|
geri
5- MÂİDE
SÜRESİ
Medenîdir, yüz yirmi âyettir.
(Yüz yirmi âyettir. Medenîdir, ancak 3. âyetin "Bugün dininizi
ikmal ettim, size verdiğim nîmetimi tamamladım, size din olarak
Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum" kısmı, Vidâ haccında, arefe
günü inmiştir. Hükme ait son âyettir. Sûrede, İsa Peygamberin
duasıyla, gökten, içinde yemekler bulunan bir sofra indiği
anlatıldığı cihetle sofra ve yemek anlamına gelen Mâida adıyla
adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Ey inananlar, ahitlerinizi yerine getirin. Dört ayaklı
hayvanlar helâl edilmiştir size, ancak size söylenecekler
müstesna; ihramdayken, helâl olan hayvanları avlanmak da
haramdır. Şüphe yok ki Allah, dilediğini hükmeder.
2- Ey inananlar, Allah'a ibadete vesile olan, hac töreni yapılan
yerlerin ve savaşın haram edildiği ayların hürmetini koruyun,
hac kurbanlarına, kurban edilecekleri belli olsun diye boynuna
bir şey takılan hayvanlara, Rablerinden bir lütfe ve râzılığa
ulaşmak için Beyt-ül Harâm'ı ziyarete gelenlere hürmetsizlik
etmeyin. İhramdan çıkınca avlanın. Sizi Mescid-i Harâm'dan
meneden kavme karşı beslediğiniz kin aşırı hareket etmenize,
tecavüzde bulunmanıza sebep olmasın. İyilik etmek ve kötülükten
sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suç işlemek ve
düşmanlık etmek için yardımlaşmayın ve Allah'tan sakının, şüphe
yok ki Allah'ın cezası, çok çetindir.
Haram edilmiştir size ölü, kan, domuz eti, Allah'tan gayrı
putlar adına kesilen hayvanlar, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir
yerden düşüp ölmüş, başka bir hayvan tarafından süsülüp
öldürülmüş, canavar tarafından parçalanmış olanlar; ancak
ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna; ve taştan yapılmış ve
dikilmiş putlar adına kesilenler ve fal için çekilen oklarla
rızık arayış. Bunlar, kötülüktür. Bugün kâfirler, dininiz
yüzünden meyus olmuşlardır artık sizden, korkmayın onlardan,
benden korkun. Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim
nîmetimi tamamladım, size din olarak Müslümanlığı verdim de
hoşnut oldum. Pek aç kalıp zora düşen, suç işlemek niyetinde
olmamak şartıyla haram edilen şeyleri yiyebilir ve şüphe yok ki
Allah, suçları örter rahîmdir.(1)
4- Kendilerine neler helâl edilmiştir diye sana sorarlar. De ki:
Size temiz şeyler ve Allah'ın, size öğrettiği bilgiyle öğretip
yetiştirdiğiniz avcı hayvanların tuttukları avlar helâl
edilmiştir. Sizin için tuttuklarını yiyin ve avlanır, avı tutup
keserken Allah adını anın ve Allah'tan sakının, şüphe yok ki
Allah, pek tez hesap görür.
5- Bugün size bütün temiz şeyler helâl edilmiştir ve kendilerine
kitap verilenlerin yemekleri de helâldir size, sizin
yemekleriniz de helâldir onlara ve inanan kadınlardan namus ve
iffet sahibi olanlarla kendilerine kitap verilenlere mensup
namuslu kadınlar da, mehirlerini vermek, zina etmemek ve gizli
dost tutmamak şartıyla size helâldir ve kim imanı inkâr ederse
bütün işledikleri boşa gider ve o, âhirette ziyan edenlerdendir.
6- Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yıkayın yüzlerinizi ve
dirseklerinizle berâber ellerinizi ve başınızın bir kısmını
meshedip ayaklarınızı topuklarınızla berâber ve cünüpseniz iyice
yıkanıp arının. Hastaysanız, yahut seferdeyseniz, yahut
içinizden biri ayak yolundan geldiyse, yahut da kadınlara temas
etmişseniz su bulamadığınız takdîrde temiz toprakla teyemmüm
edin de toprakla yüzünüzü, ellerinizi meshedin. Allah, sizi güce
koşmayı istemez, fakat şükredesiniz diye tertemiz olmanızı ve
size verdiği nîmeti tamamlamayı diler.
7- Anın size verilen Allah nîmetini ve duyduk, itaat ettik
dediğiniz zaman ona vermiş olduğunuz sözü ki bu sözle
bağlamıştır sizi ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah,
yüreklerde ne var bilir.
8- Ey inananlar, Allah için daima doğru hükmedin, adâlete tam
uygun tanıklıkta bulunan ve bir kavme olan kininiz, sizi
adâletten alıkoymasın. Adâlette bulunun ki bu, takvaya daha
yakındır ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız
hepsinden de haberdardır.
9- Allah, inanıp iyi işlerde bulunanlara vaat etti, onlarındır
yarlıganma ve pek büyük mükafat.
10- Kâfir olanlara ve âyetlerimizi inkâr edenlere gelince:
Onlardır cehennem ehli.
11- Ey inananlar, anın Allah'ın nîmetini size, hani bir kavim,
size el uzatmaya niyetlenmişti de onların ellerini çektirmişti
sizden ve çekinin Allah'tan ve inananların, ancak Allah'a
dayanmaları gerek.
12- Ve Allah İsrailoğullarından kuvvetli söz almıştı ve onlardan
on iki emin adam göndermiştik ve Allah demişti ki: Ben,
sizinleyim, namaz kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime
inanır, onlara yardım edip ulularsanız ve Allah'a borç
verircesine onun yolunda yoksulları doyurur, iyilik eder, para
harcarsanız mutlaka kusurlarınızı örter ve mutlaka sizi,
kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat bundan
sonra içinizden kâfir olan, şüphe yok ki doğru yoldan sapmıştır
artık.
13- Ahitlerini bozdukları, verdikleri sözden döndükleri için
lânet ettik onlara ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, sözlerin
yerini değiştirirler, kendilerine verilen öğütten bir hisse de
almazlar. Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın, gene de
bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik
edenleri sever.
14- Onlardan, biz Nasrânîyiz diyenler de var, onlardan da söz
aldık, fakat kendilerine verilen öğütten hisse almayı unuttular,
biz de kıyamete dek aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah,
onların neler yaptığını bildirecek.(2)
15- Ey kitap ehli, kitapta olduğu halde gizlediklerinizin çoğunu
apaçık size bildiren, çoğunu da affedip yüzünüze vurmayan
Peygamberimiz gelmiştir size; Allah'tan bir nur ve apaçık bir
kitap gelmiştir size.
16- Allah, kendi rızasına uyanları, onunla esenlik yollarına
götürür ve dileğiyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve
onları doğru yola sevk eder.
17- Gerçekten de şüphe yok ki Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir
diyenler kâfir oldular. De ki: Meryem oğlu Mesîh'i de, anasını
da ve yeryüzündekilerin hepsini de helâk etmeyi dilese Allah'a
karşı herhangi bir şeye kim sahip çıkabilir? Ve Allah'ındır
göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında olanların saltanatı.
Dilediğini yaratır ve Allah'ın her şeye gücü yeter.
18- Yahûdiler ve Nasrânîler, biz Allah'ın oğullarıyız ve
sevgilileriyiz dediler. De ki: Öyleyse neden günahlarınızdan
dolayı size azâp ediyor? Hayır, siz, ancak onun yarattığı
insanlardansınız; o, dilediğini yarlıgar, dilediğine azâp eder
ve Allah'ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında
bulunanların saltanatı ve her iş, ona aittir.(3)
19- Ey kitap ehli, bize ne bir müjdeci geldi, ne bir korkutucu
dememeniz için peygamberlerin arasının kesildiği bir devirde
size, her şeyi açıklayan Peygamberimiz geldi. İşte size şüphesiz
olarak bir müjdeci, bir kokutucu geldi ve Allah'ın, her şeye
gücü yeter.
20- Hatırla o zamanı ki Mûsâ, kavmine, ey kavim demişti, anın
Allah'ın size verdiği nîmeti ki içinizden peygamberler gönderdi
ve padişahlar çıkardı ve size, âlemlerde, hiçbir kimseye
vermediğini verdi.
21- Ey kavmim, Allah'ın size vermeyi takdîr ettiği kutlu yere
girin ve gerisin-geriye dönmeyin, yoksa ziyankâr olursunuz,
ancak ziyana dönersiniz.
22- Onlarsa yâ Mûsâ demişlerdi, orada zorlu erler var, onlar
orada oldukça biz, kesin olarak giremeyiz, ama oradan çıkarlarsa
gireriz.
23- İçlerinden, korkan ve Allah tarafından nîmetlere mazhar
olmuş bulunan iki kişi, kapıdan girip saldırın üstlerine
demişti; oraya girerseniz şüphe yok ki üst olursunuz siz ve
ancak Allah'a dayanın inanmışsanız.
24- Yâ Mûsâ demişlerdi, onlar orada bulundukça biz, oraya
ebedîyen giremeyiz. Sen, Rabbinle git, ikiniz çarpışın onlarla,
biz burada oturup duracağız.
25- Mûsâ, ya Rabbi demişti, benim hükmüm ancak kendime, bir de
kardeşime geçiyor. Şu kötülük eden kavimle aramızı sen ayır.
26- Tanrı demişti ki: Orası, tam kırk yıl onlara haram edildi.
Çölde sersemcesine dolaşacaklar, tasalanma o kötülükte
bulunanlar için.(4)
27- Oku onlara Âdem'in iki oğluna ait gerçek haberi. Hani onlar,
Tanrıya yaklaşmak için kurban sunmuşlardı da birininki kabul
edilmişti, öbürününki kabul edilmemişti ve o, seni mutlaka
öldüreceğim demişti ona, o da demişti ki: Allah ancak,
kendisinden çekinenlerin kurbanını kabul eder. (5)
28- Andolsun, beni öldürmek için elini uzatsan da bana, ben
sana, seni öldürmek için elimi uzatmayacağım; çünkü ben,
âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.
29- Dilerim, kendi suçunla berâber benim suçumu da yüklenesin de
cehennem ehlinden olasın ve budur cezası zulmedenlerin.
30- Nihâyet kardeşini öldürme hususunda nefsine uydu da öldürdü
onu ve ziyankârlardan oluverdi.
31- Sonra, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için
Allah, bir karga gönderdi. Bu karga, yeri eşmedeydi. Yazıklar
olsun bana dedi, kardeşimin cesedini gömmede şu karga kadar bile
olamadım ha? Ve o, artık nedamet edenlere katılmıştı zâten.81
32- Bu yüzden şu hükmü yazdık İsrailoğullarına: Şüphe yok ki bir
insanı öldürmesine, yahut yeryüzünde bozgunculuk etmesine
karşılık olmayarak birisini öldüren, bütün insanları öldürmüş
gibidir ve kim, birisini kurtarır, diriltirse bütün insanları
diriltmiş gibidir. Andolsun ki peygamberlerimiz, onlara apaçık
delillerle geldiler de gene onların çoğu, bundan sonra
yeryüzünde hadlerini aştılar.
33- Allah'a ve Resûlüne savaş açanlarla yeryüzünde bozgunculuk
etmeye koşanların cezaları, ancak öldürülmektir, yahut
asılmaktır, çapraz olarak elleriyle ayaklarının kesilmesidir,
yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada
uğradıkları horluktur, âhiretteyse pek büyük bir azap vardır
onlara.
34- Ancak onlardan, ele geçmeden tövbe edenler, bu hükümden
dışarıdır. Şüphesiz olarak bilin ki Allah, suçları örter,
rahîmdir.
35- Ey inananlar, çekinin Allah'tan ve onu vesîleyle arayın ve
savaşın onun yolunda da muradına erenlerden olun.(6)
36- Kâfir olanlar, yeryüzünde ne varsa hepsine, hattâ bir misli
fazlasına sahip olsalar da kıyâmet gününün azâbından kurtulmak
için hepsini verseler gene makbule geçmez ve onlara pek elemli
bir azap vardır.
37- Ateşten çıkmak isterlerse de çıkamaz onlar ve onlar içindir
sürüp giden bir azap.
38- Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde
ettiklerine karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza
olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet
sahibidir.
39- Ettiği zulümden sonra tövbe eden ve düzgün bir hale gelenin
tövbesini Allah kabul eder. Şüphe yok ki Allah, suçları örter,
rahîmdir.
40- Bilmez misin Allah'ı ki göklerin de tasarrufu ona aittir,
yeryüzünün de ve dilediğine azâp eder, dilediğini yarlıgar ve
Allah'ın, her şeye gücü yeter.
41- Ey Peygamber, ağızlarıyla inandık diyen, fakat yürekleriyle
inanmayanlardan ve Yahûdilerden, boyuna kâfirliğe koşuşanlar,
seni mahzun etmesin. Onlar, sözleri, yalan söylemek için boyuna
dinleyip dururlar, senin yanına gelmemiş olan bir başka kavim
için dinlerler boyuna. Onlar, sözlerin bâzısının yerlerini
değiştirirler de size şu tarzda fetva verilirse derler, kabul
edin, verilmezse çekinin kabul etmekten ve Allah, kime azâb
etmek isterse sen, Allah'ın isteğine karşı o adama hiçbir şey
yapamazsın. Onlar, öyle kişilerdir ki Allah, yüreklerini
temizlemeyi murâd etmemiştir. Onlar içindir dünya da horluk ve
onlar içindir âhirette pek büyük bir azap.
42- Onlar, yalan söylemek için boyuna dinlerler, haramı ve
rüşveti de boyuna yerler. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver,
yahut da yüz çevir onlardan. Yüz çevirirsen, kesin olarak sana
hiçbir zarar veremez onlar ve eğer hüküm verirsen, aralarında,
adâletle hüküm ver, şüphe yok ki Allah, adâlet sahiplerini
sever.
43- Nasıl oluyor da içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat,
yanlarındayken senin hükmüne baş vuruyorlar, sonra da gene bu
hükümden yüz çeviriyorlar? Onlar, zâten inanmamışlardır.
44- Şüphe yok ki biz, Tevrat'ı indirdik, onda doğru yola sevk
ediş ve nûr var. Tanrıya teslîm olan peygamberlerle hükümleri
bilenler ve Allah kitabını korumaya memûr olan bilginler,
Yahûdilere, hep ona göre hüküm verirlerdi ve hepsi de o kitabın
doğruluğuna tanıktı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun
ve âyetlerimi, az bir menfaat karşılığında satmayın ve kimler,
Allah'ın indirdiği hükme uygun olarak hüküm vermezlerse onlardır
kâfirlerin ta kendileri
45- Ve o kitapta onlara hükmettik ki cana karşılık can, göze
karşılık göz, burna karşılık burun, kulağa karşılık kulak, dişe
karşılık diş ve yaralara karşılık da yaralarla kısas var. Fakat
kim bağışlar da hakkından geçerse bu, suçlarının yarlıganmasına
sebep olur ve kimler, Allah'ın indirdiği hükme göre hüküm
vermezlerse onlardır zâlimlerin ta kendileri.
46- Onların izinden de, ellerinde bulunan Tevrât'ı gerçeklemek
üzere Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona, içinde doğru yola sevk
eden hükümler ve nûr bulunan ve ellerindeki Tevrât'ı
gerçekleyen, çekinenleri doğru yola sevk eden sakınanlara öğüt
olan İncil'i verdik.
47- İncil ehli de, Allah'ın o kitapta indirdiği hükümlerle hüküm
versinler. Ve kimler Allah'ın indirdiği hükme göre hüküm
vermezlerse onlardır Tanrı buyruğundan çıkanların ta kendileri.
48- Ve sana da, önceki kitabı gerçekleyen ve ona, emin bir tanık
olan kitabı, gerçek olarak indirdik. Artık aralarında, Allah'ın
indirdiğine göre hüküm ver ve sana gelen gerçekten dönüp onların
isteklerine uyma. Sizden her birerinize bir şeriat, bir yol
tâyin ettik ve Allah dileseydi bir ümmet yapardı sizi, fakat
size verdiği hükümler hususunda sizi sınamaktadır, siz de
hayırlı işlerde yarışın artık ve hepinizin dönüp varacağı yer,
Allah tapısıdır ve o, haklarında ayrılığa düştüğünüz şeyleri
size haber verecektir.
49- Aralarında, Allah'ın indirdiği hükümlere göre hükmet ve
onların dileklerine uyma, Allah'ın, sana indirdiği hükümlerin
bâzısından seni saptıracaklarından çekin. Yüz çevirirlerse bil
ki ancak Allah, onları bâzı suçlarından dolayı musîbete
uğratacak ve insanların çoğu da buyruktan çıkmış olanlardır
zâten.
50- Hâlâ mı cahiliyet devrinin hükmünü aramadalar? Gerçeği,
şüphesiz bir sûrette bilenler yanında hükmü, Allah'tan daha
güzel olan kimdir ki?(7)
51- Ey inananlar, Yahûdilerle Nasrânîleri dost edinmeyin. Onlar,
birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe
yok ki o da, onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zâlim olan kavmi
doğru yola sevk etmez.
52- Yüreklerinde bir hastalık olanları ve bir felâkete
uğramamızdan korkuyoruz, diyerek onların içine katılan, onlara
koşanları görürsün. Fakat belki de Allah bir fetih verir, yahut
kendi katından bir iş çıkarır meydana da onlar, içlerinde
gizledikleri şeyden dolayı nâdim oluverirler.
53- İnananlar da derler ki, sizinle beraber olduklarına dair
bütün kuvvetleriyle yemin edenler bunlar mı? İşte yaptıkları
boşa çıktı, ziyankâr oluverdiler.
54- Ey inananlar, içinizden kim çıkar da dininden dönerse Allah
onlara bedel öyle bir kavim getirecektir yakında ki o onları
sevecek, onlar da, onu sevecek, inananlara karşı alçak gönüllü,
kâfirlere karşı yüce olacak o kavim. Allah yolunda savaşacaklar
ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayacaklar. Bu, Allah'ın
lütfü ve inâyetidir ki dilediğine verir ve Allah'ın lütfü
boldur, o her şeyi bilir.(8)
55- Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir
ve inananlar, namaz kılanlar ve rükû ederken zekât
verenlerdir.(9)
56- Ve kim, Allah'tan, Peygamberinden ve inananlardan yüz
çevirirse bilsin ki hiç şüphesiz Allah'a mensup olanlardır üst
olacak kişiler.
57- Ey inananlar, sizden önce, kendilerine kitap verilenlerle
kâfirlerden, dininizi alay konusu yapan, onu oyuncak sayan
kişileri dost edinmeyin, çekinin Allah'tan inanmışsanız.
58- Birbirinizi namaza çağırdığınız, ezan okuduğunuz zaman,
bununla alay ederler, bir oyun sayarlar bunu. Bu da şüphe yok ki
akılları olmayan, akıl edemeyen bir kavim olduklarındandır.
59- De ki: Ey kitap ehli, bizden hoşlanmayışınızın sebebi, ancak
Allah'a ve bize indirilene ve bizden önce indirilenlere
inanmamızdan başka bir şey mi ki? Ve sizin çoğunuz, buyruktan
çıkmış kişilersiniz.
60- De ki: Bundan daha fena olanları, Allah'ın cezasına uğramış
bulunanları haber vereyim mi size? Allah'ın lânet ettiği,
gazabına uğrattığı, içlerinden bir kısmını maymun ve domuz
şekline soktuğu kişiler ve Şeytan'a tapanlar. İşte bunlardır
yeri daha kötü olanlar, doğru yoldan daha fazla sapmış
bulunanlar.
61- Sizin yanınıza geldiler mi, inandık derler, halbuki onlar,
bulunduğunuz yere kâfirlikle girdikleri gibi gene kâfirlikle
çıkmışlardır ve Allah, onların gizlediğini, onlardan daha iyi
bilir.
62- Onların çoğunu görürsün ki suç işlemekte, düşmanlık etmekte,
haram yemekte birbirleriyle yarışa girerler. Yaptıkları şey, ne
de kötüdür.(10)
63- Bâri, hükümleri bilenleri ve bilginleri, onları, suç olan
sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi. İşledikleri
iş, ne de kötüdür.
64- Yahûdiler, Allah'ın eli bağlıdır dediler, elleri
bağlanasılar, söyledikleri söz yüzünden lânete uğrayasılar.
Hayır, Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi ihsânda
bulunur. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun
azgınlığını, kâfirliğini arttıracak ve biz, onların arasına
kıyâmete dek düşmanlık ve kin saldık. Ne vakit savaş için bir
ateş yaktılarsa Allah söndürdü o ateşi ve onlar, yeryüzünde
bozgunculuğa koşup dururlar ve Allah, bozguncuları sevmez.
65- Kitap ehli olanlar inansalardı, çekinselerdi elbette
kötülüklerini örterdik ve elbette onları da nîmeti bol
cennetlere sokardık.
66- Tevrât'ın, İncil'in ve Rablerinden sana indirilen kitabın
hükümlerini tutsalardı tepelerinden ayaklarının altlarından
nîmetlere nail olurlar, onları yerlerdi. İçlerinde geri ve aşırı
olmayan insaf ehli de var, fakat çoğunun yaptığı işler, ne de
kötü.
67- Ey Peygamber, bildir, sana Rabbinden indirilen emri ve eğer
bu tebliği îfâ etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve
Allah, seni insanlardan korur. Şüphe yok ki Allah, kâfir olan
kavme, doğru yola gitmek hususunda başarı vermez.(11)
68- De ki: Ey kitap ehli, hiçbir şeye inanmış sayılmazsınız
Tevrât'ın, İncil'in ve Rabbinizden size indirilen kitabın
hükümlerini yerine getirmedikçe ve andolsun ki Rabbinden sana
indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını, kâfirliğini arttıracak,
artık o kâfir kavim yüzünden tasalanma sen.
69- Fakat inananlarla Yahûdi olanlardan, Sâbîlerden ve
Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp iyi işler
işleyenlere ne bir korku vardır, ne de mahzun olur onlar.
70- Andolsun ki İsrailoğullarından söz almıştık, peygamberler
göndermiştik onlara. Fakat hangi peygamber onlara gelip
canlarının istemediği bir şey getirdiyse o peygamberlerin bir
kısmını yalanlamışlardı, bir kısmını öldürmüşlerdi.
71- Ve sandılar ki bir cezaya uğramayacaklar. Kör oldular âdeta,
sağır kesildiler, sonra tövbe ettiler, Allah kabul etti, sonra
gene de çoğu körleşti, sağır oldu ve Allah, onların yaptıklarını
tamamıyla görür.
72- Allah, şüphe yok ki Meryem oğlu Mesîh'tir diyenler kâfir
oldular ve Mesîh, ey İsrailoğulları demişti, Rabbime ve
Rabbinize kulluk edin; şüphe yok ki Allah'a eş tanıyana Allah,
cenneti haram etmiştir, onun yurdu ateştir ve zâlimlere hiçbir
yardımcı yoktur.
73- Şüphe yok ki kâfir olmuşlardır, Allah, üçün üçüncüsüdür
diyenler ve kulluk edilecek tek bir Tanrı vardır ancak.
Söyledikleri sözden dönmezlerse içlerinden kâfir olanlar, pek
elemli bir azâba uğrayacaklardır.
74- Hâlâ mı tövbe etmeyecekler Allah'a ve hâlâ mı yarlıgamasını
istemeyecekler? Ve Allah suçları örter, rahîmdir.
75- Meryemoğlu Mesîh, bir peygamberden başka bir şey değildi;
ondan önce de nice peygamberler gelip geçtiler; annesi de gerçek
bir kadındı, ikisi de yemek yerlerdi. Bak bir, onlara
delillerimizi nasıl açıklamadayız, sonra da bak, nasıl yüz
çeviriyor onlar.
76- De ki: Allah'ı bırakıp size ne bir zararı dokunacak, ne bir
faydası gelecek bir varlığa mı kulluk ediyorsunuz? Ve Allah, her
şeyi duyar, bilir.
77- De ki: Ey kitap ehli, haksız yere dininizde, aşırı gitmeyin
ve evvelce hem sapmış, hem çoğunu saptırmış ve doğru yolu
bırakıp sapıklığa dalmış olan kavmin dileklerine uymayın.
78- İsrailoğullarından kâfir olanlara Dâvûd'un diliyle de lânet
edilmişti, Meryemoğlu İsa'nın diliyle de. Bu da isyan
ettiklerinden ve aşırı gittiklerindendi.
79- İşledikleri kötülükten, birbirlerini menetmezlerdi.
Gerçekten de yaptıkları iş, ne de kötüydü.
80- Onların çoğunu görürsün ki kâfirlere dostluk ederler. Ne de
kötüdür nefislerinin, onlara hazırlayıp sunduğu şey; Allah'ın
gazabına uğrayacaklardır ve azâp içinde ebedî olarak
kalacaklardır.
81- Allah'a, Peygambere ve ona indirilene inansalardı onları
dost edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu, buyruktan çıkmış kötü
kişilerdir.
82- İnsanların, inananlara düşmanlıkta en ileri gidenleri,
göreceksin, Yahûdilerle müşriklerdir, inananlara sevgi
bakımından en yakınları da biz Nasrânîyiz diyenlerdir. Bunun
sebebi de, onların içinde ilimle, ibadetle uğraşanlarla
rahiplerin bulunuşudur ve bir de onlar, ululanmazlar.
83- Peygamberlere indirileni duydular mı gerçeği tanıdıklarından
görürsün ki gözleri yaşla dolar da taşar. Derler ki: Rabbimiz,
inandık biz, bizi gerçeğe tanık olanlardan et.
84- Zâten Rabbimizin bizi de iyi insanlara katmasını umup
dururken ne oluyor bize ki Allah'a ve bize gelen gerçeğe
inanmayalım?
85- Allah da onları söyledikleri söz yüzünden, kıyısından
ırmaklar akan cennetlere sokarak mükâfatlandırır, orada ebedî
olarak kalırlar ve budur işte iyilik edenlerin mükâfatı.
86- Kâfir olanlarla âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlardır
cehennem ehli.
87- Ey inananlar, Allah'ın size helâl ettiği tertemiz şeyleri
haram etmeyin kendinize ve aşırı gitmeyin. Şüphe yok ki Allah,
aşırı gidenleri sevmez.
88- Ve yiyin Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helâl
ve temiz olanları ve inandığınız Allah'tan çekinin.
89- Boş yere yemin etmenizden dolayı sorumlu tutmaz sizi Allah,
fakat yürekten ve kasten ettiğiniz yeminler yüzünden sorumlu
tutar. Yemin kefâreti, âilenize yedirdiğiniz yemeklerin orta
derecede olanıyla on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek,
yahut da bir kul azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün
oruç tutar. İşte yemininizi bozarsanız budur kefâreti. Koruyun
yeminlerinizi. Allah, şükredenlerden olursunuz diye âyetlerini
işte böyle açıklar size.
90- Ey inananlar, şarap, kumar, tapınmak için dikilmiş olan
taşlar, fal için kullanılan oklar, ancak Şeytan'ın işlerindendir
ve birer pisliktir bunlar. Bunlardan kaçının da muradına
erenlerden olun.
91- Şeytan, şarap ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin
salmak ister ancak, vazgeçtiniz artık değil mi?
92- Ve itaat edin Allah'a ve Peygambere ve sakının. Yüz
çevirirseniz iyice bilin ki Peygamberimize düşen vazife, ancak
tebliğden ibarettir.(12)
93- İman edip iyi işlerde bulunanlara; çekindikleri, inandıkları
ve iyi işlerde bulundukları, sonra gene çekinmede devam
ettikleri, inançlarını güttükleri, sonra da gene çekinip
durdukları ve iyilik ettikleri takdîrde haram edilmeden önce
yedikleri şeyler yüzünden bir vebal yok ve Allah iyilik edenleri
sever.
94- Ey inananlar, Allah, onu görmeksizin de kendisinden korkan
kişiyi ayırt etmek için ellerinizin ulaşabileceği,
mızraklarınızın yetişebileceği avları avlanma hususunda sizi
sınayacak mutlaka. Bundan sonra kim aşırı hareket ederse ona pek
acı bir azap var.
95- Ey inananlar, ihramdayken avlanmayın; içinizden kim, bir av
hayvanını bilerek öldürürse sizden iki adâlet sahibinin hükmüne
göre cezası, öldürdüğü hayvanın benzeri olan ve Kâ'be'ye
götürülen bir hayvanı kurban etmek, yahut işlediği suça karşılık
yoksulları doyurmak, yahut da bunlara denk olacak kadar oruç
tutmaktır, böylece yaptığının cezasını tatması gerektir. Allah,
geçmişte işlenen suçları bağışlamıştır. Fakat bundan böyle de
kim bu suçu işlerse şüphe yok ki Allah öç alır ondan ve Allah
üstündür, öç alıcıdır.
96- Denizde avlanmak ve avladığını yemek, geçiminiz için size
de, misafirlerinize de helâl edilmiştir de ihramda bulunduğunuz
müddetçe kara avı haram edilmiştir size. Çekinin o Allah'tan ki
onun tapısında toplanacaksınız.
97- Allah, Kâbe'yi hac ayını, kurbanı, kurbanlık olduğu bilinsin
diye boynuna bir şey asılan hayvanları, insanların geçimine,
düzenine sebep etti, böylece de şüphesiz olarak Allah'ın,
göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsini bildiğini sizin de
bilmenizi diledi ve Allah, şüphe yok ki her şeyi bilir.
98- Bilin ki Allah'ın cezası, muhakkak pek çetindir ve şüphe yok
ki Allah suçları örter, rahîmdir.
99- Peygamberin vazifesi, ancak tebliğdir ve Allah, açığa
vurduğunuz şeyleri de bilir, gizlediğiniz şeyleri de.
100- De ki: Pisle temiz bir değildir, pisin çokluğu seni
şaşırtsa bile. Artık ey aklı tam olanlar, çekinin Allah'tan da
muradınıza erin.
101- Ey inananlar, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri
sormayın Kur’ân indirilirken bunlara ait bir şey sorarsanız
hükmü açıklanır size, halbuki Allah geçmişti ondan, ona ait
hükmü bildirmemişti ve Allah, suçları örter, rahîmdir.
102- Sizden önce de bir kavim onları sordu da sonra kâfir
oluverdi.
103- Allah, ne bahîreyi meşru kılmıştır, ne sâibeyi, ne
vasîlayı, ne de hâmı; fakat kâfir olanlar, Allah'a, yalan yere
iftirâ ederler ve onların çoğunun da aklı ermez.(13)
104- Onlara, gelin Allah'ın indirdiğine ve Peygambere dendi mi
bize yeter atalarımızın yapageldikleri şeyler, böyle bulduk biz
derler. Fakat ya ataları da bir şey bilmiyorlardı ve doğru yola
gitmiyorlardıysa.
105- Ey inananlar, siz, kendinize bakın; doğru yolu buldunuzsa
sapık kişi, size bir zarar veremez. Hepinizin de dönüp varacağı
yer, Allah tapısıdır ve o mutlaka yaptığınız şeyleri bildirir
size.
106- Ey inananlar, birinize ölüm gelip çatarsa aranızda vasiyet
edeceğiniz zaman, sizden iki âdil tanık bulunsun.
Yolculuktaysanız ve gene size ölüm musîbeti gelip çatacaksa
sizden olmayan iki kişiyi de tanık tutabilirsiniz. Ancak onları,
namazdan sonraya dek alıkoyun da akraba bile olsa Allah'ı
bırakıp yerine hiçbir menfaati satın almayacağız, tanıklığımızı,
Allah için gizlemeyeceğiz, gizlersek günahkârlardan olalım diye
Allah'a yemin etsinler.
107- O iki tanığın bir günahı hakkettikleri anlaşılırsa mîras
hakkında sahip olanlardan ve tanıklığa daha ziyade lâyık
bulunanlardan iki kişi, onların yerine geçer, bizim
tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur ve biz
zulmetmedik, ettiysek zâlimlerden olalım diye Allah'a yemin
ederler.
108- Bu, hakkıyla tanıklık etmelerini, yahut yeminden sonra
tanıklıklarının, yeminlerinin reddedilmesinden korkmamalarını
sağlamaya daha yakındır. Ve çekinin Allah'tan ve dinleyin. Allah
kötülükte, taşkınlıkta bulunan kavmi doğru yola sevk etmez.
109- O gün Allah, bütün peygamberleri toplayacak da ne cevap
verildi size diyecek. Diyecekler ki: Bilgimiz yok bizim, şüphe
yok ki sensin gizli şeyleri hakkıyla bilen.
110- An o zamanı ki Allah ey Meryemoğlu İsa, hatırla sana ve
annene verdiğim nîmetimi demişti, hatırla ki seni
Rûh-ül-Kudüs'le kuvvetlendirdim de beşikteyken de insanlarla
konuştun, olgunluk çağında da. Hani sana kitabı, hikmeti,
Tevrât-ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani topraktan kuş şeklinde bir
şey yapardın iznimle de ona üfürürdün, o da iznimle kuş olurdu
ve anadan doğma körün gözünü açar, abraş illetine uğrayanı o
illetten kurtarırdın iznimle ve hani ölüyü, iznimle mezardan
çıkarmış, diriltmiştin. Hani, İsrailoğullarına apaçık delillerle
geldiğin zaman onlardan kâfir olanlar, bu ancak açık bir büyü
demişlerdi de ben seni kurtarmıştım onların elinden.
111- Hani Havarîlere, bana ve Peygamberime inanın demiştim de
inandık demişlerdi tanık ol, biz Tanrıya teslîm olanlarız.
112- Hani Havariler, ey Meryemoğlu İsa demişlerdi, Rabbin, bize
gökten bir sofra yemek indirebilir mi? İsa da inanmışsanız
demişti, çekinin Allah'tan.
113- Demişlerdi ki: İstiyoruz ki o yemekten yiyelim, kalplerimiz
tam bir inanca ulaşsın ve bilelim ki sen bize doğru söylüyorsun
ve buna da tanık olalım biz.
114- Meryemoğlu İsa, Rabbimiz demişti, bize gökten bir sofra
yemek indir de bugün, hem önce gelenlerimize bayram olsun, hem
sonra gelenlerimize, hem de senden bir delil olsun; sen bizi
rızıklandır ve sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
115- Allah, onu size indireceğim ben, fakat bundan sonra
içinizden kâfir olanı öyle bir azapla azaplandı-racağım ki
demişti, âlemler içinde hiçbir kimseyi o çeşit azaplandırmam.
116- Ve hani Allah, ey Meryemoğlu İsa diyecek, sen misin
insanlara, Allah'ı bırakın da beni ve annemi iki tanrı tanıyın
diyen? İsa da seni noksan sıfatlardan arı bilirim diyecek,
hakkım olmayan bir sözü söyleyemem ki ben. Böyle bir söz
söylediysem elbette bilirsin bunu. Benim içimde ne varsa hepsini
mutlaka bilirsin sen. Fakat ben, senin bildiğini bilemem; şüphe
yok ki sen gizli olan her şeyi, hakkıyla bilirsin.
117- Onlara, ancak bana emrettiğini söyledim, Rabbime ve
Rabbinize kulluk edin dedim. İçlerinde bulundukça gözetirdim,
korurdum onları, fakat beni aldıktan sonra onların ne
yaptıklarını sen gördün ve sen her şeye hakkıyla tanıksın.
118- Onlara azâp edersen şüphe yok ki onlar, senin kullarındır
ve eğer yarlıgarsan şüphe yok ki sensin üstün olan, hüküm ve
hikmet sahibi bulunan.
119- Allah diyecek ki: Bugün, öyle bir gündür ki gerçeklerin
gerçekliği fayda eder ancak. Onlarındır kıyılarından ırmaklar
akan cennetler, ebedî kalırlar orada. Allah onlardan râzı
olmuştur, onlar da ondan râzı olmuşlardır. İşte budur en büyük
kurtuluş.
120- Allah'a aittir göklerin yeryüzünün ve oralarda ne varsa
hepsinin tasarrufu ve onun her şeye gücü yeter.
(1) Ezlâm, fal için çekilen oklardır. Müslümanlıktan evvelki
devre ait bir geleneğe göre bu okların bir kısmının üstünde,
Rabbim emretti, bir kısmında, Rabbim nehyetti yazısı vardı.
Yazısız olanları da mevcuttu. Araplar, bir iş yapacakları, yahut
yola çıkacakları zaman bu okları birbirine karıştırır, bir
tanesini çekerlerdi. Emir yazısı bulunan çıkarsa o işi yaparlar,
yolculuğa çıkarlar, yapmaması yazılı ok çıkarsa o işten, o
yolculuktan vazgeçerlerdi. Yazısız ok çıkarsa tekrar karıştırır,
bir yazılı ok çıkıncaya dek çekerlerdi. Bu oklar, bir putun
yanında dururdu. Kestikleri kurbandan o puta da pay ayırırlardı.
(2) Nasrâni Hıristiyan, Nasârâ Hıristiyanlar anlamına gelir.
Hıristiyanlara, İsa Peygamberin Nâsıra denen köyden yetiştiği,
yahut dine yardım ettikleri için Nasrâni denmiştir. Nasran
denilen köye nispetle Nasrâni denmiştir diyenler de vardır
(al-Müfredât, s. 514).
(3) Ahd-i Atıyk'te ve bilhassa Ahd-i Cedid'de Tanrıya baba,
insanlara oğullar denegelmiştir. Kur’ân, anlam bakımından
iltibası bulunan bu çeşit sözleri nehyeder.
(4) Bu âyetlerdeki olaylar, Ahd-i Atıyk'ın "a'dât" bölümünde 13.
ve 14. bablarda etrafıyla anlatılmadadır.
(5) Ahd-i Atıyk'te "Tekvin" bölümünün 4. babında bu olay
anlatılmaktadır.
(6) Vesile, Tanrı yoluna bilgiyle, kullukla yürümek ve şer'i
hükümlere riâyet etmektir (al-Müfredât, s. 545).
(7) Kur’ân, Hz. Peygamberden evvelki devre "câhiliyye", yani
bilgisizlik devri adını veriyor.
(8) Tanrı'nın, dininden dönenlere bedel, meydana getirmeyi
vaadettiği kavim hakkında birçok rivâyetler vardır. Hasan,
Katâde ve Dahhâk'e göre bu kavim, dinden dönenlerle savaşan
Abû-Bekr'le ona uyanlardır. (Devamı, sonnot No: 13)
(9) Bir gün, mescide bir yoksul gelmiş, Allah için bir şey
istemişti. Namazda bulunduklarından hiç kimse bir şey verememiş,
yoksul da yâ Rabbi tanık ol; Peygamberinin mescidine geldim,
bana bir şey veren olmadı demişti. (Devamı, sonnot No: 14)
(10) El anlamına gelen "yed", kudret, tasarruf, nîmet, tahsis
mânalarını ifade eder (al-Müfredât, s. 573-574). Türkçe'de
mecazen aynı anlamlarda kullanılır. O iş benim elimin harcı,
senin elin yetmez, elimin altındasın, elim erer, gücüm yeter
v.s. gibi. Bağlı elden maksat nîmet vermeyiştir.
(11) Bu âyetin iniş sebebi hakkında çeşitli rivâyetler vardır.
Bir rivâyete göre Hz. Muhammed (s.a.a), bir gün, bir ağacın kaba
- gölgesinde yatmış, uyumuştu; kılıcını da yatmadan, ağacın
dalına asmıştı. Bir bedevi, yavaşça gelmiş, kılıcı alıp kınından
sıyırmıştı. Bu sırada pıtırtıdan uyanan Peygambere, şimdi seni
benim elimden kim kurtaracak, demiş, Hz. Muhammed (s.a.a)'den,
Allah cevabını alınca pek ürkmüş, hattâ başını ağaca çarpmıştı.
Bu olay üzerine bu âyet indi. Bir başka rivâyete göre gene bir
gün, çadırında yatacağı sırada, beni insanlardan kim koruyacak
demiş, dışardan yak ve silâh sesleri duyunca kimdir onlar diye
sormuş, Huzayfa ve Sa'd olduğunu ve kendisini korumak için
geldiklerini öğrenince yatmış, fakat bu esnâda bu âyet inince
başını dışarı çıkarıp siz gidin, beni Allah koruyacak demişti.
(Devamı, sonnot No: 15)
(12) Bu âyetlerle içki ve kumar tamamıyla men edilmiştir.
(13) Müslümanlıktan önce, Araplar, bir dişi deve beş defa
doğurur da beşinci yavrusu erkek olursa o devenin kulağını
yararlar, kıra salıverirlerdi. Buna ne binerler, ne yük
yüklerlerdi. Bu deveye "Bahire" adını verirlerdi (al-Müfredât,
s. 36. Muhammed-ibn-i Abdülmelik-ibn-i Hişâm: Sıret-ün-Nebî,
Ezher Prof. lerinden Muhammed Muhyiddin Abdülhamid'in
haşiyeleriyle, Kahire, 1937-1356, c. I, s. 95-98). (Devamı,
sonnot No:16)
|