|
geri
40- MÜ’MİN
SURES
Mekkîdir, seksen beş âyettir.
(İbn-i Abbas ve Katâde'ye göre 56 ve 57. âyetler Medenîdir.
Hasen'e göre 55. âyette namaz emredilmededir. Namaz, Medine'de
farzedildiği cihetle bu âyet Medenîdir.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Hâ mîm.
2- Bu kitap, üstün ve her şeyi bilen Allah tarafından
indirilmiştir.
3- Odur suçları örten ve tövbeleri kabûl eden ve azâbı şiddetli
olan ve kullarına nîmetler ihsân eden; yoktur ondan başka
tapacak ve dönüp varılacak yer, onun tapısıdır ancak.
4- Allah'ın delilleri hakkında, ancak kâfir olanlar çekişirler,
onların, şehirlerde dönüp dolaşmaları aldatmasın seni.
5- Onlardan önce de Nûh kavmi, yalanladı, onlardan sonraysa
bölük-bölük halk ve her ümmet, peygamberini yalanlamayı kendine
iş edindi, buna kasdetti, onu öldürmek istedi ve gerçeği boşa
çıkarmak için boş şeylere dayanarak çekiştiler, derken onları
helâk ediverdim; azap nasıl olurmuş, görsünler.
6- İşte böylece Rabbinin verdiği hüküm, kâfirlere hak oldu:
Şüphe yok ki onlar, cehennemliktir.
7- Arşı taşıyanlarla onun çevresindekiler, Rablerine hamd ederek
onu tenzîh ederler ve inanırlar ona ve inananlara yarlıganma
dilerler, Rabbimiz derler, rahmetin ve bilgin, her şeyi kavramış,
kaplamıştır, artık tövbe edenleri ve senin yoluna uyanları
yarlıga ve koru onları, yakıp kavuran cehennem azâbından.
8- Rabbimiz ve sok onları ebedî Adn cennetlerine, nitekim vait
de etmiştin onlara ve atalarından ve eşlerinden ve soylarından
kendilerini düzgün bir hâle getirenlere. Şüphe yok ki sen,
üstünsün, hüküm ve hikmet sâhibisin.
9- Ve koru onları kötülüklerden ve kimi kötülüklerden korursan o
gün, gerçekten de ona acımışsın ve budur işte o pek büyük
kurtuluş, murâda eriş.
10- Şüphe yok ki kâfir olanlara nidâ edilir de denir ki: Bugün
kendinize karşı duyduğunuz nefretten, buğuzdan daha büyüktü size
karşı Allah'ın duyduğu nefret ve buğuz o zaman ki inanca
çağrılıyordunuz da kâfir oluyordunuz siz.
11- Onlarsa Rabbimiz derler, iki kere öldürdün bizi ve iki kere
dirilttin, artık suçlarımızı da söyledik, buradan çıkmamıza bir
yol yok mu?(1)
12- Bu da, Allah birdir dendi mi kâfir olmamızdan ve ona eşler
olduğu söylenince inanmanızdandır; artık hüküm, pek yüce ve pek
büyük Allah'ın.
13- Öyle bir mâbuttur ki delillerini göstermededir size ve
rızıklandırmak için gökten yağmur yağdırmadadır size ve ona
dönen kişiden başkası ibret ve öğüt almaz bundan.
14- Artık, dîninde, özünüzü tamâmıyla ona bağlıyarak çağırın
Allah'ı kâfirler istemese de.
15- Dostlarının derecelerini yüceltir, arşın sâhibidir; kavuşma
gününden korkutmak için kullarından dilediğine Rûh'u, emriyle
indirir.
16- O kavuşma günü, onlar, kabirlerinden çıkarlar, Allah'a karşı
hiçbir şeyleri gizli kalmaz; o gün, saltanat ve tedbîr kimindir,
bir ve her şeye üstün Allah'ın.
17- O gün herkes, ne kazandıysa onun karşılığını bulur; o gün
zulüm yoktur; şüphe yok ki Allah'ın hesâbı, pek tezdir.
18- Ve onları, yaklaşmakta olan o günle korkut, o gün, korkudan
yürekler, ağızlara gelir, gönüller, dertle dolar, zâlimlere ne
yardımı dokunacak bir dost bulunur, ne şefâati kabûl edilecek
bir şefâatçi.
19- O, hıyânetle gizlice bakışı da bilir, gönüllerde gizlenen
şeyleri de.
20- Ve Allah, gerçek olarak hükmeder. Ondan başka kulluk
ettikleri şeyler, hiçbir şey hakkında hüküm veremezler; şüphe
yok ki Allah, her şeyi duyar, bilir.
21- Yeryüzünü gezip dolaşmazlar mı ki onlardan önce gelip
geçenlerin ne olmuş sonları, bir bakıp görsünler? Onlar, kuvvet
bakımından da üstündü bunlardan, yeryüzünde yaptıkları şeyler
bakımından da; derken kâfir oldular da Allah, onları helâk
ediverdi ve onları, Allah'a karşı koruyacak hiçbir kimse çıkmadı.
22- Bu da, peygamberleri, onlara apaçık delillerle geldi mi,
inkâr etmelerindendir, derken Allah onları helâk edivermiştir;
şüphe yok ki o, kuvvetlidir, azâbı da çetindir onun.
23- Ve andolsun ki Mûsâ'yı delillerimizle ve apaçık bir burhanla
göndermiştik.
24- Firavun'a, Hâmân'a ve Kârun'a; derken onlar, bu demişlerdi,
pek yalancı bir büyücü.
25- Mûsâ, katımızdan gerçekle onlara gelince öldürün demişlerdi,
onunla berâber inananların oğullarını ve bırakın kadınlarını;
kâfirlerin düzeni, ancak gerçekten dışarıdır, boştur.
26- Ve Firavun, bırakın beni de dedi, Mûsâ'yı öldüreyim ve
Rabbini çağırsın bakalım; şüphe yok ki ben, dininizi
değiştireceğinden, yahut da yeryüzünde bir bozgun çıkaracağından
korkuyorum.
27- Ve Mûsâ, ben dedi, şüphe yok ki soru gününe inanmayan her
ululuk satan kişinin şerrinden, Rabbime ve Rabbinize sığınırım.
28- Ve Firavun'un soyundan inanan ve inancını gizleyen bir er,
dedi ki: Rabbim Allah'tır dediği için mi adam öldüreceksiniz ve
gerçekten de o, Rabbinizden apaçık deliller de getirmiştir size
ve yalancıysa yalanı kendisine âit ve doğru söylüyorsa size
vaadettiklerinin bir kısmına uğrarsınız; şüphe yok ki Allah,
haddini aşan ve çok yalan söyleyen kişiyi doğru yola
sevketmez.(2)
29- Ey kavmim, bugün saltanat sizin, üstünsünüz yeryüzünde,
fakat Allah'ın azâbı gelince kim kurtaracak bizi? Firavun dedi
ki: Ben size hangi reyi işâret ediyorsam o, tamâmıyla doğrudur
ve ben sizi, doğru-dürüst yoldan başka bir yola sevketmiyorum.
30- O inanan, ey kavmim dedi, ben bir bölük ümmetin uğradıkları
azâba uğrayacaksınız diye korkuyorum.
31- Nûh, Âd ve Semûd kavimlerine ve onlardan sonrakilere olduğu
gibi ve Allah, kullarına zulmetmeyi istemez.
32- Ve ey kavmim, ben, o feryâdü figan, o boşuna bağırıp
söylenme günündeki hâlinizden korkuyorum.
33- O gün, bir gündür ki arkanızı döndürüp kaçacaksınız ama
doğru cehenneme gideceksiniz ve Allah’ın azâbından sizi bir
kurtaran olmayacak ve Allah, kimi doğru yoldan çıkarıp
saptırdıysa ona bir yol gösteren yoktur.
34- Ve andolsun ki daha önce Yûsuf da, apaçık delillerle
gelmişti de size getirdiği şey hakkında bir türlü şüpheden
kurtulamamıştınız, sonunda ölünce de artık dediniz, bundan sonra
Allah, başka bir peygamber göndermez kesin olarak; işte Allah,
haddini aşan şüpheli kişiyi böyle saptırır.
35- Öyle kişilerdir onlar ki kendilerine hiçbir kesin delil
gelmediği halde Allah'ın delilleri hakkında çekişmiye
girişirler; Allah katında da bir nefrete ve buğza uğrarlar,
inananlar katında da; Allah, her kibirli ve cebbar kişinin
gönlünü böyle mühürler işte.
36- Ve Firavun, ey Hâmân demişti, bana bir köşk yap da belki
kapılara erişirim.
37- Göklerin kapılarına ve derken Mûsâ'nın mâbûdunu anlamış
olurum ve gerçekten de sanıyorum ki o, yalancı ve Firavun'a,
kötü işi, böyle bezendi de böyle çıkarıldı yoldan ve Firavun'un
düzeni, ancak ziyana uğradı, boşa çıktı.
38- Ve inanan da ey kavmim dedi, bana uyun da size doğru yolu
göstereyim.
39- Ey kavmim, şu dünyâ yaşayışı, ancak geçici bir metâdan
ibâret ve şüphe yok ki âhirettir, karar edilecek yurt.
40- Kim bir kötülükte bulunursa ancak onun misli olan bir cezâ
ile cezâlanır ve erkek olsun, kadın olsun, inanarak iyi bir işte
bulunansa işte o çeşit kişilerdir ki cennete girerler, orada
sayısız rızıklanırlar.
41- Ve ey kavmim, ne oluyor bana da ben sizi kurtuluşa
çağırmadayım, halbuki siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
42- Allah'a kâfir olmaya ve ona şirk koşmaya çağırıyorsunuz beni
bu hususta hiçbir bilgim olmadığı halde ve bense sizi üstün ve
bütün suçları tamâmıyla örten mâbûda çağırmadayım.
43- Gerçeğin ta kendisi şu ki: Siz beni, dünyâda da çağırmaya
salâhiyetli olmayan, âhirette de salâhiyetli olmayan birşeye
çağırıyorsunuz ancak ve dönüp gideceğimiz yer, Allah tapısıdır
ve şüphe yok ki haddini aşanlar, cehennem ehlinin ta
kendileridir.
44- Yakında, size neler dediysem, anlıyacak, hatırlıyacaksınız
onları ve ben, işimi Allah'a ısmarladım; şüphe yok ki Allah,
kullarını görür.
45- Derken Allah, onların düzenlerinin kötülüklerinden korudu
onu ve Firavun soyunaysa azâbın kötüsü gelip çattı.
46- Ateş, sabah-akşam, onlara gösterilecek ve kıyâmetin koptuğu
günde Firavun soyunu denecek, sokun azâbın en çetinine.
47- Ve ateşte, birbirleriyle çekişmeye başladıkları zaman
düşkünler, ululuk satanlara diyecekler ki: Gerçekten size
uymuştuk, sizin adamlarınızdık biz, ateşin bir miktârını olsun
defedebilir misiniz bizden?
48- Ululuk satanlarsa, şüphe yok ki diyecekler, hepimiz de ateş
içindeyiz; şüphe yok ki Allah, kullar arasında hükmetti.
49- Ve ateştekiler, cehennemin kapıcılarına, Rabbinize yalvarın
da diyecekler, ne olur, bir günceğiz olsun azâbımızı
hafifletsin.
50- Onlar da, peygamberleriniz, apaçık delillerle gelmedi miydi
size diyecekler; onlar, evet diyecekler, bekçiler, öyleyse
diyecekler, siz yalvarın ve kâfirlerin duâsıysa ancak boşa
gider.
51- Şüphe yok ki biz, elbette peygamberlerimize ve inananlara,
dünyâ yaşayışında da yardım ederiz, tanıkların getirileceği
günde de.
52- Bir gündür o gün ki zâlimlerin özürleri fayda vermez ve
onlaradır lânet ve onlarındır kötü yer-yurt.
53- Ve andolsun ki biz, Mûsâ'ya doğru yolu gösteren kitabı
verdik ve İsrail-oğullarını da mîrasçı ettik o kitaba ki.
54- Aklı başında olanları doğru yola sevk eder, onlara ibrettir,
öğüttür.
55- Artık sabret, şüphe yok ki Allah'ın vaadi gerçektir ve
suçunun yarlıganmasını dile ve akşam ve sabah çağlarında,
Rabbine hamd ederek tenzîh et onu.(3)
56- Allah'ın âyetleri hakkında, kendilerine hiçbir kesin delil
gelmemişken çekişmeye girişenlerin gönüllerinde, ancak
ulaşmalarına imkân olmayan bir büyüklenme duygusu var; artık
Allah'a sığın, şüphe yok ki o, duyar, görür.
57- Elbette gökleri ve yeryüzünü yaratmak, insanları yaratmaktan
daha büyük bir şey ve fakat insanların çoğu bilmez.
58- Ve eşit değildir körle gören ve inanıp iyi işlerde bulunanla
kötülükler eden; ne de az düşünmede, ne de az ibret almadasınız.
59- Kıyâmet, elbette kopacak, şüphe yok bunda ve fakat
insanların çoğu inanmaz.
60- Ve Rabbiniz dedi ki: Çağırın beni, icâbet edeyim size; şüphe
yok ki bana kulluk etmekten, ululuk satarak çekinenler, aşağılık
bir halde cehenneme gireceklerdir. (4)
61- Öyle bir Allah'tır ki size geceyi yarattı, dinlenmeniz için
ve gündüzü yarattı, göre-göre işlerinizi yapmanız için; şüphe
yok ki Allah, elbette insanlara karşı lütuf ve ihsân sâhibidir
ve fakat insanların çoğu şükretmez.
62- İşte budur Rabbiniz Allah ki her şeyi halk eden odur, yoktur
ondan başka tapacak; ne diye asılsız şeylere kapılmadasınız?
63- İşte böyle kapılırlar Allah'ın delillerini, bile-bile inkâr
edenler.
64- Bir Allah'tır ki yeryüzünü, size karâr edecek bir yurt, göğü
de bir kubbe olarak yaratmıştır ve size sûret vermiştir,
sûretinizi de en güzel bir şekle sokmuştur ve sizi, tertemiz
şeylerle rızıklandırmıştır; işte budur Rabbiniz; ne yücedir
âlemlerin Rabbi Allah.
65- Odur daimî diri, yoktur ondan başka tapacak, artık onun
dîninde, yüreğinizi ona bağlayarak çağırın onu; hamd, âlemlerin
Rabbi Allah'a.
66- De ki: Şüphe yok ki ben, Allah'tan başka sizin
taptıklarınıza tapmaktan menedildim, Rabbimden apaçık deliller
gelince bana ve âlemlerin Rabbine teslîm olmam emredildi bana.
67- Öyle bir mâbuttur ki sizi topraktan, sonra bir katre sudan,
sonra bir pıhtı kandan yaratmıştır, sonra sizi, çocuk olarak
dünyâya çıkarmıştır, sonra ergenlik çağına erişmeniz, sonra da
ihtiyar olmanız için sizi yaşatmadadır ve sizden, daha önce
öldürülen de var ve hepinizi de muayyen ve mukadder bir
zamanadek yaşatır ve bütün bunlar da akıl edesiniz diye olup
biter.
68- Öyle bir mâbuttur ki diriltir ve öldürür; derken bir işin
olmasını hükmetti mi ancak, ol der o işe, oluverir.
69- Görmedin mi Allah'ın delilleri hakkında çekişmeye
girişenleri, nereye gitmedeler, neye kapılmadalar?
70- Onlar, öyle kişilerdir ki kitabı ve peygamberlerimizle
gönderdiğimiz şeyleri yalanlamışlardır, yakında bilip
anlayacaklar.
71- Boyunlarına demirden lâleler ve zincirler takılıp
sürüklendikleri zaman.
72- Sıcak su içinde, sonra cehenneme atıldıkları zaman.
73- Sonra da denecek ki nerede şirk koştuklarınız,
74- Allah'ı bırakıp da? Diyecekler ki: Gözümüzden kayboldular,
zâten de bundan önce tapmaya lâyık birşeye tapmamıştık biz; işte
Allah, kâfirleri böyle saptırır.
75- Bu da, yeryüzünde haksız yere sevinip övündüğünüzden ve
ululanıp kendinizi gördüğünüzdendir.
76- Girin kapılarından cehennemin, orada ebedî olarak
kalacaksınız; gerçekten de ululananların yeri-yurdu, ne de
kötüdür.
77- Artık sabret, şüphe yok ki Allah'ın vaadi gerçektir. Derken
ya onlara vaadettiğimiz şeylerin bâzısını göstereceğiz sana,
yahut da seni öldüreceğiz, derken hepsi de dönüp tapımıza
gelecekler.
78- Ve andolsun ki senden önce nice peygamberler gönderdik,
onlardan, sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da ve
hiç bir peygamber, Allah'ın izni olmadıkça bir delil, bir mûcize
gösteremez; derken Allah'ın emri gelince gerçek olarak
hükmedilir ve işte buracıkta, boş şeylere uyanlar, ziyan eder
gider.
79- Öyle bir Allah'tır ki onların bir kısmına binin, bir kısmını
da yiyin diye davarlar yaratmıştır size.
80- Ve onlarda başka faydalar da var size ve gönüllerinizdeki
murâda ulaşmak için onlara ve gemilere biniyorsunuz.
81- Ve size delillerini göstermede, Allah'ın delillerinden
hangisini inkâr edebilirsiniz?
82- Yeryüzünü gezip dolaşmazlar mı ki onlardan önce gelip
geçenlerin ne olmuş sonları, bir bakıp görsünler? Onlar,
topluluk bakımından daha çoktu, kuvvet ve yeryüzünde yaptıkları
şeyler bakımından da daha üstündü bunlardan; derken elde
ettikleri şeylerin, onlara hiçbir faydası olmadı.
83- Peygamberleri, apaçık delillerle onlara gelince
kendilerindeki bilgiye güvenip övündüler, kendilerini gördüler
de alay ettikleri şey, başlarına geliverdi.
84- Derken azâbını görünce de Allah'ın birliğine inandık dediler
ve şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik.
85- Fakat azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, onlara bir
fayda vermez; Allah'ın, kulları hakkında icrâ edilegelen
yolu-yoradamıdır bu ve işte buracıkta kâfirler, ziyan edip
giderler.
(1) Birinci ölüm dünyadaki tabiî ölüm, ikinci ölüm haşredilmeden
önce kabirdeki ölümdür. İlk diriltme dünyaya getirmedir. İkinci
diriltme, kabirde, soru meleklerine cevap vermek için
diriltmedir. Bâzılarına göreyse ilk öldürme meni haline getiriş,
ilk diriltme doğumla dünyaya geliştir. İkinci ölüm, tabiî
ölümdür, ikinci diriltme de kıyamette haşretmedir.
(2) Adının Ciba olduğu rivâyet edilen bir zat. İbn-i Abbas,
Firavun soyu içinde bu adamdan ve bir de kadından başka inanmış
yoktu demiştir. 28. sûrenin 20. âyetinde de bahsedilen zat,
budur.
3) Akşam çağlarında Rabbi tenzîh, akşam ve yatsı namazlarını
kılmaktır. Sabah çağlarındaki tenzîh, sabahtan akşama dek geçen
vakit içinde, gün doğmadan sabah namazını, zeval vaktinden sonra
öğleyi, ondan sonra da ikindiyi kılmaktır.
(4) Kulluk etmekten maksat, âyetin açıkça delâletine göre
duadır. |