|
geri
8- ENFÂL
SURES
Medenîdir, yetmiş beş âyettir.
(Yetmiş beş âyettir. 30. âyetten itibaren yedi âyetten başka
bütün âyetleri Medenîdir. Bu yedi âyet Mekkîdir. Savaş
ganîmetlerinden bahsedildiği için Enfâl adiyle adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
1- Sana harp
ganîmetlerinin hükmünü sorarlar. De ki: Ganîmetler, Allah'ın ve
Peygamberindir. Artık Allah'tan sakının ve aranızı ıslah edin ve
inanmışsanız Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
2- İnananlar, ancak onlardır ki Allah anılınca yürekleri titrer,
onlara âyetleri okununca da inançlarını arttırır ve Rablerine
dayanırlar.
3- Onlardır ki namaz kılarlar ve rızıklandırdığımız şeylerin bir
kısmını harcarlar.
4- Onlardır gerçek inananlar, onlarındır Rableri katında
dereceler, yarlı-ganma ve dâimî, bitmez-tükenmez rızık.
5- Nasıl ki Rabbin, seni hak uğruna evinden çıkarmıştı ve şüphe
yok ki inananların bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.(1)
6- Gerçek, apaçık meydana çıktıktan sonra bile bu hususta,
gözleri baka-baka ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle
çekişmeye kalkışıyorlardı.
7- Hani Allah, o iki bölükten birinin muhakkak sizin olacağını
vaad-ediyordu da siz, silâhı bulunmayanların, elinize düşmesini
istiyordunuz. Halbuki Allah, sözleriyle, gerçeği yerine getirmek
ve kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu.(2)
8- Böylece de suçlular istemese de gerçeği gerçek olarak izhâr
etmeyi ve bâtılın boşluğunu bildirmeyi murâd etmekteydi.
9- Hani, siz, Rabbinizden imdat istemiştiniz de Rabbiniz, şüphe
yok ki ben, birbiri ardınca binlerce melekle size yardım
edeceğim diye duânızı kabûl etmişti.
10- Ve Allah, bunu ancak bir müjde olarak ve kalpleriniz
yatışsın diye yapmıştı. Yardım, ancak Allah'tandır. Şüphe yok ki
Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
11- Hani bir emniyet vermek için sizi hafif bir uykuya
daldırmıştı ve sizi arıtmak, sizden Şeytan'ın pisliğini
gidermek, yüreklerinizi sağlamlaştırmak ve ayaklarınızı
pekiştirip metânetinizi arttırmak için de gökten bir yağmur
yağdırmıştı.(3)
12- Hani Rabbin, şüphe yok ki ben, sizinleyim, inananları sebât
ettirin, kâfirlerin yüreklerine korku salacağım, hadi vurun
boyunlarını, vurun onların ellerine, ayaklarına diye meleklere
vahyetmedeydi.
13- Bu da onların, Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerindendi
ve kim, Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse bilsin ki Allah'ın
cezâsı, şüphe yok ki pek çetindir.
14- İşte tadın şimdi bunu ve şüphe yok ki kâfirler için bir de
ateşle azap var.
15- Ey inananlar, savaşmak üzere kâfirlerle karşılaştınız mı
onlara arkanızı dönmeyin.
16- Ve kim, tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek, yahut bir
bölüğe ulaşmak niyetinde olmadan öyle bir günde onlara arka
çevirir, dönerse muhakkak Allah'ın gazabına uğrayacaktır, yurdu
cehennemdir ve orası, dönüp varılacak ne kötü bir yerdir.
17- Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü ve attığın
zaman sen atmadın, fakat Allah attı ve böylece de kendi
katından, inananlara güzel bir nîmet vermek, onları denemek
istedi. Şüphe yok ki Allah her şeyi duyar, bilir.121
18- Böyledir bu ve şüphe yok ki Allah, kâfirlerin düzenlerini
gevşetir.
19- Fetih istiyordunuz ya, işte size fetih. Vazgeçerseniz daha
hayırlı olur size, fakat savaşa dönerseniz biz de döneriz ve
topluluğunuz çok bile olsa hiçbir işinize yaramaz sizin ve şüphe
yok ki Allah, inananlarla berâberdir.122
20- Ey inananlar, Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kur'ân'ı
dinlediğiniz halde ondan yüz çevirmeyin. (4)(5)
21- Ve işittik dedikleri halde duyup kabûl etmeyenlere
benzemeyin.
22- Şüphesiz ki yerde yürüyen canlıların Allah katında en
kötüsü, aklı, idrâki olmayan sağır ve dilsiz mahluklardır.
23- Allah, onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara
duyururdu. Fakat duyursaydı da gene onlar arkalarını dönerek yüz
çevirirlerdi.
24- Ey inananlar, sizi diriltecek, size can verecek şeylere
çağırdıkları zaman Allah'a ve Peygambere icâbet edin ve bilin ki
Allah, hiç şüphe yok, insanın kendisiyle kalbinin arasına girer
ve hiç şüphe yok ki onun tapısında toplanacaksınız.
25- Ve sakının o fitneden ki yalnız zulmedenlerinize gelip
çatmaz ve bilin ki şüphesiz Allah'ın cezâsı pek çetindir.
26- Hatırlayın o zamanı ki azlıktınız, yeryüzünde hor, âciz
tanınanlardandınız, insanların size saldırıp yok etmesinden
korkuyordunuz. Derken sizi, şükredesiniz diye yer-yurt sahibi
etti, yardımıyla kuvvetlendirdi ve tertemiz şeylerle
rızıklandırdı.
27- Ey inananlar, Allah'a ve Peygambere hıyânet etmeyin ve
bile-bile emânetlerinize de hıyânette bulunmayın.
28- Ve bilin ki mallarınız ve evlâdınız, sizin için bir
sınamadır ancak ve şüphe yok ki Allah katındadır büyük
mükâfat.(6)
29- Ey inananlar, Allah'tan çekinirseniz hayırla şerri ayırt
etme kabiliyetini verir size ve suçlarınızı örter, yarlıgar sizi
ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsân sâhibidir. (7)
30- Hani bir zaman, kâfir olanlar, seni bağlayıp hapsetmek,
yahut öldürmek, yahut da yurdundan çıkarmak için düzenlere baş
vurmuşlardı. Onlar, bu düzeni kurarken Allah da cezâlarını
hazırlamadaydı ve Allah hîlekârları cezâlandıranların en
hayırlısıdır.124
31- Onlara âyetlerimiz okunurken dediler ki: Duyduk, dilersek
biz de buna benzer sözler söyleriz ve bu, eskilerin
masallarından başka bir şey de değil.
32- Hani Allah'ım demişlerdi, bu, senin katındansa ve gerçekse
başımıza gökten taş yağdır, yahut da bize elemli bir azap ver.
33- Fakat sen, onların içinde oldukça onları azaplandırmaz ve
gene yarlıganma dilerlerken Allah onlara azap vermez.
34- Ne diye Allah onları azaplandır-masın ki onlar, hizmetine
lâyık olmadıkları halde halkı Mescid-i Harâm'dan menediyorlar,
onun hizmetine lâyık olanlar, ancak çekinenlerdir, fakat çoğu
bilmez bunu.
35- Tanrı evine karşı namazları, ancak ıslık çalmak ve el
çırpmaktan ibaret. Artık kâfir olmanıza karşılık tadın azâbı.
36- Şüphe yok ki kâfir olanlar, mallarını ancak halkı Allah
yolundan alıkoymak için harcarlar. Harcayacaklar da, sonra o
harcadıkları mallar, kendilerine bir iç acısı olacak, sonra da
alt edilecekler ve kâfir olanlar cehenneme götürülecekler, orada
toplanacaklar.
37- Allah pisi temizden ayıracak ve pis olanları yığın-yığın
birbiri üstüne koyup yığacak ve topunu birden cehenneme atacak;
onlardır ziyankârlar.
38- Kâfir olanlara de: Kâfirliklerinden vazgeçerlerse geçmiş
günahları örtülür, yarlıganır, fakat vazgeçmezler de savaşa
kalkışırlarsa şüphe yok ki onlardan önceki hüküm ve kanun
yürüyüp gidecektir.
39- Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din, tamamıyla Allah'a münhasır
oluncayadek savaşın onlarla. Savaştan vazgeçerlerse şüphe yok ki
Allah, onların yaptıklarını görür.
40- Ve yüz çevirirlerse artık bilin ki Allah sizin yâriniz,
yardımcınızdır ve o, ne güzel dosttur, ne güzel yardımcı.
41- Ve iyice bilin ki ganîmet olarak elde ettiğiniz şeyin
mutlaka beşte biri Allah'ın ve Peygamberin ve yakınların ve
yetimlerin ve yoksulların ve yolda kalmışlarındır. Allah'a
inanmışsanız ve hak ile bâtılın ayrıldığı, yâni iki ordunun
birbiriyle buluştuğu gün kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz
ve Allah'ın her şeye gücü yeter. (8)(9)
42- Hani siz vâdinin yakın bir yerindeydiniz, onlar uzak bir
kıyısında, kervansa sizden daha aşağı tarafta ve eğer muayyen
yerlerde buluşmak üzere sözleşseydiniz gene ihtilâfa düşerdiniz.
Fakat helâk olanın, apaçık bir delil görerek helâk olması, diri
kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için
Allah, olacak bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve
şüphe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir.
43- Hani Allah, rüyanda sana onların az olduğunu göstermişti;
çok gösterseydi ürker, gevşerdiniz ve iş hususunda da çekişe
kalkışırdınız. Fakat Allah sizi bundan kurtardı ve şüphe yok ki
o, gönüllerdekini bilir.
44- Hani karşılaştığınız zamanda Allah, onları sizin gözünüze az
gösterdiği gibi sizi de onlara az göstermişti; çünkü Allah,
olacak işi yapacak, yerine getirecekti ve bütün işlerin mercii
Allah'tır.126
45- Ey inananlar, bir toplulukla karşılaştınız mı mutlaka sebât
edin ve Allah'ı çok anın da kurtulun murâdınıza erişin.
46- Allah'a ve Peygamberine itâat edin, birbirinizle çekişmeyin,
sonra zayıflarsınız ve kuvvetiniz kalmaz ve sabredin, şüphe yok
ki Allah, sabredenlerle berâberdir.
47- Ülkelerinden böbürlenmek ve halka gösteriş yapmak için
çıkanlara ve insanları Allah yolundan menedenlere benzemeyin ve
Allah onların bütün yaptıklarını bilgisiyle kavramıştır.
48- Hani o zaman Şeytan, onların yaptıklarını, kendilerine süslü
ve hoş göstermişti de bugün insanlardan size üstün olacak
yoktur, ben de şüphe yok ki size yardımcıyım demişti. Fakat iki
ordu da görününce geri dönüp ben demişti, şüphe yok, sizden
uzağım, çünkü ben, sizin görmediklerinizi görmedeyim ve
Allah'tan korkmadayım ve Allah'ın cezâsı pek çetindir.
49- Hani münâfıklarla gönüllerinde hastalık olanlar, bunları
dinleri aldatmıştır demişlerdi; halbuki kim Allah'a dayanırsa
bilsin ki Allah, şüphe yok ki üstündür, hüküm ve hikmet
sâhibidir.(10)
50- Melekler, kâfirlerin suratlarına ve sırtlarına vura vura
canlarını alır ve şiddetle yakıcı azâbı tadın derlerken bir
görmeliydin onları.
51- Bu, evvelce ellerinizle kendinize hazırladığınız şeydir ve
şüphe yok ki Allah, kullarına zulmetmez.
52- Firavun'un soyuyla onlardan önce gelip geçenlerin gidişleri
gibi hani Allah'ın delillerini inkâr edip kâfir olmuşlardı da
Allah, suçlarına karşılık onları azâbına uğratmıştı: Şüphe yok
ki Allah, pek kuvvetlidir, azâbı da pek çetindir onun.
53- Bu da, şundan ileri gelir: Şüphe yok ki Allah, bir topluluğa
ihsân ettiği nîmeti, onlar kendi huylarını değiştirmedikçe
değiştirmez ve şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, bilir.
54- Firavun'un soyuyla onlardan önce gelip geçenlerin gidişleri
gibi hani. Rablerinin âyetlerini yalanladılar da suçlarına
karşılık helâk ettik onları ve Firavun'un soyunu sulara
garkettik, hepsi de zâlimdi onların.
55- Allah katında yeryüzünde yürüyen mahlûkların en kötüsü kâfir
olanlardır ve onlar inanmazlar zâten.
56- Onlar, kendileriyle ahitleştiğin kimselerdir, sonra her
defasında da ahitlerini bozarlar ve onlar, hiç çekinmezler.
57- Savaşta üst gelirsen onları, izlerini izliyenlere de tesir
edecek ve onları da korkutacak bir tarzda cezâlandır da bunu
ansınlar, ibret alsınlar bundan.
58- Kâfirler, işin geçip gittiğini, kendilerinin unutulduğunu ve
bir daha da horlanmayacaklarını, âciz bir hâle
getirilmeyeceklerini sanmasınlar.
59- Bir topluluğun hâinlikte bulunacağından korkarsan aradaki
muahedeyi boz ve bunu, yâni iki tarafın da bir sözle bağlı
olmadığını onlara bildir. Şüphe yok ki Allah, hâinleri sevmez.
60- Allah düşmanlarıyla size düşman olanları ve bunlardan başka
sizin bilmediğiniz, fakat Allah'ın bildiği düşmanları korkutmak
için onlara karşı kullanmak üzere gücünüz yettiği kadar kuvvet
ve besili at hazırlayın, Allah yolunda ne harcarsanız size
karşılığı tamamıyla ödenecektir ve asla zulme uğramayacaksınız.
61- Fakat barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah'a dayan.
Şüphe yok ki o, her şeyi duyar, bilir.
62- Sana karşı bir hile yapmayı dilerler, buna yeltenirlerse hiç
şüphe yok ki Allah yeter sana; öyle bir mabuttur ki seni, kendi
yardımıyla ve inananlarla kuvvetlendirir.
63- Onların gönüllerini birleştirmiştir. Yeryüzünde ne varsa
hepsini harcasaydın gene de gönüllerini birleştiremezdin
onların, fakat Allah, aralarını uzlaştırdı. Şüphe yok ki o,
üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
64- Ey Peygamber, sana da, iman sahiplerinden sana uyanlara da
Allah yeter.
65- Ey Peygamber, inananları savaşa teşvik et. Sizden yirmi tane
sabırlı er bulunsa onların iki yüzüne üst gelir ve siz yüz kişi
olsanız kâfirlerin bin tânesine üst olursunuz, çünkü onlar,
hiçbir şeyden anlamaz bir topluluktur.
66- Fakat şimdi Allah size savaştaki hükmü hafifletti ve bildi
ki sizde muhakkak bir zaaf var. Artık sizden yüz tane sabır ve
sebat sâhibi, ikiyüzü yener ve siz bin kişi olsanız Allah'ın
izniyle iki binini altedersiniz ve Allah, sabır ve sebât
edenlerle berâberdir.
67- Hiç bir peygamber, yeryüzünde kâfirlere üstolup onları iyice
kahretmedikçe tutsak almamıştır. Siz, geçici dünyâ malını
istiyorsunuz, Allah'sa âhireti istemekte ve Allah, üstündür,
hüküm ve hikmet sâhibidir.
68- Allah, bunu helâl olarak takdîr etmeseydi helâl olduğu
açıklanmadan tutsaklara karşılık aldığımız para yüzünden pek
büyük bir azâba uğrardınız.
69- Artık elde ettiğiniz ganîmeti helâl ve temiz olarak yiyin ve
çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.
70- Ey Peygamber, ellerinizde bulunan tutsaklara de ki: Allah,
yüreklerinizde bir hayırlı niyet bulunduğunu bilirse size,
sizden alınandan daha hayırlısını verir ve suçlarınızı örter ve
Allah suçları örter, rahîmdir.
71- Fakat sana hâinlik etmeyi kurarlarsa bilsinler ki daha önce
Allah'a hâinlik etmişlerdi de seni onlara üstetmişti o ve Allah,
her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
72- İnanıp yurtlarından göçenler, mallarıyla, canlarıyla Allah
yolunda savaşanlar, bunları yer-yurt sâhibi edip barındıranlar
ve yardımda bulunanlarsa işte bunlar, mîrasta birbirlerinin
velîleridir. İnandıkları halde yurtlarından göçmeyenlere
gelince, göçünceye dek onların mîraslarında bir hakkınız yoktur.
Dine ait bir hususta sizden yardım isterlerse, aranızda bir ahit
bulunan topluluğa karşı olmamak şartıyla onlara yardım etmeniz
gerektir ve Allah, ne yaparsanız hepsini de görür.
73- Kâfir olanlarsa birbirlerinin dostudur, yardımcısıdır.
Birbirinize yardım etmezseniz yeryüzünde bir fitne belirir,
büyük bir bozgun meydana gelir.
74- İnananlar ve yurtlarından göçenler, Allah yolunda savaşanlar
ve bir de bunları yer-yurt sâhibi edenler ve yardımda
bulunanlarsa onlardır gerçekten inanmış olanlar. Onların
hakkıdır yarlı-ganmak ve sayısız, tükenmez rızık.
75- Sonradan inanıp göçen ve sizinle berâber savaşanlar da
sizdendir. Allah'ın takdîrinde sabit olduğu veçhiyle bir kısım
akRaba, bâzı akRabanın mîrasında daha ileri bir hakka sâhiptir.
Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir.
(1) Bedir savaşına işarettir.
(2) Vaadedilen iki şeyin biri, Kureyş boyu, öbürü kervandı.
Müslümanlar, Kureyş’e ait bir kervanı ele geçirmek için
Medine'den çıkmışlardı. Üç yüz on üç kişiydiler. Bu olayı haber
alan Ebu-Cehl, Mekkelileri kışkırttı; bin kişilik bir orduyla
harekete geçirdi. Müslümanlar, savaş için çıkmadıklarından bir
kısmı gitmek istemiyordu. Nihâyet "Bedir" denilen bir kuyu
yanında müşriklerle karşılaştılar. Savaşta Müslümanlar üst oldu,
Müslümanlığın en büyük düşmanı Ebu-Cehl öldürüldü.
(3) Bu hafif uyku, Müslümanların heyecanlarını yatıştırdı. Yağan
yağmur da hem susuzluklarını giderdi, hem de kumu pekiştirerek
harekete müsait bir hale soktu.
(4) Hz. Muhammed (s.a.a), savaştan önce yerden bir avuç taş alıp
yüzleri kara olsun diye müşriklere atmıştı. Buna işaret
edilmektedir.
(5) Bu hitap, müşrikleredir. Onlar, savaştan önce ve Mekke'de
fethe nail olmaları için dua etmişlerdi.
(6) Hz. Muhammed (s.a.a), Benî-Kurayza denen Yahûdi topluluğunun
Medine civarındaki kalesini kuşatmıştı. Bu kuşatma, yirmi bir
gün devam etti. Barışmak istediler, Hz. Peygamber haklarında,
Muâz oğlu Sa'd'in hükmünü kabul etmek istiyordu. Onlar, Evs
kabilesinden Ebu-Lübâbe'yi göndermesini istediler.
Ebû-Lübâbe'nin malı ve ayali onların yanındaydı. Ebu-Lübâbe, Hz.
Peygamberin emriyle gidince Muazoğlu'nun hükmünü kabul edersek
ne olacağız diye sordular. (Devamı, sonnot No:22)
(7) Dâr-ün-Nedve'de, yani Kureyş ulularının topluluk yerinde,
Hz. Peygambere, bütün kabilelerden seçilen kişilerin birden
hücum ederek öldürmeleri ve bu sûretle Haşimoğullarının kan
dâvasına kalkmalarının önünün alınması kararlaştırılmıştı. Buna
işaret edilmektedir.
(8) Bu beşte bir hakkında muhtelif reyler vardır. İbn-i Abbas,
İbrahîm, Katâde ve Atâ'ya göre beşte bir hisse, beşe bölünür.
Allah'a ve Peygambere ait olan pay, silâha ve ata sarfedilir.
Şâfii'ye göre dört kısma bölünür. Bir payı Peygamber soyuna
aittir, üçü Müslümanların yoksullarına, yetimlerine ve yolda
kalmışlarına verilir. Bâzılarına göre üçe bölünür, çünkü
Peygambere ait pay, vefatiyle sakıt olmuştur ve Peygamberin
mîrası olmadığına göre de yakınlarına verilemez. Bâzıları üç
payı âyette anılanlara, bir payı da Hz. Peygambere mensup
olanlara vermenin caiz olduğunu söylemişlerdir. (Devamı, sonnot
No:23)
(9) Bedir savaşına işaret edilmektedir.
(10) Bedir savaşına işaret edilmektedir. |