|
geri
47- MUHAMMED SURES
Mekkîdir, otuz sekiz âyettir.
(İbn-i Abbas ve Katâde'ye göre 13. âyet, Mekkîdir. Hz. Muhammed
(s.a.a), hicret esnasında Medine'ye gitmek üzere yola düşünce
dönüp Mekke'ye bakmış, mahzun olup ağlamış, bu sırada
vahyedilmiştir. 2. âyette Hz. Muhammed (s.a.a)'in adı geçtiği
için Muhammed sûresi denmiştir. Aynı zamanda içinde savaştan
bahis bulunduğundan savaş anlamına gelen Kıtâl sûresi de denir.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Kâfir olanların ve halkı, Allah yolundan çıkaranların, hayır
sanarak yaptıklarını boşa çıkarmaktadır.
2- İnananların ve iyi işlerde bulunanların ve Rablerinden gelen
bir gerçek olan ve Muhammed'e indirilen şeylere îmân edenlerinse
yaptıkları kötülükleri örtmekte, gizlemekte ve hallerini düzene
sokmaktadır.
3- Bu da, şüphe yok ki kâfir olanların, boş şeylere uymalarından
ve gene şüphe yok ki inananların, Rablerinden gelen gerçeğe
uymalarındandır ve işte Allah, insanlara böyle örnekler
getirmekte, hallerini böyle anlatmaktadır.
4- Kâfir olanlarla savaşa giriştiniz mi vurun boyunlarını,
onları iyice yaralayıp kırdınız, bozguna uğratıp da onlara üst
geldiniz mi işe sağlam yapışın, bağlayın sımsıkı tutsakları,
ondan sonra da isterseniz öylece salıverirsiniz onları,
isterseniz para alır da bırakırsınız savaş ağırlığını atıncaya
dek, bu, böyle; ve Allah dileseydi savaşsız da helâk ederdi
onları ve fakat bir kısmınızı, bir kısmınızla sınamak ister ve
Allah yolunda öldürülenlerin yaptıklarını asla boşa
çıkarmamaktadır.
5- İlerde de onları doğru yola götürmektedir ve hallerini düzene
sokmaktadır.
6- Ve cennete sokar onları ve cenneti, onlara tanıtmaktadır.
7- Ey inananlar, siz yardım ederseniz Allah'a, o da yardım eder
size ve ayaklarınızı diretir, size sebat verir.
8- Kâfir olanlara gelince: Kötülük onlara ve yaptıklarını boşa
çıkarmaktadır.
9- Bu da, Allah'ın indirdiğine hoşlanmadıklarındandır, artık o
da, yaptıklarını mahvetmektedir.
10- Gezmezler mi yeryüzünde de bakıp görsünler kendilerinden
öncekilerin sonunu, Allah helâk edivermiştir onları ve kâfirlere
de bunlara benzer azaplar var.
11- Böyle bu, çünkü şüphe yok ki Allah, inananların
yardımcısıdır ve şüphe yok ki kâfirlerin yardımcısı yoktur.
12- Şüphe yok ki Allah, inanan ve iyi işlerde bulunanları
kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar ve kâfir olanlarsa
geçinip dururlar ve hayvanlar gibi yerler ve ateş, onlara yurt
olmaktadır.
13- Ve nice şehirlerin halkını helâk ettik ki onlar, seni
çıkardıkları şehirdekilerden daha da güçlü kuvvetliydiler;
onlara bir yardım eden bile yok.
14- Rabbinden, kesin bir delîle sâhip olan, o kişiye benzer mi
ki kötü işi, kendisine bezetilmiştir ve onlar, kendi havalarına,
dileklerine uymaktadır.
15- Çekinenlere vaadedilen cennet, şöyledir âdeta: Orada su
ırmakları var, bozulup kokmaz ve süt ırmakları var, lezzetleri
bozulmaz ve şarap ırmakları var, içenlere sâfi lezzet ve bal
ırmakları var, süzme ve onlara, orada bütün meyvelerden sunulur
ve Rablerinden yarlıganma var; buna nâil olan, o kişiye benzer
mi ki ateşte ebedîdir ve kaynar sularla sulanır da onların
bağırsakları parçalanmaktadır.
16- Ve onlardan seni dinleyenler de var, sonunda yanından
çıkınca kendilerine bilgi verilenlere, demin ne söylüyordu o
derler; öyle kişilerdir onlar ki Allah, gönüllerini
mühürlemiştir onların; onlar, kendi havalarına, dileklerine
uymaktadır.
17- Ve doğru yolu bulanlara gelince: Onların başarısını
arttırmaktadır ve onlara, korunma duygusu vermektedir.
18- Onlar, kıyâmetin gelmesinden, apansızın başlarına
kopuvermesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Gerçekten de
alâmetleri geldi; onlara gelip çatınca ibret almaları neye yarar?
19- Artık bil ki şüphe yok, Allah'tan başka yoktur tapacak ve
kendi suçun ve inanan erkeklerle kadınların suçları için
yarlıganma dile ve Allah, sizin dönüp dolaştığınız yeri de, size
yurt olacak yeri de bilmektedir.(1)
20- Ve inananlar, derler ki: Bir sûre indirilseydi; bir hükmü
kesin sûre indirildi mi ve onda, savaş anıldı mı da gönüllerinde
hastalık olanları görürsün ki sana, ölümden baygınlık
geçiriyorlarmış gibi baygın-baygın bakarlar; artık ölüm, onlara
daha da uymaktadır.
21- İtâat etmek ve güzel söz söylemek gerekti, derken işe iyice
sarılınca da Allah'ın gerçek söylediğini kabûl etselerdi
görürlerdi ki bu, kendilerine daha da hayırlı olmaktadır.
22- Artık iş başına gelir de yeryüzünde bozgunculuk eder;
yakınlarınızı kestirip doğratır mısınız?
23- Öyle kişilerdir onlar ki Allah, lânet etmiştir onlara,
onları sağırlaştırmakta ve gözlerini kör etmektedir.
24- Ne diye Kur'ân'ı, bir iyice düşünüp taşınmazlar, yoksa
gönüllerinde kilitler mi var?
25- Gerisin geriye, hem de doğru yol, kendilerince apaçık
anlaşıldıktan sonra, eski dinlerine dönenlere gelince: Şeytan,
yanlış hareketlerini, kendilerine bezemektedir ve onları, uzun
uzun dileklere düşürmektedir.
26- Bu, böyledir; çünkü onlar, Allah'ın indirdiği şeyden
hoşlanmayanlara, biz demişlerdir, bâzı işlerde size itâat
edeceğiz ve Allah'sa onların gizlice konuştuklarını bilmektedir.
27- Nasıl olacak halleri o zaman ki melekler, canlarını alırken
yüzlerine, artlarına vurmaktadır.
28- Bu, böyledir, çünkü onlar, Allah'ın gazap ettiği şeylere
uymuşlar ve râzılığından hoşlanmamışlardır da o da, yaptıklarını
mahvetmektedir.
29- Yoksa, gönüllerinde hastalık olanlar, Allah, onların
kinlerini, hasetlerini hiç meydana çıkarmayacak mı sanmaktadır?
30- Ve dileseydik onları, sana gösterirdik de yüzlerinden
tanırdın elbet ve elbette sözlerinden tanırsın, anlarsın onları
ve Allah, yaptıklarınızı bilmektedir.
31- Ve andolsun ki sizden savaşanları ve sabredenleri bildirmek
ve gizlediklerinizi haber vermek için sizi sınamaktadır.
32- Kâfir olanlar ve halkı, Allah yolundan çıkaranlar ve doğru
yol, kendilerince de apaçık olarak anlaşıldıktan sonra
Peygambere karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar veremezler ve
görürler ki Allah, onların yaptıklarını yakında, mahvetmektedir.
33- Ey inananlar, itâat edin Allah'a ve itâat edin Peygambere ve
yaptıklarınızı boşa çıkarmayın.
34- Kâfir olanlar ve halkı Allah yolundan çıkaranlar, sonra da
kâfir olarak ölenler yok mu? Allah, kesin olarak onları
yarlıgamamaktadır.
35- Artık gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın
ve Allah, sizinledir ve yaptıklarınızın sevabını, hiç
azaltmamaktadır.
36- Dünyâ yaşayışı, ancak bir oyundur, bir eğlence ve inanır ve
çekinirseniz göreceksiniz ki size mükâfâtınızı vermektedir ve
bütün mallarınızı istememektedir.
37- Eğer hepsini istese ve zorlasa sizi, nekesliğe kalkışırdınız
da görürdünüz ki kinlerinizi, hasetlerinizi meydana
çıkarmaktadır.
38- Bilin ki siz, şunlarsınız: Allah yolunda malınızı, mülkünüzü
harcamaya çağrılıyorsunuz da içinizden, nekeslik edenler var ve
kim nekeslik ederse ancak kendisine zarar etmiş olur ve Allah,
müstağnîdir ve sizsiniz yoksullar ve itâatten yüz çevirirseniz
yerinize bir başka topluluğu getirir, sonra görürsünüz ki onlar,
size benzememektedir.
(1) Dönüp dolaşılan yer dünyadır, yurt olacak yerse âhiret.
Dönüp dolaşılan yerden maksat, baba belinden ana rahmine düşmek,
yurttan maksat da dünyadır diyenler olmuştur. Baba belinden ana
rahmine düşerek dünyaya geliş ve ölüp kabre gidiştir diye tevil
edenler, hattâ gündüzün dönüp dolaşılan yerler ve geceleyin
yatılıp uyunan yerler diyenler de vardır
|