|
geri
46- AHKAF
SURES
Mekkîdir, otuz beş âyettir.
(İbn-i Abbas'la Katâde'ye göre 10. âyet Medine'de, Selâm oğlu
Abdullah hakkında vahyedilmiştir.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Hâ mîm.
2- Bu kitap, üstün ve her şeyi bilen Allah tarafından
indirilmiştir.
3- Gökleri ve yeryüzünü ancak gerçek olarak ve muayyen bir zaman
için yarattık ve kâfir olanlarsa korkutuldukları şeylerden yüz
çevirirler.
4- De ki: Allah'tan başka taptıklarınız, gösterin bana, ne
yarattılar yeryüzünde, yoksa göğü idarede bir ortaklıkları mı
var? Doğru söylüyorsanız bundan önceki bir kitabı, yahut bir
bilgi eserini getirin bana.
5- Allah'ı bırakıp da kıyâmet günü, kendisine cevap vermeyecek
olan ve kendisine tapanlardan haberleri bile bulunmayan şeylere
tapandan daha sapık kimdir ki?
6- Ve insanların toplandığı zaman onlar, düşman kesilirler ve
kendilerine tapanların kulluklarını da inkâr ederler.
7- Onlara apaçık âyetlerimiz okundu mu gerçeği inkâr edenler,
gerçek, onlara gelince bu derler, aşikâr bir büyü.
8- Yoksa bunu, kendisi uyduruyor mu derler? De ki: Ben
uyduruyorsam Allah'ın azâbından hiçbir şeyi gideremezsiniz
benden; o, Kur’ân hakkında neler dediğinizi daha iyi bilir;
benimle sizin aranızda tanık olarak o yeter ve odur suçları
örten, rahîm.
9- De ki: İlk gönderilen peygamber değilim ben ve bana ne
yapılacağını da bilmem, size ne yapılacağını da; ancak bana
vahyedilene uyarım ve ben, apaçık bir korkutucudan başka bir şey
de değilim.
10- De ki: Ne dersiniz, Allah katındansa ve siz onu inkâr
ettiyseniz; İsrailoğullarından bir tanık, onun gerçek olup
Allah'tan geldiğine tanıklık etti de inandı, halbuki gene de siz
ululandınız, kibirinize yediremediniz; şüphe yok ki Allah,
zulmeden topluluğu doğru yola sevketmez.
11- Kâfir olanlar, inananlara dediler ki: Eğer bir hayır olsaydı
onlar, bizi geçemezlerdi ve Kur’ân'la doğru yolu bulmadıkları
için de diyecekler ki bu, çok eski bir yalan.
12- Ve bundan önce de Mûsâ'nın kitabı, uyulan bir kitaptı ve
rahmetti ve bu da bir kitaptır ki onu gerçekleştirir, Arap
diliyledir, zulmedenleri korkutmak içindir ve müjdedir iyilik
edenlere.
13- Şüphesiz, onlar ki Rabbimiz Allah'tır dediler de sonra doğru
hareket ettiler, artık onlara ne bir korku vardır, ne de
kederlenir onlar.
14- Onlardır cennet ehli, ebedî kalırlar orada, yaptıklarına
karşılık.
15- Ve biz, insana, anasına-babasına iyilik etmesini emrettik;
anası, onu zahmetle taşımıştır ve zahmetle doğurmuştur ve
gebelik müddetiyle sütten kesilme müddeti, otuz ayı tutar;
sonunda ergenlik çağına gelmiştir ve kırk yaşına ermiştir de
demiştir ki: Rabbim, bana da, anama-babama da verdiğin nîmetine
karşı şükretmeyi nasîp ve müyesser et bana ve soyumdan gelenleri
de doğru ve düzgün kişiler yap da hoşnut ol benden; şüphe yok ki
tövbe ettim sana ve şüphe yok ki teslîm olanlardanım, emrine
uyanlardanım ben.
16- Öyle kişilerdir onlar ki yaptıklarının en güzelini kabûl
ederiz ve kötülüklerinden geçeriz, cennet ehlinin içindedir
bunlar; dosdoğru bir vaittir ki vaadedilmiştir onlara.
17- Ve öbürü de, anasına-babasına, uf sizden, tekrar kabirden
çıkacağımı mı söylüyor, buna inanmaya mı çağırıyorsunuz beni? Ve
benden önce nice nesiller gelip-geçti demiştir ve onlar da
Allah'a yalvarırlar da yazık sana derler, inan, şüphe yok ki
Allah'ın vaadi gerçektir, derken o, bu der, eskilerin
masallarından başka bir şey değil.
18- Bunlar, öyle kişilerdir ki, onlardan önce cinden ve
insanlardan gelip geçen ümmetler içinde, onlara da, azâba
uğrayacaklarına dâir söylenen söz hak olmuştur; şüphe yok ki
onlar, ziyana uğramışlardır.
19- Ve herkesin, yaptığı işlere göre dereceleri var ve
yaptıklarının karşılığını elbette tamâmıyla öder ve onlara
zulmedilmez.
20- Ve o gün, kâfir olanlar, ateşe arzedilirler, dünyâ
yaşayışınızda bütün temiz şeylerinizi kaybettiniz denir ve orada,
bunlarla geçinip gitmiştiniz, bugünse, yeryüzünde, haksız yere
ululuk sattığınızdan ve buyruktan çıktığınızdan dolayı
aşağılanma azâbıyla cezâlanırsınız.
21- Ve an Âd'ın kardeşini, hani kavmini Ahkaaf'ta korkutmuştu ve
ondan önce ve ondan sonra gelip geçen korkutucular da, ancak
Allah'a kulluk edin diye korkutmuşlardı; o da öyle demiş ve
şüphe yok ki ben demişti, o pek büyük günün azâbına
uğrayacağınızdan korkuyorum.(1)
22- Onlar, sen demişlerdi, bizi mâbutlarımızdan vaz geçirmeye mi
geldin, doğru söyleyenlerdensen bize vaadettiğini getir başımıza
artık.
23- Demişti ki: Azâbın ne vakit geleceğine dâir bilgi, ancak
Allah katındadır ve ben neyle gönderilmişsem onu tebliğ ediyorum
size ve fakat görüyorum ki siz, bilgisiz bir topluluksunuz.
24- O bulutun, vâdilerine doğru gelmekte olduğunu görünce bu
demişlerdi, bize yağmur getiren bulut. Hayır, o, çarçabuk
gelmesini istediğiniz şey, bir yel ki onda elemli bir azap var.
25- Bir azap var ki Rabbinin emriyle her şeyi mahvedip gider,
derken hepsi de helâk olup gitti, öyle bir güne erdiler ki
evlerinden başka hiçbir şey görülmez oldu. İşte böylece
cezâlandırırız mücrim topluluğu.
26- Ve andolsun ki biz onlara, size vermediğimiz gücü-kuvveti
vermiştik ve onlara kulak, göz ve gönül vermiştik; derken
Allah'ın delillerini, bile-bile inkâr ettikleri zaman onlara
gelen azâbı, ne kulakları menedebilmişti ve ne gözleri ve ne
gönülleri ve alay ettikleri, başlarına gelmişti.
27- Ve andolsun ki çevrenizdeki şehirleri de helâk ettik ve
tuttukları yoldan dönsünler diye de delilleri tekrar-tekrar
açıklamadayız, bildirmedeyiz.
28- Peki, Allah'ı bırakıp da mâbud olarak kabûl ettikleri ve
Tanrıya yaklaşmak için tapındıkları putlar, ne diye yardım
etmedi onlara? Hayır, hattâ kaybolup gittiler gözlerinden ve bu,
onların yalanıydı ve onların iftirâsı.
29- An o zamanı ki hani cinlerin bir bölüğünü, Kur’ân
dinlesinler diye senin bulunduğun tarafa yollamıştık; oraya
gelince birbirlerine, susun demişlerdi; okunuşu bitince de
korkutmak için kavimlerine dönmüşlerdi de.
30- Ey kavmimiz demişlerdi, gerçekten de biz, Mûsâ'dan sonra
indirilmiş bir kitap duyduk ki önceki kitapları gerçeklemede,
gerçeği ve doğru yolu göstermede.
31- Ey kavmimiz, icâbet edin Allah'a çağırana ve inanın ona da
suçlarınızın bir kısmını örtsün ve sizi korusun elemli azaptan.
32- Ve kim icâbet etmezse Allah'a çağırana, artık o, yeryüzünde
Allah'ı âciz bırakamaz ve ondan başka yardımcılar da yoktur ona;
bu çeşit kişilerdir apaçık sapıklığa düşenler.
33- Görmezler mi ki şüphe yok, Allah, öyle bir mâbuttur ki
gökleri ve yeryüzünü yaratmıştır ve onları yaratırken
yorulmayanın, âciz kalmayanın, elbette ölüyü de diriltmeye gücü
yeter; evet, şüphe yok ki her şeye gücü yeter onun.
34- Ve o gün, kâfir olanlar, ateşe arz edilirler de bu gerçek
değil mi denir, evet derler, andolsun Rabbimize; der ki: İnkâr
ettiğinizden dolayı artık tadın azâbı.
35- Artık, peygamberlerden azim ve irâde sâhipleri nasıl
sabrettilerse sen de sabret ve azâba uğramaları için acele etme.
Onlara vaadedilen azâbı gördükleri gün sanırlar ki dünyâda bir
günün bir ânı kadar kalmışlar; bu, bir tebliğdir, buyruktan
çıkan topluluktan başkası helâk mı olur?(2)
(1) Ad'ın kardeşinden maksat, Ad kavmine gönderilen Hz. Hûd'dur.
Ahkaaf, kum yığınları anlamına gelir. Yemen kıyılarındaki Şemr
vâdisidir, yahut Umman'la Mehre arasındaki vâdidir. Hz. Hûd'un
kavmi burada otururdu.
(2) Şeriatları kurmakta azim gösteren peygamberler. 33. sûrenin
7. âyetinde azim sahibi peygamberlerin adları anılmaktadır
|