|
geri
6- EN’M SURES
Mekkîdir, yüz altmış beş âyettir.
(Yüz altmış beş âyettir. 91. âyetten itibaren üç âyetle 151.
âyetten itibaren üç âyet yani altı âyet, İbn-i Abbas'a göre
Medenîdir. Ka'b oğlu Ubeyy, İkrime ve Katâde'ye göre bütün sûre
Mekkîdir ve geceleyin vahyedilmiştir. İçinde küçük baş ve koca
baş hayvanlara ait hükümlerden bahsedildiği için bu anlama gelen
En'âm adıyla adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Hamt Allah'a ki gökleri ve yeryüzünü halketti, karanlıkları
ve ışığı yarattı, sonra da kâfir olanlar, taptık-larını
Rableriyle denk tutarlar.
2- O, öyle bir Tanrıdır ki sizi balçıktan yaratmıştır da ölüm
vaktini takdîr etmiştir ve kıyâmetin kopacağı zamana ait bilgi
de ondadır, onun katındadır, sonra gene de şüphe edersiniz siz.
Odur göklerde de, yeryüzünde de Allah. Gizlediğinizi de bilir,
açığa vurduğunuzu da ve ne kazanacağınızı da bilir.
4- Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmemiştir ki ondan
yüz çevirmesinler.
5- Kendilerine, gerçek olan Kur’ân gelince onu yalanlarlar,
fakat yakında gelecek onlara, alay ettikleri şeye ait haberler.
6- Görmediler mi onlardan önce nice nesilleri helâk ettik ki
onlara, yeryüzünde size vermediğimiz imkânları, kudretleri
vermiş, onları yeryüzüne yerleştirmiştik, üstlerine bol-bol
yağmur yağdırmıştık, ayaklarını bastıkları yerlerden ırmaklar
akıtmıştık, fakat sonra suçları yüzünden helâk ettik onları ve
onlardan sonra da başka başka nesiller meydana getirdik.
7- Sana, kâğıda yazılı bir kitap indirseydik ve ona elleriyle
dokunsalardı gene de kâfir olanlar derlerdi ki: Bu, ancak apaçık
bir büyü.
8- Diyorlar ki: Ona bir melek indirilseydi. Melek indirseydik
iş, olur biterdi ama sonra kendilerine gözlerini yumup açacak
kadar bile bir mühlet verilmezdi.
9- Peygamberi, bir melek olarak halk etseydik gene bir erkek
şeklinde halk ederdik ve gene düştükleri şüpheden
kurtulmazlardı.
10- Senden önceki peygamberlerle de alay edildi de alay edenler,
alaylarının cezasına uğradılar.
11- De ki: Gezin yeryüzünü de görün inkâr edenlerin sonları ne
olmuş.
12- De ki: Kimindir ne varsa göklerde ve yeryüzünde? De ki:
Allah'ın; rahmet etmeyi gerekli kıldı özüne. Kıyâmet günü
hepinizi de tapısında toplayacak ve hiç şüphe yok o günün
geleceğinde. Kendilerine ziyan edenlerdir inanmayanlar.
13- Geceleyin ve gündüzün yaşayıp barınan ne varsa hepsi,
onundur ve odur duyan, bilen.
14- De ki: Gökleri ve yeryüzünü yoktan var eden Allah'tan
başkasını mı dost edineyim ve o, yedirip doyurur, yiyip doymaya
ihtiyacı yoktur. De ki: Bana, Müslüman olanların ilki olmam ve
müşriklerden olmamam emredildi.
15- De ki: Ben, Rabbime isyan edersem pek büyük günün azâbından
korkarım.
16- O gün azaptan kurtarılana şüphe yok ki rahmet etmiştir ve
budur en büyük kurtuluş.
17- Allah sana bir zarar verirse o zararı, ondan başka açıp
giderecek yoktur, sana bir hayır verirse zâten odur her şeye
gücü yeten.
18- Kulların üstünde tek tasarruf sahibidir o ve odur hüküm ve
hikmet sahibi her şeyden haberdar olan.
19- De ki: En büyük tanıklık nedir, hangisidir? De ki: Allah,
gerçek tanıktır benimle sizin aranızda ve bana bu Kur’ân, sizi
ve kime ulaşırsa onu korkutmam için vahyedildi. Siz, Allah'la
berâber tapılacak başka bir mâbud olduğuna mı tanıklık
ediyorsunuz? De ki: Ben tanıklık etmem. De ki: O, ancak tek
mabuttur ve benim, sizin ona eş tuttuklarınızla hiçbir ilgim
yok.
20- Kendilerine kitap verdiklerimiz, Peygamberi, oğullarını
tanıdıkları gibi tanırlar, fakat kendilerine zarar verenlerdir
inanmayanlar.
21- Kimdir Allah'a boş yere iftirâ edenden, yahut onun
âyetlerini yalanlayandan daha zâlim? Şüphe yok ki zâlimler,
muratlarına erişmezler.
22- Ve o gün hepsini de toplar da sonra Tanrıya şirk koşanlara
deriz ki: Nerede size yardım edecek sanıp şirk koştuklarınız?
23- Sonra onlar ancak Rabbimiz Allah, sana andederiz ki biz şirk
koşanlardan değildik demekten başka bir özür serdedemezler.
24- Hele bak, nasıl da bile-bile yalan söylerler ve iftirâ
konuları da nasıl ortadan kaybolup gider.
25- Onlardan seni dinleyenler de var ve biz, dinledikleri
sözleri anlamamaları için kalplerini perdeleriz, kulaklarını
ağırlaştırırız da bütün delilleri görseler gene de inanmazlar
onlara. Nihâyet de yanına geldiler mi çekişmeye başlarlar
seninle ve bunlar, ancak evvelce gelip geçenlere ait masallar
derler.
26- Onlar hem insanları uzaklaştırırlar ondan, hem kendileri
uzaklaşırlar. Onlar anlamadan ancak kendilerini helâk ederler.
27- Ateşin başında durduruldukları zaman bir görseydin onları.
Keşke dünyâya tekrar döndürseler bizi de Rabbimizin âyetlerini
yalanlamasak ve inananlardan olsak derler.
28- Hayır; evvelce gizledikleri belirdi artık, göründü onlara.
Geriye döndürülseler de gene nehyedildikleri şeyleri yapmaya
koyulurlar ve şüphe yok ki onlar, yalancılardır.
29- Ve dediler ki: Bu dünyâda yaşayışımızdan başka bir yaşama
yok bize ve biz tekrar dirilmeyiz.
30- Rablerinin tapısında durduruldukları vakit onları bir
görseydin. Rableri, bu gerçek değil mi der, Rabbimize andolsun
derler, evet, gerçek. Rableri de öyleyse kâfirliğiniz yüzünden
tadın azâbı der.
31- Gerçekten de ziyana uğramışlardır Allah'a kavuşmayı yalan
sayanlar. Nihâyet ansızın başlarına kıyâmet kopunca günahlarını
sırtlarına yüklenirler de yaptığımız taşkınlıklardan dolayı
yazıklar olsun bize derler; ne de kötü yüktür taşıdıkları
yükler.
32- Dünyâ yaşayışı, ancak bir oyundan, bir oyalanmadan ibâret.
Âhiret yurduysa çekinenlere elbette daha hayırlı. Hâlâ mı
aklınız ermeyecek?
33- İyice biliriz ki onların söylediği sözler, seni mahzun
edecek. Fakat şüphe yok ki onlar seni yalanlamış olmazlar, o
zâlimler, bile-bile Allah'ın âyetlerini inkâr ederler.
34- Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlandı da
onlar, kendilerine yardımımız erişinceye dek sözlerinin yalan
sayılmasına ve uğradıkları eziyetlere katlandılar ve Allah'ın
sözlerini değiştirecek yoktur ve sana da o peygamberlerin
haberleri gelmiştir.
35- Onların yüz çevirmeleri sana pek ağır geliyorsa gücün
yeterse yeraltında bir yurt kurmaya, yahut gökyüzüne bir
merdiven dayamaya bak da onlara bir delil getir. Fakat Allah
dileseydi onların hepsine de doğru yolu gösterirdi. Artık sakın
bilgisizlerden olma.
36- Senin dâvetine ancak seni dinleyenler icâbet eder.
Ölüleriyse Allah diriltir de sonra gene dönüp onun tapısına
varırlar.
37- Rabbinden ona bir delil indirilse derler. De ki: Allah'ın
delil indirmiye gücü yeter ama onların çoğu bilmez.
38- Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve kanatlarıyla uçan hiçbir
kuş yoktur ki sizin gibi o da bir cinse mensup olmasın. Biz,
kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, sonra da hepsi Rablerinin
tapısında toplanır.
39- Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklarda kalmış
sağırlardır, körlerdir. Allah kimi isterse doğru yoldan saptırır
ve kimi dilerse doğru yola sevk eder.
40- De ki: Gerçekseniz, size Allah'ın azâbı gelir-çatar, yahut
başınıza kıyâmet koparsa Allah'tan başkasını mı çağırır, ondan
başkasına mı duâ edersiniz, bana haber verir misiniz siz?
41- Hayır; ancak onu çağırırsınız, o da dilerse duânızı kabûl
eder de uğradığınız belâyı açıp giderir ve şirk koştuklarınızı
unutur, gidersiniz.
42- Andolsun ki senden önceki ümmetlere de peygamberler yolladık
da yalvarmaya düşsünler diye onları şiddetli sıkıntılara,
kıtlığa ve hastalığa uğrattık biz.
43- Onlara azâbımız geldiği vakit olsun, yalvarmaları gerekirdi,
fakat yalvarmadılar bile, kalpleri katılaştı ve Şeytan,
yaptıkları şeyleri süsleyip hoş gösterdi onlara.
44- Derken söylenenleri, verilen öğütleri unuttukları zaman her
şeyin kapılarını açtık onlara ve onlar, kendilerine verilen
şeylerle genişliğe ulaştıkları gibi hemen ve ansızın onları
tutup alıverdik de bütün umduklarından mahrum oldular.
45- Böylece de zulmeden kavmin kökü kesildi ve hamd, âlemlerin
Rabbi Allah'a.
46- De ki: Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder ve
kalplerinizi mühürlerse Allah'tan başka hangi mabuttur dersiniz
onları size geri verecek? Bak da gör, nasıl deliller getiriyoruz
da gene onlara yüz çeviriyorlar.
47- De ki: Allah'ın azâbı ansızın, yahut açıkça gelip çatsa
size, zulmeden kavimden başkası helâk edilir mi dersiniz?
48- Biz, peygamberleri ancak müjdeci ve korkutucu olarak
gönderdik. Şu halde inananlara ve kendilerini düzgün bir hale
getirenlere ne korku vardır, ne de mahzun olur onlar.
49- Âyetlerimizi inkâr edenlerse kötülükte bulunduklarından
dolayı azâba uğratılacaklardır.
50- De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri yanımda da demiyorum,
gaibi bilirim, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, yalnız bana
vahyedilen şeye uymadayım. De ki: Körle gözü açık kişi bir olur
mu hiç? Ne diye hâlâ düşünmezsiniz?
51- Rablerinin tapısında hasredilmeden korkanları Kur’ân'la
korkut ve çekinsinler diye de bildir ki onlara, Rablerinden
başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi.
52- Sabah, akşam, râzılığını dileyerek Rablerine duâ edenleri
kovma; ne onlardan, herhangi bir hususta sen sorumlusun, ne de
senin amelinden onlara bir şey sorulur, onun için onları kovup
da haksızlık edenlerden olma.
53- Ve biz, Allah'ın, aramızdan seçip lütfettiği bunlar mı
demeleri için halkın bir kısmını, bir kısmıyla sınarız. Allah,
şükredenleri daha iyi bilmez mi?
54- Âyetlerimize inananlar sana gelince de ki: Esenlik size,
Rabbiniz, rahmet etmeyi kendisine gerekli kılmıştır; şüphe yok
ki içinizden biri, bilgisizlik yüzünden bir kötülük yapar da
sonradan tövbe eder, halini düzene korsa muhakkak ki Tanrı,
suçları örter, yarlıgar, rahîmdir.
55- Suçluların yolu yoradamı iyice meydana çıksın diye delilleri
bu çeşit açıklamadayız.
56- De ki: Ben, Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza tapmaktan
nehyedildim. De ki: Sizin dileğinize uymam ben. Uyarsam şüphe
yok ki doğru yoldan sapmış olurum ve doğru yolu bulanlardan
olmam.
57- De ki: Ben, sizin yalan saydığınız apaçık, belli-beyan
deliline uydum Rabbimin. Çabucak gelmesini istediğiniz azap da
benim elimde değil. Hüküm, ancak Allah'ın, doğruyu haber veren
odur ve odur ayırt edenlerin en hayırlısı.
58- De ki: Hemencecik olmasını istediğiniz şey, benim elimde
olsaydı sizinle aramdaki iş çoktan olur, biterdi ve Allah,
zâlimleri elbette daha iyi bilir.
59- Gaibin anahtarları, onun yanındadır, onları ancak o bilir;
karada ve denizde ne varsa bilir. Bir yaprak bile düşse bilir
onu ve yeryüzünün karanlıkları içinde bir tek tane yoktur ki,
yaş ve kuru hiçbir şey bulunamaz ki apaçık kitapta tespit
edilmemiş olsun.
60- O, öyle bir Tanrıdır ki geceleyin âdeta sizi öldürür,
gündüzün ne çeşit işlerde bulunacağınızı bilir, sonra sizi
gündüz diriltir de mukadder olan ölümünüze dek bu, böyle gider,
ölümden sonra da dönüp varacağınız yer, onun tapısıdır, sonra ne
yaptıysanız hepsini size haber verir.
61- Odur kullarından yüce tasarruf ve kudret sahibi ve size,
amellerinizi hıfz ve kaydeden melekler göndermiştir. Nihâyet
birinizin ölümü geldi mi elçilerimiz, onu öldürürler ve onlar,
artık ve eksik iş görmezler.
62- Sonra, her işi doğru olan kudret ve tasarruf sahibi
Tanrılarının tapısına götürülürler. Bilin ki hüküm onundur ve o,
hesap görenlerin en tez hesap görenidir.
63- De ki: Sızlanıp yalvararak gizlice, bizi bundan kurtarırsan
şükredenlerden oluruz diye duâ ettiğiniz zaman sizi karanın ve
denizin karanlıklarından kurtaran kimdir?
64- De ki: Ondan da sizi kurtaran Allah'tır, bütün sıkıntılardan
da; sonra gene ona şirk koşarsınız.
65- De ki: Üstünüzden, ayaklarınızın altından size azap
göndermeye, yahut sizi bölük-bölük edip bir kısmınızın azâbını
bir kısmınıza tattırmaya gücü yeter onun; anlasınlar diye bak,
delilleri nasıl çeşit-çeşit açıklamadayız.
66- Kavmin, Kur'ân'ı yalan saymada, halbuki o, gerçektir. De ki:
Ben, sizi koruyucu değilim.
67- Her haberin mukadder bir zamanı var, siz de öğrenir,
bilirsiniz yakında.
68- Âyetlerimize dâir münâsebetsiz sözlere daldıklarını görünce
bir başka bahse girişinceye dek yüz çevir onlardan. Şeytan, bunu
sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmeden kavimle
oturma.
69- Çekinenler, onların meclislerinde bulunsalar da onların
sorumluluğundan bir şey gelmez kendilerine, üstlerine düşen
ödev, çekinsinler, sakınsınlar bu işten diye öğüt vermektir
ancak.
70- Dinlerini bir oyundan, bir eğlenceden ibâret sayan ve dünyâ
yaşayışına aldanan kişileri bırak kendi hallerine. Sen, ancak
Kur’ân'la öğüt ver de hiç kimse, kazandığı suçlar yüzünden helâk
olmasın. Ona, Allah'tan başka ne bir dost vardır, ne bir
şefaatçi. Suçlu, varını-yoğunu, kurtuluşu için fedâ etse kabul
edilmez. Kazançları yüzünden helâk olanlar, inkârlarından dolayı
kaynar su içeceklerdir ve pek acı bir azap vardır onlara.
71- De ki: Allah'ı bırakıp da bize ne faydaları dokunan, ne
zararları erişen şeylere mi ibâdet edelim ve Allah bize doğru
yolu gösterdikten sonra tekrar geriye mi dönelim, hani
Şeytanların şaşırtıp sersem bir halde çöle düşürmek istedikleri
adam gibi, halbuki arkadaşları, bize gel diye onu doğru yola
çağırıp durmadadır. De ki: Şüphe yok ki Allah'ın gösterdiği
yoldur doğru yol ve bize, âlemlerin Rabbine teslîm olmamız
emredildi.
72- Namaz kılın ve Tanrıdan çekinin dendi ve o, öyle bir
Tanrıdır ki varıp toplanacağınız yer, onun tapısıdır.
73- Öyle bir Tanrıdır ki gökleri ve yeryüzünü, boş yere değil,
hikmetiyle ve gerçek olarak yarattı. Ol dediği gün her şey
oluverir. Sözü gerçektir ve sûrun üfürüldüğü gün saltanat ve
tasarruf onundur, odur gizliyi de bilen, açıkta olanı da ve odur
hüküm ve hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan.(1)
74- Hani İbrahîm, atası Âzer'e, putları mabut mu tanıyorsun
demişti, şüphe yok ben, seni de, kavmini de apaçık bir sapıklığa
düşmüş görmedeyim.91
75- Biz, gerçek ve şüphesiz bilgiye sahip olması için İbrahîm'e,
göklerdeki ve yeryüzündeki kudret ve saltanatı, tasarruf ve
hikmeti böylece göstermedeydik.
76- Gece olup karanlık basınca bir yıldız görmüş de budur Rabbim
demişti. Fakat yıldız battı mı demişti ki: Ben batanları sevmem.
77- Sonra Ayın doğmakta olduğunu görmüş de Rabbim bu demişti.
Fakat batınca andolsun ki demişti, Rabbim bana doğru yolu
göstermezse sapık kavimden olacağım ben.
78- Derken güneşin ışıklar saçarak doğduğunu görmüş, Rabbim bu
demişti, bu daha büyük. Fakat güneş de batıp gidince ey kavim
demişti, benim, sizin şirk koştuğunuz şeylerle hiçbir ilgim yok.
79- Hiç şüphem olmaksızın mabudumu tek tanıyarak yüzümü, gökleri
ve yeryüzünü yaratana döndüm ve ben, şirk koşanlardan değilim.
80- Kavmi, onunla çekişmeye girişince de Allah bana doğru yolu
buldurduktan sonra da onun hakkında benimle çekişmeye mi
kalkıyorsunuz demişti, ben, sizin Tanrıya eş tanıdıklarınızdan
korkmam, Rabbim ne dilerse o olur. Rabbimin bilgisi her şeyi
kavramıştır, hâlâ mı düşünmeyecek, öğüt kabul etmeyeceksiniz?(2)
81- Siz, hiçbir delile sahip olmadığınız halde o putları Allah'a
eş tanımaktan korkmuyorken ben o eş tanıdıklarınızdan nasıl
korkarım ki? Biliyorsanız söyleyin, bu iki taraftan hangisine,
daha fazla inanılır, hangi taraf, daha ziyade emniyete hak
kazanmıştır?
82- İnananlar ve inançlarını haksızlıkla karıştırmayanlardır
emîn olmaya hak kazananlar ve onlardır doğru yolu bulmuş
olanlar.
83- İşte, İbrahîm'e, kavmine serdetmek için verdiğimiz kesin
deliller bunlardı, dilediğimiz kişinin derecesini kat-kat
yüceltiriz biz. Şüphe yok ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir,
her şeyi bilir.
84- Ona İshak'ı ve Yakup'u verdik, hepsine de doğru yolu ihsân
ettik. Daha önce Nûh'u ve soyundan Dâvûd'u, Süleyman'ı, Eyyub'u,
Yûsuf'u, Mûsâ'yı ve Hârûn'u doğru yola sevketmiştik ve biz,
iyilik edenleri böylece mükâfatlandırırız.
85- Zekeriyya'ya, Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da doğru yolu
lütfettik, hepsi de doğru hareket eden kişilerdendi.
86- İsmâîl'e, Elyesa'a, Yunus'a ve Lût'a da doğru yolu ihsân
etmiştik, hepsini de âlemlere üstün kılmıştık.
87- Onların atalarından, soylarından ve kardeşlerinden bir
kısmına da üstünlük verdik, onları seçtik ve doğru yola
sevkettik.
88- İşte Allah'ın doğru yolu budur, kullarından dilediğini o
yola sevk eder. Onlar da şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa
giderdi.
89- Bunlar, kendilerine kitap, hükmetme yetkisi ve peygamberlik
verdiğimiz kişilerdir. Kâfirler, bunları tanımazlar, inkâr
ederlerse zâten biz, kâfir olmayacak bir topluluğu onların
yerine geçmeye memûr etmişizdir.
90- Onlar, Allah'ın doğru yola sevkettiği kimselerdir, sen de
onların yoluna uy. De ki: Ben, yaptığıma karşılık sizden bir
ücret istemiyorum, bu, ancak âlemlere bir öğüt.
91- Allah, hiçbir kimseye hiçbir şey indirmedi dedikleri zaman
Allah'ı lâyıkıyla tanımadılar, ululamadılar. De ki: Mûsâ'nın,
insanlara bir ışık ve onları doğru yola sevk eden bir vâsıta
olarak getirdiği kitabı kim indirdi? Hani-siz onu kâğıtlara
yazdınız da yayıp açıklarsınız, hükümlerinden çoğunu da
gizlersiniz, hani siz de, atalarınız da, bilmediğiniz şeyleri
onun sayesinde bildiniz, öğrendiniz. De ki: Allah indirdi, sonra
da bırak onları, düştükleri boş iddialarla oyalanıp dursunlar.
92- Sana, şehirlerin anası olan Mekke halkını ve çevresindeki
bütün insanları korkutmak, Tanrı azâbını onlara haber vermek
için bu kutlu ve onlarda bulunan kitapları gerçekleyici kitabı
indirdik ve âhirete inananlar, namazlarını dâimâ kılarak bu
kitaba da inanırlar.
93- Allah'a boş yere iftirâ edenden, yahut, kendisine hiçbir şey
vahyedilmediği halde bana da vahyedildi diyenden ve Allah'ın
indirdiği hükümlere benzer hükümleri ben de yakında indireceğim
diye söylenenden daha zâlim kimdir ki? Meleklerin, ellerini
uzattıkları ve delillerine karşı ululuk satmak istediğinizden ve
haksız olarak Allah hakkında söylediğiniz şeylerden dolayı
horlukla cezalandırılacak, aşağılık bir azâba uğrayacaksınız,
haydi, kurtarın bugün canlarınızı dedikleri zaman o zâlimlerin,
ölümün şiddetiyle nasıl kıvrandıklarını bir görmelisin.
94- Andolsun ki size verdiğimiz her şeyi arkanızda bırakmışsınız
da sizi evvelce nasıl yarattıysak tıpkı onun gibi tek başınıza,
yapayalnız huzurumuza gelmişsiniz. Sizce Tanrıya eş olan
şefaatçilerimizi de yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bağlar,
tamamıyla kopmuş, boşuna umduklarınız elinizden çıkmış, kaybolup
gitmiştir.
95- Şüphe yok ki tohumları ve çekirdekleri yarıp nebatları ve
ağaçları yetiştiren Allah'tır. Ölüden diri izhâr eder, diriden
ölü. Budur Allah işte, nasıl oluyor da ondan yüz çeviriyorsunuz?
96- Sabahı ağartan oldur. Geceyi huzur ve istirahat için,
güneşle ayı da muayyen bir hesapla devretmek üzere yaratmıştır.
Bu, üstün ve her şeyi bilen Tanrının takdîridir.
97- Öyle bir mabuttur ki karada ve denizde, karanlıklar içine
dalmışken yolunuzu bulmanız için yıldızları yaratmıştır. Bilen
topluluğa delillerimizi apaçık anlatmadayız.
98- Sizi bir tek kişiden meydana getirmiştir de size bir
eğlenecek yurt, bir de eğreti olarak kalınacak yer tâyin
etmiştir. Anlayan topluluğa delillerimizi açıkça bildirmedeyiz.
99- Gökten yağmur yağdıran da odur. Sonra o yağmurla her çeşit
nebâtı tomurcuklandırır, yeşertir, ondan da başaklar içinde
birbirine bitişmiş, istiflenmiş tâneler meydana getirir. Hurma
tomurcuklarından, elle yetişilecek kadar yakın salkımlar, bir
bakımdan birbirine benzeyen, bir bakımdan benzemeyen üzümlerden,
zeytinlerden, narlardan bağlar-bahçeler yetiştiririz. Bir meyve
verince bakın onlara, bir de meyveleri olunca. Şüphe yok ki
bütün bunlarda, inanan topluluğa deliller var.
100- Bir de Allah'a cinleri eş tanıdılar, halbuki onları da
yaratan odur ve bilgisizlikle, onun oğulları, kızları olduğunu
da uydurdular. O onların tavsîf ettiği şeylerden arıdır ve
yücedir.
101- Gökleri ve yeryüzünü eşsiz örneksiz yoktan var eden odur.
Eşi bulunmasına imkân yokken oğlu nasıl olabilir? Ve her şeyi o
yaratmıştır ve o, her şeyi bilir.
102- İşte Rabbiniz Allah; ondan başka tapacak yok. Her şeyi halk
eden odur, ancak ona kulluk edin ve her şeyi gözetip koruyan
odur.
103- Gözler onu göremez, o, gözleri görür, odur lütfü bol ve her
şeyden haberdar.
104- Şüphe yok ki Rabbinizden görgüler ihsân edildi size. Kim
can gözünü açıp görürse faydası kendisine, kör olanın ziyanı da
gene kendine ve ben, sizin üstünüze dikilmiş bir bekçi değilim.
105- Sen bunu öğrenmişsin dememeleri için delilleri çeşit-çeşit
bildirmede ve bilen topluluğa apaçık anlatmadayız.
106- Rabbinden sana vahyedilene uy, ondan başka tapacak yoktur
ve şirk koşanlardan yüz çevir.
107- Allah dileseydi şirk koşmazlardı ve biz, seni onların
üstüne bir bekçi dikmedik, onları korumaya, işlerini görüp
kendilerini gözetmeye memûr da değilsin.
108- Allah'tan başka çağırıp duâ ettikleri şeylere sövmeyin ki
sonra bilgisizlikle onlar da Allah'a söverler. İşte biz, böylece
her topluluğa, yaptıklarını süsleyip güzel gösterdik, sonra da
dönüp varacakları yer, Rablerinin tapısıdır ve o da, ne
yaptıklarını bildirir onlara.
109- Onlar, kendilerine bir delil gelirse inanacaklarına dâir
çok sıkı yemin ettiler. De ki: Deliller, Allah katındadır, fakat
delil gelse de inanmayacaklarını anlamaz mısınız?
110- Biz, onların gönüllerini, gözlerini tersine çevirmişiz,
evvelce inanmadıkları gibi gene inanmazlar ve biz, onları
taşkınlıklarında şaşkın bir halde terketmişiz.
111- Onlara melekler indirseydik, ölüler dirilip onlarla
konuşsaydı, her şeyi toplayıp önlerine koysaydık gene Allah
dilemedikçe inanmazlardı, fakat çoğu bilmez.
112- İşte biz, böylece her peygambere insan ve cin Şeytanlarını
düşman ettik; bâzısı, bâzısına yaldızlı sözler söyleyerek
aldatır. Rabbin dileseydi yapamazlardı bunu, onları da bırak,
iftirâlarını da.
113- Onlar, âhirete inanmayanların gönülleri meyletsin ve hoşnut
olsunlar da yapageldiklerine devâm etsinler diye söylerler o
sözleri.
114- Allah'tan başka bir hakem mi arayayım ki size, her muhtâç
olduğunuz şeyi bildirip açıklayan kitabı, o indirmiştir.
Kendilerine kitap verilenler de bilirler ki o, senin Rabbin
tarafından gerçek olarak indirilmiş bir kitaptır; artık şüphe
edenlerden olma.
115- Rabbinin sözleri, gerçek olarak ve adâlet üzere tamdır,
tekemmül etmiştir, sözlerini değiştirecek yoktur ve odur duyan,
bilen.
116- Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan
saptırır; çünkü onlar, ancak zanna kapılırlar ve onlar, ancak
yalan söylerler.
117- Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanı daha iyi bilir
ve o daha iyi bilir doğru yolu bulmuş olanları.
118- Onun âyetlerine inanmışsanız Allah'ın adı anılarak
kesilenleri yiyin.
119- Size ne oluyor da Allah'ın adı anılarak kesilenleri
yemiyorsunuz? Halbuki zorada kaldığınız zamanlar hariç, size
harâm edilenleri ayırt etmişti. Şüphe yok ki halkın çoğu,
bilmeden kendi istekleriyle sapıp gider. Şüphe yok ki Rabbin,
haddini aşanları daha iyi bilir.
120- Günahın açığa vurulanından da vazgeçin, gizli kalanından
da. Günah kazananlar, kazançlarına karşılık cezâlanacaklardır.
121- Allah'ın adı anılarak kesilmeyen hayvanları yemeyin ve
şüphe yok ki kötülüktür bu ve şüphe yok ki Şeytanlar, sizinle
çekişmeleri için dostlarına telkinde bulunurlar, onlara
uyarsanız siz de şirk koşanlardan olursunuz.
122- Ölüyken diriltip insanların arasında yol alması için
kendisine bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklara dalmış olan ve
bir türlü de çıkamayan kimseye benzer mi hiç? İşte böylece
kâfirlere, yaptıkları şeyler, süslü ve hoş gösterilmededir.
123- Ve böylece her şehirde, hîleler, düzenler kursunlar diye o
şehrin günahkârlarını büyülttük, yücelttik, onlar ancak
kendilerine karşı hîlekârlıkta bulunurlar ama bilmezler.
124- Bir âyet geldi mi, Allah'ın peygamberlerine geldiği gibi
bize de bir âyet gelmedikçe kesin olarak inanmayız derler.
Peygamberliğini kime vereceğini Allah bilir. O suç işleyenlere,
hîlekârlıkları yüzünden Allah katından bir horluk ve çetin bir
azap gelip çatacaktır.
125- Allah, kimi doğru yola götürmek isterse Müslümanlığı kabûl
etmesi için gönlünü açar ve kimi sapıtmak isterse gönlünü öyle
bir daraltır, sıkar ki sanki göğe ağacakmış da imkân bulamıyor
sanır kendisini. İşte Allah, inanmayanlara böyle azap verir.
126- Ve budur Rabbinin doğru yolu, düşünüp öğüt alacak topluluğa
âyetlerimizi apaçık bildirdik.
127- Onlarındır Rablerinin katında esenlik yurdu ve o,
yaptıkları işlerden dolayı dosttur onlara.
128- O gün hepsini toplar da ey cin topluluğu, insanların
birçoğunu baştan mı çıkardınız der. İnsanlardan, onlara dost
olanlar, Rabbimiz derler, biz, birbirimizden faydalandık ve bize
takdîr ettiğin vakte de eriştik işte. Tanrı, ateştir yurdunuz
der, orada Allah'ın dilediği hariç, ebedî olarak kalırsınız.
Şüphe yok ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir.
129- İşte biz, kazandıkları suç yüzünden zâlimlerin bir kısmını,
bir kısmına böyle mûsâllat ederiz.
130- Ey cin ve insan topluluğu, içinizden, size âyetlerimi
nakleden ve içinde bulunduğunuz şu günün bir zaman olup
geleceğini haber vererek sizi korkutan peygamberler gelmedi mi?
Aleyhimize tanıklık ediyoruz derler ve onları dünya yaşayışı
aldatmıştır da sonucu, kâfir olduklarına dâir kendi aleyhlerine
kendileri tanıklıkta bulunmuşlardır.
131- Bu da, halkının hiçbir şeyden haberi olmayan şehirleri,
Rabbinin zulümle helâk etmeyeceğinden dolayıdır.
132- Herkesin, yaptığına göre dereceleri var ve Rabbin, onların
yaptıklarından gafil değildir.
133- Rabbin, her şeyden müstağnî ve rahmet sâhibi Rab'dir.
Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizden sonra dilediğini
yerinize getirir, nitekim sizi de başka-başka toplulukların
soyundan meydana getirmiştir.
134- Muhakkak size vaadedilen şeyler gelecek ve siz, olacak
şeylerin önüne geçemezsiniz.
135- De ki: Ey kavmim, siz elinizden geleni yapın, ben de
yapmadayım. Yakında bilir, anlarsınız kimin sonunun hayırlı
olacağını. Şüphe yok ki zâlimler, muratlarına ermezler.
136- Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a bir hisse
ayırıp boş düşüncelerine göre bu Allah'ın diyorlardı, bu da
ortaklarımız olan putların. Putlara ait olanlar, Allah'a
ulaşmıyordu ama Allah'a ait olanlar, ortaklarına, putlara
kavuşuyordu, hükmettikleri şey ne de kötüydü.(3)
137- Ve gene böylece ortakları, onları helâk etmek ve
inançlarına şüpheler karıştırmak için müşriklerin çoğuna
çocuklarını öldürmeyi hoş gösterdi. Allah dileseydi yapamazlardı
bunu, artık sen onları da kendi hallerine bırak, boş yere
ettikleri iftirâlarına da aldırış etme.(4)
138- Onlar, kendi akıllarınca bu hayvanlarla ekinler haramdır,
ancak izin verdiğimiz kişiler yiyebilir onları ve şu hayvanlara
da binmek harâm edilmiştir dediler. Boş yere Allah'a iftirâ
ederek adını anmadan hayvan kesiyorlar, yakında bu iftirâlarının
cezâsını görecekler.(5)
139- Ve şu hayvanların karınlarındaki yavrular, yalnız
erkeklerimize helâl, kadınlarımıza haram; ölü doğarsa erkek de
ortak, kadın da dediler. Bu çeşit sözleri yüzünden cezâlarını
yakında verecek. Şüphe yok ki o, hüküm ve hikmet sahibidir, her
şeyi bilir.
140- Muhakkak ki bilgisizlik yüzünden akılsızca hareket ederek
çocuklarını öldürenlerle Allah'a boş yere iftirâda bulunarak
Allah'ın verdiği rızıkları haram sayanlar, zarara uğramışlar,
mahrûmiyet içinde kalmışlardır. Şüphesiz ki onlar sapıtmışlardır
ve doğru yolu bulamamışlardır.
141- Öyle bir mabuttur ki çardaklı ve çardaksız bağları,
bahçeleri, tatları çeşitli hurmaları, ekilmiş şeyleri, bir
bakıma birbirine benzeyen, bir bakıma benzemeyen zeytinleri ve
narları yetiştirip meydana getirir. Meyve verince meyvelerinden
yiyin, devşirme günü hakkını da isrâf etmemek şartıyla verin,
şüphe yok ki o, müsrifleri sevmez.
142- Hayvanlardan yüklerinizi taşıyanlar var, yününden
faydalandıklarınız var ve onları da yaratan o Allah'ın, sizi
rızıklandırdığı şeyleri yiyin ve Şeytan'ın izini izlemeyin;
şüphe yok ki o, size apaçık bir düşmandır.
143- Derler ki sekiz çifttir o hayvanlar. Koyun iki çift, keçi
iki çift. De ki: Erkekleri mi harâm etti, dişileri mi, yoksa o
dişilerin rahîmlerindeki yavruları mı? Sözünüz gerçekse bilerek
haber verin bana.
144- Deve iki çifttir, sığır iki çift derler. De ki: İki erkeği
mi harâm etti, yoksa dişileri mi, yahut da dişilerin
rahîmlerindeki yavruları mı? Allah, bunu size tavsiye ederken
tanık mıydınız, gördünüz, duydunuz mu yoksa? Bilmeden insanları
saptırmak için yalan yere Allah'a iftirâ edenden daha zâlim
kimdir ki? Şüphe yok ki Allah, zulmeden kavmi doğru yola sevk
etmez.(6)
145- De ki: Bana vahyedilenler arasında ölmüş hayvan etinden,
dökülmüş kandan, yahut da domuz etinden başka, yiyene harâm
edilen bir şey bulamıyorum ben. Şüphe yok ki domuz, pistir ve
bir de Allah'tan başkası için kesilen hayvan haramdır ki bu da
pek kötü bir şeydir. Ancak zorada kalana, isyan etmeyi kurmamak
ve ihtiyaçtan fazla da yememek şartıyla helâldir bunlar ve hiç
şüphe yoktur ki Rabbin, suçları örter, rahîmdir.
146- Biz, Yahûdilere, tırnakları bulunan bütün hayvanları ve
sırtlarına yapışmış, yahut kemiklerine sıvanmış, yahut da
bağırsaklarına karışmış olan yağlardan başka sığır ve koyunun
tekmil yağlarını harâm etmiştik. Bu da, isyanlarından dolayı
onlara verdiğimiz cezâ yüzündendi ve şüphe yok ki biz, sözümüzde
doğruyuz.
147- Seni yalanlarlarsa hemen de ki: Rabbiniz geniş, engin bir
rahmete sâhiptir, fakat azâbını da suçlu kavimden reddetmeye
imkân yok.
148- Şirk koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi ne biz şirk
koşardık, ne atalarımız; hiçbir şeyi de harâm saymazdık. İşte
onlardan önce gelenler de peygamberleri böyle yalanladılar da
sonucu azâbımızı tattılar. De ki: Bu hususta bir bilginiz varsa
hemen bildirin bize. Fakat siz, ancak zannınıza uyuyorsunuz ve
ancak yalan söylüyorsunuz.
149- De ki: O halde reddedilemeyecek kesin delil, ancak
Allah'ındır, elbette dileseydi hepinizi de doğru yola sevk
ederdi.
150- De ki: Allah'ın, şunu harâm ettiğine tanıklık eden
şahitlerinizi getirin bakalım. Fakat gelirler de tanıklık
ederlerse sen, onlarla berâber tanıklık etme ve putları,
Rableriyle bir tutup âhirete inanmayarak âyetlerimizi
yalanlayanların dileklerine uyma.
151- De ki: Gelin de Rabbiniz, size neleri harâm etti, ben
okuyup anlatayım: Sakın ona hiçbir şeyi eş ve ortak saymayın,
ananıza, babanıza karşı iyilikte bulunun ve yoksulluk korkusuyla
çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de ancak biz rızıklandırırız,
onları da ve açığa çıkan kötülüklere de yaklaşmayın, gizli kalan
kötülüklere de ve hiçbir cana kıymayın, çünkü Allah, haklı
olmadıkça harâm etmiştir bunu. İşte aklınızı başınıza alasınız
diye size bunları emretmiştir o.
152- Ergenlik çağına gelinceye dek, en iyi bir şekilde olmadıkça
yetimin malına yaklaşmayın ve ölçeği, teraziyi dosdoğru ölçüp
tartın. Hiçbir kimseye, kudretinden aşırı bir şey teklif
edilmemiştir ve söz söylediğiniz zaman hısımınız bile olsa
adâleti mutlaka gözetin ve Allah'la ettiğiniz ahde vefa edin.
İşte düşünüp öğüt almanız için bunları emretmiştir size.(7)(8)
153- Ve şüphe yok ki budur benim dosdoğru yolum, ona uyun siz ve
sizi, onun yolundan ayıracak yollara gitmeyin. Çekinip
sakınasınız diye işte bunları emretmiştir size.
154- Sonra, Rablerine kavuşacaklarına inansınlar diye iyilik
edenlere, nîmetimizi tamamlamak ve her şeyi ayırt edip açıklamak
üzere doğru yolu gösteren ve rahmetten ibâret olan kitabı
Mûsâ'ya vermiştik.
155- Bu kitabıysa kutlu olarak indirdik, artık ona uyun ve
çekinin de rahmete kavuşanlara katılın.
156- Hiç şüphe yok ki bizden önce ancak iki tâifeye kitap
indirildi ve bizse onu okumaktan âcizdik, bir şey anlamıyorduk
demeyesiniz.97
157- Yahut da bize de kitap indirilseydi onlardan daha mükemmel
bir sûrette doğru yolu bulurduk diye söylenmeyesiniz diye şüphe
yok ki Rabbinizden size de apaçık bir delil, bir hidâyet ve
rahmet geldi. Allah'ın delillerini yalanlayıp onlardan yüz
çevirenden daha zâlim kimdir ki? Delillerimizden yüz
çevirenleri, bu yüz çevirmeleri yüzünden en kötü bir azapla
azaplandıracağız yakında.
158- Hâlâ kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut
da Rabbinden bâzı delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin
bâzı delilleri geldiği gün hiç kimseye, önceden iman etmemişse,
yahut inancından bir hayır kazanmamışsa o günkü inanması fayda
etmez. De ki: Bekleyin ve biz de beklemekteyiz zâten.(9)
159- Dinlerini parça-parça, bölüp bölük-bölük fırkalara
ayrılanlarla hiçbir ilgin olamaz ve şüphe yok ki onların bu
hareketlerini Allah soracaktır ancak ve sonra da işledikleri
işleri haber verecektir onlara.
160- Kim bir iyilikle Tanrı tapısına gelirse ona, yaptığının on
misli mükâfat verilecektir ve kim bir kötülükle gelirse ancak
ona karşılık ve onun misli bir cezâ ile cezâlandırılacaktır ve
onlara zulmedemeyecektir.
161- De ki: Şüphe yok, Rabbim, beni doğru yola sevketti,
İbrahîm'in tek Tanrı tanıyan dosdoğru dinine hidâyet etti ve o,
hiçbir zaman şirk koşanlardan değildi.
162- De ki: Şüphe yok, namazım da, ibâdetlerim de, diriliğim de,
ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir ki.
163- Eşi ortağı yoktur onun ve bana bu emredildi ve ben, ona
teslîm olanların ilkiyim.
164- De ki: Allah'tan başka bir Rab mi arıyacakmışım, halbuki
odur her şeyin Rabbi ve herkesin kazancı, ancak kendisine
aittir; hiçbir suçlu, bir başkasının suçunu yüklenmez, sonra da
dönüp varacağınız yer, Rabbinizin tapısıdır ve o, ayrılığa
düştüğünüz şeyleri haber verir size.
165- Öyle bir mabuttur ki sizi yeryüzüne hâkim kılar ve size
verdiği şeylerle sizi sınamak için bir kısmınızı, bir
kısmınızdan mevki ve pâye bakımından yüceltir. Şüphe yok ki
Rabbin, cezâya lâyık olanın cezâsını pek tez verir ve şüphe yok
ki o, suçları örter, rahîmdir.
(1) Sûr, boynuz gibi bir borudur. İsrâfil adlı melek, onu ilk
üfleyişte bütün canlılar ölecek, kıyamet kopacak, ikinci
üfleyişinde ruhlar, bedenlere girecek ve âhiret âlemi
başlayacaktır.
(2) Azer, bâzılarına göre İbrahîm Peygamberin babasının adıdır.
Fakat bâzıları İbrahîm'in babasının adı Târeh'tir, Azer değildir
demişlerdir. Azer ve Târeh, söyleyiş farkıdır, her iki ad
aynıdır diyenler de vardır. Hattâ bâzıları Azer, bir putun
adıdır demişlerdir. Kur’ân'da geçen "eb" kelimesi, Arapçada
ananın babasına ve amcaya denir. Bu bakımdan Azer, İbrahîm
Peygamberin anasının babasıdır diyenler, bilhassa İbrahîm'in,
14. sûrenin 41. âyetinde babasıyla anasının mümin olarak
anıldığını nazarı dikkate almışlardır.
(3) Tarlalarını, şu kısım Tanrının, şu kısım putların diye
ekerler, 5. sûrenin 103. âyetinin izahında bildirildiği gibi
hayvanlarının bir kısmını da putlara ait sayarlardı. Putlara
ayrılan kısımda eksiklik hasıl olursa Allah zengindir,
putlarımızınsa ihtiyaçları var deyip Allah'a ait olandan alarak
putlara ait olana katarlar ve putlara hizmet edenlere
verirlerdi.
(4) Araplarda, ilk evlâdın kız oluşu, nâmusa dokunan bir
keyfiyetti. Onun için o çocuğu diri diri toprağa gömen baba,
namussuzluktan kurtulurdu.
(5) İzin verilen kişiler, putlara hizmet edenlerdir.
(6) Âyetlerdeki sorular inkâr anlamını bildirir, yani bu
hayvanlar haram değildir demektir.
(7) 151. âyetten bu âyetin sonuna kadar on emir vardır, bunlara
on vasiyet anlamına "vesâyâ-yı aşere" denmiştir.
(8) İki taife, Musevilerle Hıristiyanlardır.
(9) Meleklerin gelmesi, canalıcı meleğin ve yardımcılarımın
gelmesi, yani insanın ölüm zamanının gelip çatmasıdır. Yahut
Tanrı azâbının gelmesidir. Rabbin gelmesinden maksat, emrinin,
azâbının, ululuğunun gelmesidir, yahut da kıyametin kopmasıdır.
Rabbin bâzı delilleri de kıyamet alâmetlerinin meydana
çıkmasıdır.
|