çocuklar, Rabbimiz bizi ahalisi zâlim olan şu şehirden çıkar,
bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla
deyip dururlarken siz, Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
76- İnananlar, Allah yolunda savaşırlar, kâfir olanlar, Şeytan
yolunda savaşırlar. Savaşın Şeytan'ın dostlarıyla ve şüphe yok
ki Şeytan'ın hîlesi zayıftır.
77- Görmez misin savaştan el çekin ve namaz kılın, zekât verin
denenleri? Onlara savaş farz edilince içlerinden bir kısmı,
insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hattâ daha da fazla korkmaya
başladılar da ne olurdu, yakın olan ölümümüze dek bu emri
geciktirseydin, bize savaşı emretmeseydin dediler. De ki:
Dünyanın zevki azdır, âhiretse sakınanlar için daha hayırlıdır
ve onlar, hurma çekirdeğinin içindeki incecik kıl kadar bile
zulüm görmezler.
78- Nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; hattâ isterseniz
sağlamlaştırılmış yüksek kalelerde olun. Onlara bir iyilik geldi
mi bu derler, Allah'tan. Bir kötülük geldi mi, bu derler,
senden. De ki: Hepsi Allah'tan. Ne oldu bu kavme ki hiçbir sözü
anlamaya yanaşmıyor.
79- Sana gelen iyiliğe ait şey Allah'tandır, kötülüğe ait olansa
nefsinden ve biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik, buna
tanık olarak Allah yeter.
80- Peygambere itaat eden, gerçekten de Allah'a itaat etmiştir,
yüz çevirene gelince; zâten biz seni onları korumak için
göndermedik ki.
81- Bizden itaat etmek derlerse de yanından ayrıldılar mı
onların bir kısmı, geceleyin senin dediğinden bambaşka şeyler
kurar, Allah da onların kurduklarını yazar. Yüz çevir onlardan
de dayan Allah'a, Allah yeter koruyucu olarak.
82- Hâlâ mı düşünmezler Kur’ân'ı Allah katından gayrı bir yerden
gelseydi onda, birbirini tutmaz birçok şeyler bulurlardı.
83- Emniyete, yahut korkuya ait bir haber duysalar derhal
yayarlar. Halbuki Peygambere ve içlerinden emre salâhiyeti
olanlara başvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar,
elbette onlardan gerçeğini öğrenirlerdi. Allah'ın ihsânı ve
acıması olmasaydı pek azınız müstesna, Şeytan'a uyup
gitmiştiniz.
84- Gayrı savaş Allah yolunda, kendinden başkasından sorumlu
değilsin sen ve teşvik et inananları. Olur da Allah kâfirlerin
zararını ve zulmünü defedip giderir ve Allah'ın azâbı da pek
çetindir, cezası da.
85- Kim iyi bir şefaatte bulunursa o şefaatten payı vardır ve
kim kötü bir şefaatte bulunursa ondan payı var ve Allah her şeyi
bilir korur.
86- Size selâm verildiği vakit selâmı daha güzel bir sözle,
yahut aynı sözle alın ve Allah, şüphe yok ki her şeyi hakkıyla
hesaplar.
87- Bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak. Kıyâmet gününde
hepinizi toplayacaktır ve o günde hiç şüphe yoktur ve kimdir
Allah'tan daha doğru sözlü?
88- Ne oluyor size de münâfıklar hakkında iki bölük oluyorsunuz,
Allah onları, kazandıkları suçları yüzünden gerisin geri küfre
döndürdü; Allah'ın yoldan çıkarıp azdırdığını doğru yola
getirmek mi istersiniz? Ve Allah kimi azdırdıysa artık onun için
hiçbir yol bulamazsınız.(10)
89- Onlar, sizin de kendileri gibi kâfir olmanızı ve böylece de
hepinizin bir olmanızı isterler, onun için Allah yolunda
yurtlarından göçmedikçe onların hiçbirini dost edinmeyin. Bunu
kabul etmez de yüz çevirirlerse tutun onları ve öldürün onları
bulduğunuz yerde ve onlardan ne dost edinin, ne yardımcı.
90- Ancak sizinle onların arasında ahitleşme olan bir kavme
sığınanlar, yahut sizinle veya kendi kavimleriyle savaşmaya
yürekleri dayanmayıp size gelenler, bu hükümden dışarıdır ve
Allah dileseydi onları size mûsâllat ederdi de sizinle
savaşırlardı. Sizi bırakırlar, sizinle savaşmazlar ve barış
teklifinde bulunurlarsa Allah da onların aleyhinde bulunmaya bir
yol bırakmamıştır size.
91- Başka bir bölüğünü de şöyle bulacaksınız: Onlar, sizden de
emin olmak isterler, kavimlerinden de. Fakat bir fitneye sevk
edilince tâ içine dalıverirler. Onlar sizi bırakmazlar, sizinle
barış halinde yaşamazlar ve sizden el çekmezlerse tutun onları,
öldürün onları bulduğunuz yerde ve işte size, onlara karşı
apaçık bir kudret ve salâhiyet verdik.
92- İnanan birisinin, bir inanmış kişiyi öldürmesi câiz
değildir, ancak yanlışlıkla olursa o başka. Yanlışlıkla bir
mümini öldüren, mümin bir köle azat eder, öldürülenin âilesine
de kan pahası verir, ancak âilesi, kan pahasını sadaka olarak
bağışlarsa vermez. Öldürülen, mümin olmakla berâber size düşman
olan bir kavimdense öldüren, mümin bir köle azat eder.
Öldürülen, aranızda ahitleşme olan bir kavimdense âilesine kan
pahası vermek ve bir mümin azat etmek gerek. Bunları yapamayan,
Allah'a tövbe ederek iki ay, birbiri ardınca
oruç tutar ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
93- Ve kim bir mümini kasten öldürürse cezası cehenneme
atılmaktır, ebedî kalır orada ve Allah ona gazap eder ve
rahmetinden uzaklaştırır onu ve ona pek büyük bir azap
hazırlamıştır da.
94- Ey inananlar, Allah yolunda savaşa gittiğiniz zaman pek
dikkatli ve ihtiyatlı olun ve size selâm verene, dünya
menfaatini dileyerek sen mümin değilsin demeyin, şüphe yok ki
Allah katında çok ganîmetler var. Siz de önce böyleydiniz de
Allah size lütfetti, o halde dikkat edin, ihtiyatlı olun; hiç
şüphe yok ki Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.(11)
95- Mâzeretleri olanlar müstesna, müminlerden savaşa katılmayıp
oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar,
eşit olamaz. Allah, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda
savaşanları, derece bakımından, oturanlardan üstün etmiştir.
Allah, hepsine de iyilikler, güzellikler vaat etti ve Allah
üstün etti savaşanları oturanlardan, pek büyük bir ecirle.
96- Kendi katından ihsân ettiği derecelerle, yarlıgamayla ve
rahmetle ve Allah suçları örtüp yarlıgayan rahîmdir.
97- Melekler, nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken ne
haldeydiniz derler. Onlar da, yeryüzünde derler, âciz kişilerdik
biz. Melekler, Allah'ın yeri geniş değil miydi derler, siz de
hicret edeydiniz. İşte onlardır yurtları cehennem olanlar ve
orası, ne de kötü bir yurttur.
98- Ancak yurtlarından göçmek için bir düzen, bir yol bulamayan
gerçekten de âciz erkeklerle kadınlar ve çocuklar bu hükümden
dışarı.
99- Onlardır Allah'ın bağışlayacağı umulanlar ve Allah
bağışlayıcıdır, suçları örtücüdür.
100- Allah yolunda yurdundan göçen, yeryüzünde barınacak birçok
yerler bulur, ferahlığa erer ve kim, Allah ve Peygamberi uğrunda
evinden çıkıp hicret eder de sonra ona ölüm gelip çatarsa onun
ecri Allah'a aittir ve Allah suçları örter rahîmdir.
101- Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin, size bir
zarar vereceğinden ürkerseniz namazı kısaltmada bir vebal yok
size ve kâfirler, zâten size apaçık düşmandır.
102- Onların içinde bulunur da namaz kıldırırsan onların bir
kısmı seninle berâber ve silâhları yanlarında olarak namaz
kılsın, secde ettiler mi öbür kısmı, arkanızda dursun. Sonra
namaz kılmayan takım gelsin, seninle namaz kılsın, kalkanlarını,
silâhlarını üstlerinde bulundursunlar. Kâfirler, birdenbire
üstünüze bir saldırışta bulunmak için sizin silâhlarınızdan,
eşyanızdan gafil olmanızı isterler. Ancak yağmurdan dolayı
müşkülâta uğrarsanız, yahut hastaysanız silâhlarınızı çıkarmada
vebal yok size,
fakat ihtiyatlı davranın; şüphe yok ki Allah, kâfirlere
aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
103- Namazı kıldıktan sonra ayaktayken, otururken ve yanınıza
yaslanınca Allah'ı anın, tam emniyete ve huzura ulaşınca da
namazı dosdoğru kılın, çünkü namaz, müminlere muayyen vakitlerde
kılınmak üzere farz edilmiştir.
104- Düşman olan kavmi takipte gevşek davranmayın. Siz acı
duyuyorsanız şüphe yok ki onlar da sizin duyduğunuz acıyı
duyuyorlar ve siz Allah'tan, onların ummadığı şeyleri
umuyorsunuz ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
105- Biz sana kitabı, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği
gibi hükmedesin diye bir gerçek olarak indirdik, hainleri
savunma.
106- Allah'tan yarlıganma dile, şüphe yok ki Allah, suçları
örten rahîmdir.
107- Nefislerine hâinlik edenlerden yana çıkıp uğraşma; şüphe
yok ki Allah, hâinlikte ileri giden suçluları sevmez.
108- İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler, halbuki
Tanrının râzı olmadığı sözü geceleyin söylerler, düzenler
düzerlerken de o, onlarlaydı ve Allah, onların bütün
yaptıklarını kavrar.
109- İşte siz o kişilersiniz ki dünya hayâtında onları tuttunuz,
onlar için uğraştınız; fakat kıyâmet gününde, Allah'a karşı kim
savunacak onları, yahut kim koruyacak onları?
110- Kim bir kötülük eder, yahut nefsine karşı zulümde bulunur
da sonra Allah'tan yarlıganmak dilerse Allah'ı, suçları örtücü
ve rahîm olarak bulur.
111- Kim bir suç işlerse o suçu kendi aleyhine kazanmıştır,
zararı kendine ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
112- Kim bir hatada bulunur, yahut suç işler de onu bir suçsuza
isnat ederse iftirâda bulunmuş, apaçık bir günahı yüklenmiş
olur.
113- Allah'ın sana lütfü, ihsânı ve rahmeti olmasaydı onların
bir kısmı seni bile doğru yoldan çıkarmayı kurmuştu, fakat
onlar, ancak kendilerini sapıklığa sevk ederler ve hiçbir
hususta sana zarar veremezler ve Allah, sana kitabı ve hikmeti
indirdi ve evvelce bilmediğin şeyleri öğretti sana ve Allah'ın,
sana lütfü ve ihsânı pek büyüktür.
114- Onların toplanıp gizlice konuşmalarının çoğunda hayır
yoktur; ancak kim sadakayı, iyiliği ve insanların arasını
bulmayı emrederse onun sözünde hayır var. Allah'ın razılığını
kazanmak için bunları yapana pek büyük bir mükâfat vereceğiz.
115- Kendisince doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygambere
aykırı hareket eden ve inananların yolundan başka bir yola giden
kişiyi döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme atarız; orası, ne de
kötü yerdir.
116- Şüphe yok ki Allah, kendisine eş tanıyanı yarlıgamaz,
bundan başka dilediği kişinin bütün suçlarını örter, yarlıgar ve
kim Allah'a eş tanırsa öylesine sapıtmıştır ki tuttuğu yol,
doğru yoldan pek uzaktır.
117- Onlar, Allah'ı bırakırlar da dişi saydıkları putlara
taparlar, böylece de ancak inatçı Şeytan'a tapmış olurlar.
118- Allah'sa ona lânet etmişti, o da demişti ki: Andolsun ki
kullarından bir kısmını, ayartacağım da.
119- Onları doğru yoldan saptıracağım, olmaz isteklere
sürükleyeceğim, putlara hayvanlar adatacağım da onların
kulaklarını yarmalarını, Allah'ın yarattığını bozmalarını
emredeceğim. Allah'ı bırakıp Şeytan'ı dost edinen, apaçık bir
zarara düşmüş, ziyana uğramıştır.
120- Şeytan, onlara vaatlerde bulunur, onları olmayacak
isteklere sürükler, kuruntular verir; fakat Şeytan'ın vaatleri,
ancak aldatıştan ibarettir.
121- Onlardır yurtları cehennem olanlar ve oradan başka bir
sığınak bulamazlar.
122- İnananları ve iyi işlerde bulunanları, kıyılarından
ırmaklar akan cennetlere sokacağız, oralarda ebedî kalacaklar;
işte Allah'ın gerçek vaadi ve kimdir Allah'tan daha doğru sözlü?
123- Ne sizin boşuna kuruntularınızın aslı var, ne kitap ehlinin
kuruntularının aslı. Kim kötülük ederse cezasını görür ve
Allah'tan başka ne bir dost bulur, ne bir yardımcı.
124- Erkek olsun, kadın olsun, inanıp da iyi işlerde bulunanlar,
cennete girerler ve kıl kadar bile zulüm görmezler, hakları zayi
olmaz.
125- Kimin dini daha güzeldir iyilikte bulunarak özünü Allah'a
teslîm eden ve Tanrıyı bir tanıyan İbrahîm'in dinine uyan
kişinin dininden ve Allah İbrahîm’i dost edinmiştir.
126- Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve
Allah, her şeyi kavramış, kuşatmıştır.
127- Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar, de ki: Onlar
hakkındaki fetvayı Allah veriyor ve kendilerine verilmesi icap
eden mîrası vermediğiniz ve beğenip almadığınız yetim kızlarla
âciz çocuklar hakkında ve yetimlere adâletle muâmele hususunda
işte size kitapta okunan hüküm. Hayra ait neler yaparsanız şüphe
yok ki Allah hepsini bilir.
128- Kadın, kocasının kendisine eziyet edeceğinden, yahut
kendisini ihmal edeceğinden korkarsa karıyla kocanın, kendi
aralarında uzlaşıp barışmaları hususunda her ikisine de vebal
yok ve barış, daha hayırlıdır da. Zâten nefislerde nekeslik
meyli vardır, fakat iyilik eder, hoş geçinir ve sakınırsanız
şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
129- Kadınlar arasında adâletle muâmele etmeyi ne kadar
isteseniz, bu hususa ne kadar düşseniz imkân yok, yapamazsınız,
adâletle muâmele edemezsiniz. Hiç olmazsa onların birine
tamamıyla meyledip öbürünü muallâktaymış gibi bir vaziyete
düşürmeyin, uzlaşır ve sakınırsanız şüphe yok ki Allah, suçları
örter rahîmdir.
130- Karıyla koca ayrılacak olurlarsa Allah, her birini lütuf ve
keremiyle ihtiyaçtan kurtarır ve Allah'ın lütfü boldur, hüküm ve
hikmet sahibidir o.
131- Ve Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde
Andolsun ki sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size
de Allah'tan çekinmenizi tavsiye ettik. Fakat kâfir olursanız
şüphe yok ki Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa
yeryüzünde ve Allah, her şeyden müstağnîdir ve övüş ona
lâyıktır.
132- Ve Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve
koruyucu olarak Allah yeter.
133- Dilerse ey insanlar, sizi ortadan kaldırır, başkalarını
getirir ve Allah'ın buna gücü yeter.
134- Dünya mükâfatını dileyen bilsin ki dünya mükâfatı da
Allah'ın yanındadır, âhiret mükâfâtı da ve Allah her şeyi duyar,
görür.
135- Ey inananlar, Allah için daima adâleti tam yerine getirin
ve tanıklığı o yolda yapın, hattâ kendi aleyhinize, yahut anayla
babanın ve yakınların aleyhine bile olsa. Hattâ zengin, yahut
yoksul bile olsa, çünkü Allah ikisine de sizden daha ziyade
sahiptir, sizden daha fazla korur onları ve siz, adâleti icra
ederken nefsinizin dileğine uymayın. Bir tarafı gözeterek hüküm
verir, yahut birinden yüz çevirirseniz bilin ki Allah, şüphe
yok, yaptıklarınızın hepsinden haberdardır.
136- Ey inananlar, inanın Allah'a ve Peygamberine ve
Peygamberine indirdiği kitaba ve evvelce inen kitaba ve kim
Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret
gününe inanmazsa şüphe yok ki doğru yoldan pek uzak kalmış,
tamamıyla sapıtmış gitmiştir.
137- O kişiler ki iman ettiler de sonra kâfir oldular, sonra
gene iman ettiler, sonra gene kâfir oldular, sonra da
küfürlerini arttırdılar, Allah suçlarını örtmez onların ve doğru
yola getirmez onları.(12)
138- Münâfıkları, elemli bir azapla müjdele.
139- Onlar, inananları bırakırlar da kâfirleri dost edinirler.
Yüceliği, kudreti onlardan mı umuyorlar, onlardan mı arıyorlar?
Hiç şüphe yok ki bütün yücelik ve kudret Allah'ındır.
140- Kitapta, Allah'ın âyetlerini inkâr ettiklerini ve onlarla
eğlendiklerini duyarsanız, başka bir bahisten söz açıncaya dek
onlarla oturmayın, yoksa siz de onlara benzersiniz diye size bir
emir indirmiştir. Şüphe yok ki Allah, münâfıklarla kâfirlerin
hepsini de cehennemde toplayacaktır.
141- Onlar, sizin ahvâlinizi gözetip dururlar. Siz, Allah'ın
lütfüyle bir fetih elde ederseniz biz de derler, sizinle değil
miydik? Kâfirlere bir zafer payı düşse üstünlüğünüzü temin
etmedik mi, inananların, size hücumunu menetmedik mi derler.
Kıyamet gününde, Allah hakkınızda hükmeder ve Allah, kâfirlere,
müminler aleyhine bir yol, bir başarı vermez.
142- Münâfıklar, Allah'ı kandırmak isterler ve o da onların
cezasını verir. Onlar, namaza üşenerek kalkarlar, halk görsün
diye kılarlar ve Allah'ı pek az anarlar ancak.
143- Onlar, imanla küfür arasında bocalayıp dururlar, ne onlara
mal olurlar, ne bunlara ve Allah, kimi doğru yolundan
saptırdıysa onu yola getiremezsin artık.
144- Ey inananlar, müminleri bırakıp da kâfirleri dost
edinmeyin. İster misiniz kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir
delil veresiniz?
145- Şüphe yok ki münâfıklar, ateşin en aşağı katındadırlar ve
kesin olarak onlara bir tek yardımcı bile bulamazsın.
146- Ancak tövbe edenler, ıslah olanlar, Allah'a sarılanlar ve
Allah için dinlerinde ihlas sahibi bulunanlar müstesna. Onlar,
inananlarladır ve Allah, müminlere pek büyük bir ecir
verecektir.
147- Allah ne diye azâb etsin size şükrederseniz ve inanırsanız
ve Allah şükredenlerin mükâfatını verir ve onları bilir zâten.
148- Allah, zulüm gören müstesna, kötü sözün apaçık söylenmesini
sevmez ve Allah duyar, bilir.
149- Açıkça bir hayır yaparsanız, yahut yaptığınız hayrı
gizlerseniz, yahut da gördüğünüz kötülüğü bağışlarsanız bilin ki
Allah, şüphe yok, bağışlayıcıdır, her şeye gücü yeter.
150- Onlar, öyle kişilerdir ki Allah'ı ve peygamberlerini inkâr
ederler, Allah'la peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve
bâzısına inandık, bâzısına inanmadık derler ve imanla küfür
arasında bir yol tutmak isterler.
151- İşte onlardır gerçekte kâfirler ve biz kâfirler için,
aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
152- Allah'a ve peygamberlerine inananlara ve içlerinden
hiçbirini ayırt etmeyenlere gelince: Onlara ecirleri
verilecektir ve Allah, suçları örten rahîmdir.
153- Kitap ehli, onlara gökten bir kitap indirmeni isterler,
Mûsâ'dan bundan da büyük bir şey istemişler, bize Allah'ı apaçık
göster demişlerdi de zulümleri yüzünden bir yıldırım düşüp
yakıvermişti onları. Sonra da onlara apaçık deliller geldiği
halde buzağıya tanrı demişlerdi, gene de bu suçlarını
bağışlamıştık da Mûsâ'ya apaçık bir kudret vermiştik.
154- Ettikleri ahdi yerine getirsinler diye Tur dağını,
oldukları yerin üstünde yüceltmiş ve onlara, şehrin kapısından
secde ederek girin demiştik ve cumartesi günü demiştik, haddi
aşmayın ve onlardan pek kuvvetli bir söz almıştık.
155- Sonra sözlerinde durmayıp ahitlerini bozmaları, Allah'ın
âyetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri
ve kalplerimiz kapalı, anlamıyoruz demeleri yüzünden cezalarını
buldular; kalplerini, küfürleri yüzünden Allah kapamıştır, o
yüzden de içlerinden ancak pek azı imana gelir.
156- Ve inkâr etmeleri, Meryem hakkında söz söylemeleri, ona pek
büyük bir iftirâda bulunmaları.
157- Ve biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu ve Mesîh İsa'yı
öldürdük demeleri yüzünden cezalarını buldular. Onu
öldüremediler de, asamadılar da, onlara öyle göründü. Zâten
ihtilâfa düştükleri şeyde de onun hakkında zan içindedir onlar,
ona ait bir bilgileri yoktur da ancak şüpheye kapılırlar.
Gerçekten de apaçık onu öldüremediler.
158- Allah onu kendisine yüceltti ve Allah, üstündür, hüküm ve
hikmet sahibidir.(13)
159- Ve kitap ehlinden hiçbiri kalmayacak ki onun ölümünden önce
ona inanmasın, o da kıyâmet günü, onların aleyhine tanık olacak.
160- Yahûdi olanlardan meydana gelen zulüm yüzünden de onlara
helâl edilen tertemiz şeyleri haram ettik ve bu, halkın çoğunu
Allah yolunda menetmeleri.
161- Nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını
haksız yere yemeleri yüzündendir ve biz, içlerinden kâfir
olanlara elemli bir azap hazırladık.
162- Fakat onlardan bilgide ileri olanlar ve inananlar, sana
indirilene de inanırlar, senden önce indirilenlere de ve namaz
kılanlardır, zekât verenlerdir, Allah'a ve âhiret gününe
inananlardır onlar ve biz onlara büyük bir ecir vereceğiz.
163- Biz vahyettik sana, nitekim vahyettik Nûh'a ve ondan
sonraki peygamberlere ve vahyettik İbrahîm'e, İsmâîl'e, İshak'a,
Yakup'a ve evlâtlarına ve İsa'ya, Eyyub'a, Yûnus'a, Hârûn'a ve
Süleyman'a ve Dâvûd'a Zebur'u verdik.
164- Ve öyle peygamberler var ki onların ahvâlini anlattık sana
önceden ve Allah Mûsâ ile de konuşmuştu.
165- Ve peygamber, müjdeleyenlerdir ve korkutucu haber verenler;
tâ ki insanların, peygamberler geldikten sonra Allah'a karşı bir
mazeretleri, bir bahaneleri kalmasın artık ve Allah, üstündür,
hüküm ve hikmet sahibidir.
166- Fakat Allah, sana indirdiği kitapla tanıklık eder ki onu,
bilerek indirmiştir ve melekler de tanıklık ederler ve tanık
olarak Allah yeter.
167- Kâfir olanlar ve halkı Allah yolundan çıkaranlarsa öylesine
sapıtmışlardır ki tuttukları yol, doğru yoldan pek uzaktır.
168- Kâfir olanları ve zulmedenleri Allah yarlıgamaz ve onları
hiç bir yola sevk etmez.
169- Ancak cehennem yoluna sevk eder, ebedî kalırlar orada ve
bu, Allah'a pek kolaydır.
170- Ey insanlar, şüphe yok ki peygamber, Rabbinizden gerçek
olarak gelmiştir size, siz de inanın, hayırlıdır size bu. İnkâr
ederseniz şüphe yok ki Allah'ındır ne varsa göklerde ve
yeryüzünde ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
171- Ey kitap ehli, dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında
gerçek olanı söyleyin. Meryemoğlu Mesîh İsa, ancak Allah'ın
peygamberidir ve Meryem'e ilga ettiği kelimesidir ve kendisine
ait bir ruhtur. Artık inanın Allah'a ve peygamberlerine ve Tanrı
üçtür demeyin, vazgeçin bundan, bu hayırlıdır size. Allah, ancak
tek tanrıdır, oğul sahibi olmaktan münezzehtir ve onundur ne
varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve koruyucu olarak Allah
yeter.74
172- Ne Mesîh, Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de Tanrının
kendisine
yakınlaştırdığı melekler ve ona kulluktan çekinen ve ululanmak
isteyenleri o, tapısında toplayacaktır.(14)
173- İnananların ve iyi işler işleyenlerin ecirlerini ödeyecek
ve lütfünü, onlar hakkında daha da arttıracaktır. Kulluktan
çekinip ululanmak isteyenleriyse elemli bir azapla
azaplan-dıracaktır ve onlar, Allah'tan başka ne bir dost
bulurlar, ne bir yardımcı.
174- Ey insanlar, size Rabbinizden reddi mümkün olmayan bir
delil gelmiştir ve size apaçık bir nur indirmişizdir.
175- Allah'a inanıp ona sarılanları o, kendi rahmetine ve
ihsânına alacak ve onları doğru yola sevkedecektir.
176- Fetva isterler senden, de ki; Allah size fetva vermede
babası ve çocuğu olmayanın mîrasına ait: Evlâdı olmayan bir
erkek ölür de onun bir tek kız kardeşi kalırsa bıraktığı malın
yarısı onundur. Mîrasçı erkek kardeşse çocuğu ve babası olmayan
kız kardeşinin bıraktığı bütün mal, onundur; kız kardeş ikiyse,
yahut daha fazlaysa erkek kardeşin bıraktığı malın üçte ikisini
alırlar. Mîrasçılar, aynı şartlar dahilinde erkek ve kız
kardeşlerse erkeğe, kadına nispetle iki pay verilir. Allah, size
doğru yoldan sapmamanız için bunları açıklamaktadır ve Allah,
her şeyi bilir.
(1) 2. sûrenin 29-38. âyetlerine ait izahata bakınız.
(2) Adâlet, doyurmak, giydirmek, hattâ çocuğa sütnine tutmak,
ayrı ev veya daire tahsis etmek gibi hususlarda olduğu kadar
kadına muâmele hususlarında da riâyet edilmesi gereken şarttır.
(3) Kötülükten maksat zinadır. Bu âyetin hükmü olan hapis
cezası, taşlanma sûretiyle öldürmek emrini bildiren âyetle
neshedilmiştir.
(4) Hürmeti, yani haram olmayı iktiza eden süt verişin, İbn-i
Ömer'le İbn-i Abbas'tan gelen rivâyete göre azı çoğu birdir.
Ebu-Hanife, bu kavli kabul eder. Mâlik'in mezhebi de budur.
Şafii'ye göre beş kere süt vermek, hürmeti icab ettirir. Ayişe
ve Cübeyr oğlu Said'in kavli budur. Şia-i İmamiyye'ye göre
çocuğun etinin ve kemiğinin teşekkülünü icab edecek kadar süt
veriş hürmeti muciptir ki bu da bir başkası emzirmemek şartıyla
bir gün ve bir gece çocuğa süt veriş, yahut birbiri ardınca on
beş defa emziriştir. (Mecma' I, s. 253). Nesep dolayısıyla haram
olanlar, süt dolayısıyla de haramdır (al-Tecrid, 2,
Kitâb-ün-Nikâh, s.124).
(5) Âyette, "Evlenmek sûretiyle faydalanılan kadınlar"
kendileriyle "müt'a" yapılan kadınlardır. "Müt'a", zamânı ve
ücreti muayyen olmak, şartıyla, soy-sop, süt anne, yahut
herhangi bir sebeple alınması haram olmayan bir kadını muvakkat
nikâhla almaktır. Ehli Sünnete göre bu nikâh, sonradan
kaldırılmıştır. Buhârî, Hayber'in fethedildiği gün Hz.
Peygamberin, bu nikâhı nehyettiğine dâir Ali'den bir hadis
tahric eder (al-Tacrid, 2, Gazvatu Haybar, s. 81). Müslim,
birçok hadislerle Hz. Muhammed (s.a.a)'in, bir ruhsat olarak
müt'aya izin verdiğini üçü mütecâviz hadisle müt'anın, Abû -
Bekr ve Ömer zamanında câri olduğunu, Ömer tarafından
menedildiğini, birçok hadislerle de Hz. Peygamber tarafından
menedilmiş bulunduğunu bildirir. Ancak Hz. Muhammed (s.a.a)
tarafından menedildiğini bildiren hadislerin bir kısmında
Mekke'nin, bir kısmındaysa Hayber'in fethedildiği gün
menedildiği rivâyet edilir (Matbaa-i Âmire - 1331, 4, Bâbu
Nikâh-al Müt'aa, s. 130 - 135). Cumhûr-i Ehli Sünnet, müt'anın
haram olduğunda müttefiktir (Şia-i İmâmiyye'nin fikri için
bakınız; Seyyid Şerefüddin Abd-al Husayn-al Amili; Acvıbatu
Masâili Cârullâh, Saydâ - Matbaat-al İrfân, 1355-1936, s. 89 -
106).
(6) Bu âyetlerin hükmü, içkinin haram edilişinden evvelki
devreye aittir.
(7) Cumartesi gününü tanıyanlardan maksat, Mûsâ dinine uymuş
olanlardır. Ahd-i Atıyk'e göre yerle gök ve ikisinde olanlar,
altı günde yaratılmış, yedinci günü Tanrı istirahat etmiştir
(Tekvin, 1-2, 1-31, 1-3). Bu yüzden Tanrı, yedinci gün olan
cumartesi gününü, Mûsâ dinine uyanların istirahat ve ibadet günü
olarak tâyin etmiş ve o gün hiçbir iş yapılmamasını buyurmuştur
(Huruc, 20, 8-11). Bu hüküm, İsa dininde neshedilmiştir (Matyus,
12, 1-14).
(8) Metinde "cibt" ve "tâgut" diye geçmektedir. Cibt Tanrıdan
başka her tapılan şeydir (al-Müfredât, s. 83), Tâgut da Tanrıdan
başka tapılan her şeye, zâlime, büyücüye, kâhine, cin ve Şeytan
taifesine, hayırdan meneden her şeye denir (Aynı kitap, s. 307).
(9) Hikmetten maksat peygamberliktir.
(10) Nifak, şeriata bir kapıdan girip öbür kapıdan çıkmaktır. Bu
yüzden münafıklar, dinden dışarıdır. Münafık sözü, Türkçe'de iki
yüzlü sözüyle ifade edilebilir. Sözüyle Müslüman olup özüyle
Müslümanlığı kabul etmeyenlere denir.
(11) Zeyd oğlu Usame, Hz. Muhammed (s.a.a)'in bulunmadığı bir
savaşa memûr olmuş ve rastladığı bir çobanı kendisine selâm
verip şahadet getirdiği halde şüphelendiğinden öldürmüştü. Bu
münasebetle bu âyet vahyedilmiştir.
(12) Mûsâ Peygambere inandıktan sonra buzağıya taparak kâfir
olan, sonra tekrar dine geldikleri halde İsa gelince ona
inanmayan ve Hz. Muhammed (s.a.a)'e karşı büsbütün inkârlarını
arttıran Museviler ve bu âyetten sonraki âyetin hükmüne göre
münafıklar.
(13) Ahd-i Cedid'e nazaran İsa Peygamber, Yuda tarafından ele
verilmiş, haça gerilerek öldürülmüş, sonra dirilip bir kaç gün
şakirtleri arasında yaşadıktan sonra göğe ağmıştır. Müslüman
inancına göre İsa'yı ele veren, yahut bir başkası İsa sanılarak
haça gerilmiş, Hz. İsa diri göğe ağmıştır.
(14) Matyus İncili'nin sonunda üç uknumun Baba, Oğul ve
Rûh-ül-Kudüs olduğu bildirilmektedir (28, 19). Bu İncil'de ve
diğer üç İncil'de yer yer, Tanrının baba, İsa'nın da oğul olduğu
ve Ruh-ül-Kudüs'le kuvvetlenip olağanüstü şeyler yaptığı
tekrarlanır. Hasılı Hıristiyanlığın esası, üç uknuma, yani asla
inanmaktır. Onlarca Tanrı, öyle bir varlıktır ki bu varlık,
Baba, Oğul ve Ruh-ü-Kudüs olarak tecelli eder. Baba, Oğul ve
Ruh-ül-Kudüs de tek tanrı sayılır. Baba hayatı, Oğul kelâmı,
Ruh-ül-Kudüs de kudreti temsil eder. Kelâm, yani oğul olan İsa,
lâhutun, Tanrılığın, nâsut, yani insan sûretine bürünmesi ve
zuhur etmesidir. Müslümanlık, tek ve münezzeh Tanrı esasına
dayanır. |