|
geri
9-
TEVBE SURES
Medenîdir, yüzyirmi dokuz âyettir.
(Yüz yirmi dokuz âyettir. Bâzılarına göre sondaki iki âyetten
başka bütün âyetleri Medenîdir. Bu sûre hicretin dokuzuncu
yılında vahyedilmiştir. Mekke, sekizinci yılda fethedilmiş ve
Hz. Peygamber onuncu yılda Vidâ haccını eda etmişti. Katâde ve
Mücâhid'e göre Hz. Muhammed (s.a.a)'e Medine'de vahyedilen son
sûre bu sûredir. İçinde tövbeden bahsedildiği cihetle Tövbe
sûresi dendiği gibi ilk kelimesine nazaran Berâe, münafıkların
ayıplarını ortaya koyduğu için Fâzıha sûresi de denmiştir. Azap
sûresi diyenler de olmuştur. Kahrı belirterek başladığından,
yahut bundan önceki sûreden ayrı bir sûre olduğu şüpheli
bulunduğundan Rahman ve Rahîm adlarını muhtevi bulunan Besmele
bu sûrede yoktur.)
1- Allah ve Resûlü,
kendileriyle ahitleştiğiniz müşriklerden berîdir.
2- Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz Allah'ı âciz
bir hâle getiremezsiniz ve şüphe yok ki Allah, kâfirleri
aşağılık bir hâle getirecektir.(1)
Hacc-ı ekber günü, Allah'tan ve Peygamberinden insanlara bir
ilândır bu: Şüphe yok ki Allah ve Peygamberi, müşriklerden
berîdir. Artık tövbe ederseniz bu, daha hayırlıdır size. Fakat
gene yüz çevirirseniz iyice bilin ki siz hiç şüphe yok, Allah'ı
âciz bırakamazsınız ve kâfir olanlara pek acıklı azapla müjde
ver.(2)
4- Ancak müşriklerden ahitleştiğiniz kimseler, bu ahitten sonra
size karşı sözlerinden hiçbir sûretle dönmemiş, şartlardan
hiçbirini bozmamış ve aleyhinize hiçbir kimseye yardıma
kalkışmamış olanlar müstesna. Onlarla olan ahdinizi, müddeti
bitinciyedek tamamlayın. Şüphe yok ki Allah, çekinenleri sever.
5- Harâm aylar çıkınca müşrikleri Nerede bulursanız öldürün,
yakalayın, kuşatın, hapsedin onları, gelip geçecekleri bütün
yolları tutun. Fakat tövbe ederler, namaz kılarlar ve zekât
verirlerse bırakın onları, şüphe yok ki Allah suçları örter,
rahîmdir.
6- Müşriklerden biri, senden aman dilerse aman ver ona da Allah
sözünü dinlesin, sonra da emîn olduğu yere dek yolla onu. Bunun
sebebi de, onların, bilmeyen bir topluluk olmalarıdır.
7- Müşriklerin, Allah ve Peygamberi katında nasıl bir ahitleri
olabilir ki? Ancak Mescid-i Harâm yanında ahitleştikleriniz
müstesna. Onlar, size karşı doğru hareket ederlerse siz de
onlara karşı doğru hareket edin. Şüphe yok ki Allah, çekinenleri
sever.
8- Nitekim onlar size üstolsaydı hakkınızda ne bir yakınlık
gösterirlerdi, ne bir ahde riâyet ederlerdi. Onlar, sizi ancak
ağızlarıyla hoşnut ederler, yüreklerindeyse düşmanlık ve gadir
var ve onların çoğu, buyruktan çıkmış kişilerdir.
9- Allah'ın âyetlerini satarlar da karşılık olarak pek az ve âdî
bir şey elde ederler ve halkı Allah yolundan menederler.
Gerçekten de yaptıkları şey, ne de kötü şeydir.
10- İnanan birisine karşı ne bir yakınlık gözetirler, ne bir
ahde riâyet ederler ve onlardır haddi aşanların ta kendileri.
11- Fakat tövbe ederler, namaz kılarlar ve zekât verirlerse
onlar da din kardeşlerinizdir ve biz, bilen topluluğa
âyetlerimizi açıklar, bildiririz.
12- Ahitlerinden sonra gene yeminlerini bozarlar ve dininizi
kınarlarsa kâfirliğe baş olanlarla savaşın, şüphe yok ki
yeminini tutmayan kişilerdir onlar, belki bu sûretle
yaptıklarından vazgeçerler.
13- Yeminlerinden dönen ve Peygamberi, ülkesinden çıkarmaya
çabalayan ve size karşı ahitlerini ilkin bozan bir toplulukla
savaşmaz mısınız, korkar mısınız onlardan? İnanmışsanız
kendisinden korkulmaya daha lâyık olan Allah’tır.
14- Savaşın onlarla da Allah, ellerinizle onları azaplandırsın,
aşağılatsın onları, onlara karşı yardım etsin size ve inanan
topluluğun göğüslerini ferahlatsın.
15- Ve yüreklerindeki gazabı gidersin ve Allah, dilediğine tövbe
nasîp eder ve tövbesini kabûl eyler ve Allah, her şeyi bilir,
hüküm ve hikmet sâhibidir.
16- Sanır mısınız ki kendi hâlinize bırakılacaksınız ve Allah,
sizden savaşanlarla Allah’tan, Peygamberinden ve inananlardan
başkasını sır dostu edinmeyenleri bilmeyecek? Ve Allah, ne
yaparsanız hepsinden de haberdardır.
17- Kendileri kendi kâfirliklerine tanık olup dururlarken
müşriklerin Allah’a secde edilen yerleri îmâra hakları yoktur.
Onlar, bütün yaptıkları boşa gidenlerdir ve onlar, ateşte ebedî
olarak kalırlar.
18- Allah’a secde edilen yerleri, ancak ve ancak Allah’a ve
âhiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve Allah’tan
başka kimseden korkmayanlar îmâr eder. İşte doğru yolu bulmaları
umulanlar da onlardır.
19- Hacılara su verme ve Mescid-i Harâm’ı îmâr etme işiyle
uğraşanların derecesini Allah’a ve âhiret gününe inanıp Allah
yolunda savaşan kimsenin derecesiyle bir mi tutarsınız? Ve
Allah, zulmeden topluluğu doğru yola sevketmez.
20- İnananların, yurtlarından göçenlerin ve Allah yolunda
mallarıyla, canlarıyla savaşanların Allah katında dereceleri pek
büyüktür ve onlardır muratlarına erenlerin, kurtulup nusrat
bulanların ta kendileri.
21- Rableri, onları öz rahmetiyle, râzılığıyla ve tükenmez
nîmetleri bulunan cennetlerle müjdeler.
22- Orada ebedî kalırlar. Şüphe yok ki pek büyük mükâfât, Allah
katındadır.
23- Ey inananlar, kâfirliği severler ve küfrü imana tercih
ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi de dost edinmeyin ve
içinizden kim onları severse onlardır zulmedenler. (3)
24- De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, karılarınız,
aşîretiniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından
korktuğunuz alış-veriş ve hoşunuza giden evler, sizce Allah’tan,
Peygamberinden ve onun yolunda savaş etmeden daha sevimliyse
bekleyin Allah’ın emri gelinciye dek ve Allah, buyruktan çıkan
kötü topluluğu doğru yola sevketmez.
25- Andolsun ki Allah size birçok yerlerde ve Huneyn gününde
yardım etmişti; hani o gün çokluğunuzla övünüp sevinmiştiniz de
bu çokluk, düşmanı defedememişti, hiçbir işinize yaramamıştı,
yeryüzü, o kadar genişken daralmıştı size, sonra da arka çevirip
geri çekilmiştiniz.130
26- Sonra da Allah, Peygamberine ve inanlara mânevi kuvvetini
ihsân etmişti ve görmediğiniz orduları indirerek kâfirleri
azaplandırmıştı ve işte kâfirlerin cezâsı da budur.
27- Bundan sonra da Allah, dilediğine tövbe nasîb etmiş ve
tövbesini kabûl eylemişti ve Allah suçları örter, rahîmdir.
28- Ey inananlar, müşrikler, mutlaka pis insanlardır, bu yıldan
sonra artık onları Mescid-i Harâm’a yaklaştırmayın. Yoksulluktan
korkarsanız bilin ki Allah dilerse yakında sizi lûtfuyla,
ihsânıyla zenginleştirir ve şüphe yok ki Allah her şeyi bilir,
hüküm ve hikmet sâhibidir.(4)
29- Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe
inanmayanlarla, Allah’la Peygamberinin harâm ettiğini harâm
saymayanlarla ve hak dînini kabûl etmeyenlerle savaşın cizye
vermeye râzı olup bizzat kendi elleriyle ve alçalarak gelip
verinceye dek onlar.
30- Yahudiler, Uzeyr, Allah’ın oğludur dedi, Nasrânîler de
Mesîh, Allah’ın oğludur dedi. Bu söz, onların uydurup ağızlarına
aldıkları bir söz. Daha önce kâfir olanların sözlerini taklît
etmedeler, hay Allah kahrede-siler, nasıl da yalana
kapılıyorlar, bâtıla uyuyorlar.(5)
31- Allah’ı bırakıp bilginleriyle râhiplerini ve Meryemoğlu
Mesîh’i Rab tanımışlardır; halbuki onlara da ancak tek mabuda
kulluk etmek emredilmiştir. Ondan başka tapacak yok; o onların
şirk koştukları şeylerden münezzehtir.
32- İsterler ki Allah’ın nûrunu nefesleriyle söndürsünler,
halbuki Allah, kâfirler istemese de, onlara zor gelse de nûrunu
yüceltip itmâm etmekten başka hiçbir şeye râzı değildir.
33- Öyle bir mabuttur ki müşrikler istemese de, zorlarına gitse
de Peygamberini, insanları doğru yola sevkeden apaçık ve kesin
delillerle ve bütün dinlere üstolmak üzere gerçek dinle
göndermiştir.
34- Ey inananlar, o bilginlerle râhiplerin çoğu, boş sebeplerle
insanların mallarını yerler ve halkı Allah yolundan menederler.
Altını, gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanları elemli
bir azapla müjdele. (6)
35- O gün, cehennem, o altını, gümüşü alevleyecek ve onlar,
cehennem ateşinde kızdırılıp alınlarına, yanlarına, sırtlarına
bastırılacak, onlarla dağlanacaklar ve işte bunlardır kendiniz
için biriktirdiğiniz şeyler denecek, tadın biriktirdiklerinizin
azâbını.
36- Ayların sayısı, gerçekten de Allah katında on ikidir ve
göklerle yeryüzünü yarattığı günden beri Allah’ın takdîrinde bu,
böyledir. Onların dört tânesi harâm aylardır. Budur dostoğru
hesap. Artık bu harâm aylarda kendinize zulmetmeyin, fakat
müşriklerin hepsiyle de savaşın, nitekim onların da topu sizinle
savaşmadadır ve bilin ki Allah, şüphe yok ki çekinenlerle
beRaberdir.133
37- Harâm ayı geciktirme, ancak kâfirliği artırmadadır ki kâfir
olanlar, bu sûretle doğru yoldan çıkarılmadadır; onlar, Allah’ın
harâm ettiği ayların sayısını denk getirsinler de Allah’ın harâm
ettiğini helâl etsinler diye harâm ayı bir yıl helâl sayarlar,
bir yıl harâm sayarlar. Onların kötü işleri, kendilerine hoş
görünmededir ve Allah, kâfir olan topluluğu doğru yola
sevketmez. 134
38- Ey inananlar, size ne oldu da Allah yolunda savaşa çıkın
dendiği zaman olduğunuz yerde mıhlanıp kaldınız. Âhireti
bıraktınız da dünyâ yaşayışına mı râzı oldunuz? Fakat dünyâ
hayatının faydası, âhirete nispetle pek azdır. (7)(8)
39- Hep birden savaşa çıkmazsanız szi acıklı bir azapla
azaplandırır ve yerinize, sizden başka bir topluluk getirir ve
siz, ona hiçbir zarar vermezsiniz ve Allah’ın, her şeye gücü
yeter.
40- Siz ona yardım etmezseniz hatırlayın o zamanı ki kâfirler,
onu yurdundan çıkardıkları zaman yardım etmişti ona. O, iki
kişinin ikincisiydi ancak ve hani ikisi de mağaradaydılar,
arkadaşına, mahzun olma demişti, şüphe yok ki Allah, bizimle
berâberdir. Şüphe yok ki Allah, ona mânevî bir kuvvet ve huzur
vermişti ve onu, sizin görmediğiniz ordularla kuvvetlendirmişti
ve kâfir olanların sözlerini alçaltmıştı, Allah’ın sözüyse zâten
yüceydi ve Allah, her şeye üstündür, hüküm ve hikmet
sâhibidir.(9)
41- Genciniz, ihtiyarınız, hep berâber savaşa çıkın ve
mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda savaşın, bilirseniz bu,
sizin için daha hayırlıdır.
42- Onları hazır bir ganîmete, yahut yakın bir yolculuğa
çağırsaydın sana uyarlardı, fakat meşakkatle alınacak olan bu
yol, onlara uzak geldi. Allah’a andiçerek gücümüz yetseydi
sizinle berâber çıkardık diyecekler. Onlar, kendilerini helâk
ediyorlar ve Allah biliyor ki onlar yalancıdır.
43- Allah seni affetsin, ne diye izin verdin onlara? Vermeseydin
de sence gerçekler de açığa çıksaydı, yalancıları da bilseydin.
44- Zâten Allah’a ve âhiret gününe inananlar, mallarıyla,
canlarıyla, savaşacaklarından senden izin istemezler ki ve
Allah, çekinenleri tamamıyla bilir. (10)
45- Senden ancak Allah’a ve son güne inanmayıp yürekleri şüpheye
düşenler ve şüpheleri içinde tereddüde düşüp bocalayanlar izin
isterler.
46- Savaşa çıkmayı kursalardı elbette bir hazırlıkta
bulunurlardı, fakat Allah, onların çıkmasını hoş görmedi de
onları alıkoydu ve kendilerine, oturun oturanlarla denildi.
47- Sizin aranızda onlar da çıksalardı içinizde şerri ve fesâdı
arttırmaktan başka bir şey yapamazlar, mutlaka içinizde fitne ve
fesat çıkarmak için koşar-dururlardı. Sizden onları adamakıllı
dinleyecekler, onlara kulak asacaklar da var ve Allah,
zulmedenleri bilir.137
48- Andolsun ki onlar, bundan önce de fitne ve fesat peşinde
koşmuşlar, işini gevşetmeye uğraşıp aleyhine düzenler
kurmuşlardı da sonucu gerçek olan yardım vaadi gelip çatmış ve
Allah’ın dîni, onların zoruna gitse de meydana çıkmıştı.
49- Onlardan bana izin ver de bir muhâlefete, bir fitneye
düşürme beni diyenler de var. Bil ki onlar, muhâlefetin tam
içine düşmüşlerdir ve şüphe yok ki cehennem, kâfirleri muhakkak
sûrette tamamıyla kavramış, kuşatmıştır.
50- Sana bir iyilik geldi mi kötüleşir onlar; bir musîbete
uğrarsan biz derler, daha önce tedbir aldık, ihtiyâta riâyet
ettik ve güvenle, gururla yüz çevirip giderler.
51- De ki: Bize Allah’ın takdîr ettiğinden başka bir şey gelip
çatmaz kesin olarak. Odur yardımcımız ve inananlar, Allah’a
dayanmalıdır.
52- De ki: Bizim ya gazi yahut şehît olmamızdan, o iki güzel
âkibetten birine uğramamızdan başka bir şey mi gözetmedesiniz?
Ve biz de sizin ya Allah katından, yahut da bizim elimizle,
bizim tarafımızdan bir azâba uğramanızı gözleyip beklemedeyiz.
Haydi siz gözetleyedurun, biz de sizinle berâber
gözetlemekteyiz.
53- De ki: İster gönül rızâsiyle, ister zorla ve istemeyerek
Tanrı uğrunda mal harcedin, kesin olarak bu harcayışınız kabûl
edilmeyecek, şüphe yok ki siz, buyruktan çıkmış kötü bir
topluluksunuz.
54- Mal harcayışlarının kabûlüne mâni olan da ancak onların
Allah’ı ve Peygamberini inkâr edip kâfir oluşları, namazı, ancak
üşene üşene kılışları ve zorla, istemeyerek Tanrı uğrunda
mallarını verişleridir.
55- Artık onların malları ve evlâtları, seni şaşırtıp
imrendirmesin. Şüphe yok ki Allah, onları o malla, o evlâtla
dünya hayâtında azaplandırmayı diler ve kâfir olarak da güçlükle
can vermelerini murâd eder.
56- Şüphe yok ki onlar, sizden olduklarına dâir Allah’a
andederler, sizden değildirler, fakat onlar, ancak korkularından
sizden görünen bir topluluktur.
57- Bir sığınacak yer, yahut mağaralar, yahut da bir delik
bulsalardı yüzlerini derhal o tarafa döndürüverirlerdi.
58- Onlardan, sadakaları vermede seni ayıplayan da var. O maldan
diledikleri verilseydi hoşlanırlardı, verilmeyince de hemen
kızarlar.(11)
59- Ne olurdu şüpheden sıyrılıp Allah’ın ve Peygamberinin
verdiğine hoşnut olsalardı ve Allah yeter bize, yakında lûtfeder
bize de Allah da verir, Peygamberi de, şüphe yok ki biz,
ümîdimizi Allah’a bağlamışız deselerdi.(12)
60- Söz budur ancak; sadakalar, yoksulların, hiçbir şeyi
bulunmayanların, o malı toplayıp devşirmeye memûr olanların,
gönülleri Müslümanlıkla uzlaştırılmak istenen kişilerin,
kölelerle tutsakların, borçluların, Allah yolunda savaşanların
ve yolda kalmışların hakkıdır, Allah’ın hükmüdür bu ve Allah her
şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
61- Onlardan öyleleri de var ki Peygamberi incitirler ve o
derler, her söyleneni dinleyen bir kulak âdeta. De ki: O, sizin
için bir hayır kulağıdır, Allah’a ve inananlara inanır ve sizden
inananlara rahmettir. Allah’ın Peygamberini incitenlere elemli
bir azap vardır.
62- Sizi hoşnut etmek için gelirler de Allah’a andederler,
halbuki inanmışsalar Allah’ı ve Resûlünü hoşnût etmeleri daha
doğrudur.
63- Bilmezler mi ki şüphesiz Allah’tan ve Resûlünden kaçıp
onlara yanaşmayanındır cehennem ateşi ve o, cehennemde ebedî
kalır. Buysa pek büyük bir aşağılanmadır.
64- Münâfıklar, yüreklerindekini haber verecek bir sûrenin
indirilmesinden ürkmekle berâber alay da ederler. De ki: Alay
edin bakalım, şüphe yok ki Allah, ürküp çekindiğinizi meydana
çıkaracaktır.
65- Kendilerine sorsan andolsun ki biz diyeceklerdir, ancak
dalmıştık da şakalaşmada, oynaşmadaydık. De ki: Allah’la,
âyetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?
66- Özür dilemeye kalkışmayın, siz kâfir oldunuz sözde iman
ettikten sonra. Sizin bir bölüğünüzü affetsek bile suçlu
olduklarından dolayı bir bölüğünüzü azaplandıracağız.
67- Nifak sâhibi erkeklerle kadınların hepsi de birbirindendir,
aynıdır; kötülüğü emrederler, halkı iyilikten vazgeçirmeye
uğraşırlar ve ellerini yumarlar. Onlar Allah’ı unuttular da o da
onları unuttu. Şüphe yok ki münâfıklardır buyruktan çıkan kötü
kişilerin ta kendileri.
68- Allah, nifak sâhibi erkeklerle kadınlara ve kâfirlere
cehennem ateşini vaadetmiştir, orada ebedî kalırlar, o yeter
onlara ve Allah onlara lânet etmiştir ve onlar içindir bitip
tükenmeyen daimî azap.
69- Siz de, sizden öncekilere benziyorsunuz; onlar, kuvvetçe
daha ileriydi sizden, malları, evlâtları da daha fazlaydı.
Nasîbiniz kadar faydalanmak istediniz, nitekim sizden öncekiler
de nasipleri kadar faydalanmak istediler ve onlar nasıl
kâfirliğe daldılarsa siz de daldınız. Yaptıkları iş, dünyâda da
boşa gitti, âhirette de ve onlardır ziyankârların ta kendileri.
70- Sizden önce gelip geçen Nûh, Âd ve Semûd kavimleriyle
İbrahim’in kavmine, Medyen ve Mu’tefikeler ehline âit haberler
gelmedi mi size? Peygamberleri, apaçık delillerle onlara
geldiler de onlara Allah zulmetmedi, fakat onlar kendilerine
zulmettiler.(13) (14)
71- Erkek ve kadın müminler, birbirlerinin yardımcısıdır;
iyiliği emrederler, halkı kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar,
namaz kılarlar, zekât verirler, Allah’a ve Peygamberine itaât
ederler. Allah’ın rahmet edeceği insanlar, bunlardır. Şüphe yok
ki Allah üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
72- Allah, inanan erkek ve kadınlara, kıyılarından ırmaklar akan
cennetler, içlerinde tertemiz zevk ve sefalar edilecek olan
ebedî Adn cennetlerinde bulunan meskenler vaadetmiştir. Allah’ın
râzılığıysa daha da büyüktür. İşte budur en büyük kurtuluş ve
murâda eriş.141
73- Ey Peygamber, kâfirlerle ve münâfıklarla savaş, onlara karşı
şiddetli davran. Onların yurdu cehennemdir ve orası, ne de kötü
dönülüp varılacak bir yerdir.
74- Söylemediklerine dâir yemin ederler Allah adına, fakat
andolsun ki, küfür sözünü söyledi onlar ve Müslüman olduklarını
izhâr ettikten sonra kâfir oldular, elde edemedikleri şeyi de
yapmaya çalıştılar, bu öç almaya kalkışmaları da ancak Allah’ın
ve Peygamberinin, lütfedip onları zenginleştirmesine karşılıktı.
Tövbe ederlerse hayırlı olur onlara, fakat yüz çevirirlerse
Allah, onları dünyâda da, âhirette de elemli bir azapla
azaplandırır ve yeryüzünde onlara ne bir dost bulunur, ne bir
yardımcı.
75- Onlardan, bize lûtfuyla, keremiyle ihsanda bulunursa biz de
yoksullara tasadduk ederiz ve mutlaka iyi kişilerden oluruz diye
Allah’la ahdedenler de var.
76- Fakat lûtfedip ihsân edince verdiği şeyde nekesliğe
başlarlar, ahitlerinden dönerler, zâten onlar dinden dönmüş
kişilerdir.
77- Böylece de Allah’a ettikleri vaadi tutmadıklarından ve yalan
söylediklerinden dolayı kendisine kavuşacakları günedek
yüreklerine münâfıklığı ilka etti.
78- Hâlâ da bilmezler mi ki Allah, şüphe yok ki onların
gizlediklerini de bilir, fısıltıyla konuşup aralarında gizli
kalan sözlerini de ve şüphe yok ki gizli şeyleri en iyi bilen,
Allah’tır.
79- İnananlardan, istekleriyle ve farz edilenden fazla tasadduk
edenlerle ve güçleri neye yetiyorsa ancak o kadar verenlerle
alay edip onları ayıplayanları Allah, bu hareketlerinin
karşılığı olarak cezâlandırır ve onlar için elemli bir azap var.
80- İstersen onların yarlıganma-larını dile, istersen dileme.
Suçlarının örtülmesi için yetmiş kere niyâz etsen gene de Allah,
kesin olarak yarlıga-maz onları. Bu da, Allah’ı ve Peygamberini
inkâr etmeleri, kâfir olmaları dolayısıyladır ve Allah buyruktan
çıkan kötü topluluğu doğru yola sevketmez.
81- Allah’ın Peygamberine muhâlefet edenler, savaşa çıkmayıp
oldukları yerde oturup kalmalarına sevindiler ve mallarıyla,
canlarıyla, Allah yolunda savaşmak, onlara zor ve kötü geldi de
bu sıcakta savaşa çıkmayın dediler. De ki: Cehennem ateşi, daha
da sıcak; bir anlasalar şunu.
82- Artık az gülsünler de çok ağlasınlar; bu da kazandıkları suç
yüzünden uğradıkları cezâdır.
83- Allah seni şu seferden döndürür de onlardan bir toplulukla
buluşursan onlar, savaşa çıkmak için senden izin istedikleri
takdirde hemen de ki: Artık benimle ebediyen çıkamazsınız siz ve
benimle berâber düşmanla kesin olarak savaşamazsınız. Şüphe yok
ki ilk defa oturup kalmaya râzı olmuştunuz, oturun geri
kalanlarla. (15)
84- Ve onlardan biri ölürse kesin olarak namazını kılma ve
mezarının başında durma. Şüphe yok ki onlar Allah’a ve
Peygamberine kâfir oldular ve buyruktan çıkmış kötü kişi olarak
öldüler.142
85- Onların malları, evlâtları, seni şaşırtıp imrendirmesin.
Şüphe yok ki Allah, onları o malla, o evlâtla dünyâda
azaplandırmayı diler ve kâfir olarak da güçlükle can vermelerini
murâd eder.
86- Allah’a inanın ve Peygamberinin maiyetinde savaşın diye bir
sûre indirilince içlerinden malı, kudreti olanlar, senden izin
isterler ve bırak bizi de oturanlarla kalalım derler.
87- Onlar, oturup kalanlarla berâber olmaya râzı olmuşlardır ve
kalplerine mühür vurulmuştur onların, muhakkak ki onlar
anlamazlar.
88- Fakat Peygamber ve onunla berâber bulunan iman sâhipleri,
mallarıyla, canlarıyla savaşmışlardır ve onlardır bütün
hayırlara sâhip olanlar, onlardır kurtulup muratlarına erenler.
89- Allah, onlara kıyılarından ırmaklar akan cennetler
hazırlamıştır. Budur en büyük kurtuluş ve saâdet.
90- Bedevîlerin bir kısmı özür dilemek ve izin almak için geldi,
Allah’a ve Peygamberine yalan söyleyenler de oturup kaldı.
İçlerinden kâfir olanlar, elemli bir azâba uğrayacak.
91- Allah’a ve Peygamberine bağlı kaldıkça zayıflara, hastalara
ve sefer levâzımını tedârike kudreti yetmeyenlere bir suç yok.
Fakat iyilik eden iyi kişilere savaştan geri kalmak için bir
vesîle yoktur ve Allah, suçları örter, rahîmdir.
92- Bir de sana gelince onları bindirmek için senden binek
istemişlerdi de sizi bindirecek binek bulamıyorum demiştin; bu
uğurda sarfedecek bir şey bulamadıklarından mahzûn olup gözleri
yaşlarla dolarak dönmüşlerdi; onlara da suç yok.
93- Suçlu sayılanlar, ancak zengin oldukları halde gelip senden
izin isteyenlerdir. Onlar, geri kalanlarla kalmaya râzı
olmuşlardır ve Allah, kalplerini mühürlemiştir, fakat anlamaz
onlar.
94- Seferden dönüp de onlarla buluştuğunuz zaman size özürler
getirecek onlar; de ki: Özür dilemeyin, kesin olarak size
inanmıyoruz; Allah, sizin ahvâlinizi haber vermiştir bize ve
bundan sonraki hareketlerinizi de Allah ve Peygamberi görecek,
sonra da gizliyi ve açığı bilen Tanrının tapısına döneceksiniz
de o, bütün yaptıklarınızı size bildirecek.
95- Döndüğünüz zaman kendilerinden vazgeçmeniz için Allah’a ant
verecekler; vazgeçin onlardan, şüphe yok ki onlar murdardır ve
yurtları cehennemdir, bu da kazandıkları suçların karşılığıdır.
96- Onlardan râzı olmanız için size ant verecekler, fakat siz
râzı olsanız da Allah, şüphe yok ki buyruktan çıkan topluluğun
hareketlerine râzı olmaz.
97- Bedevîler, kâfirlik ve münâfıklık bakımından şehirlilerden
beterdir ve Allah’ın, Peygamberine indirdiği hükümlerin
sınırlarını daha ziyâde bilmezler, buna daha fazla onlar
lâyıktır ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
98- Bedevîlerden öyleleri vardır ki sarfedileni ziyan sayar ve
size belâlar gelip çatmasını gözetir-durur, bekledikleri kötü
belâlar, kendi başlarına gelsin ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
99- Bedevîlerden Allah’a ve son güne inanıp sarfedileni Allah
katında hâlis bir ibâdet sayan ve Peygamberin dualarını
kazanmaya vesîle addedenler de var. Haberiniz olsun ki bu,
gerçekten de onlar için bir ibâdettir, Tanrıya yakın olmaya
vesîledir. Allah, onları öz rahmetine ithal edecektir, şüphe yok
ki Allah, suçları örter, rahîmdir.
100- Muhâcirlerle ensârdan ilk olarak inanmada ileri dereceyi
alanlarla iyilikte onlara uyanlara gelince: Allah onlardan râzı
olmuştur, onlar da ondan râzı olmuşlardır ve onlara,
kıyılarından ır-maklar akan cennetler hazırlamıştır, orada ebedi
kalır onlar. Budur en büyük kurtuluş ve saâdet.
101- Çevrenizdeki yerlerdeki bedevîlerden münâfıklar olduğu gibi
Medinelilerden de münâfıklığa cüret edenler, münâfıklık edip
duranlar var; sen onları bilmezsin, biz biliriz. Onları iki kere
azaplandıracağız da sonra pek büyük bir azâba uğratılacaklar.
102- Bedevîlerle Medinelilerden başka bir bölüğü de günahlarını
îtirâf etmiştir, onlar, iyi bir işi bir başka kötü işe
katmışlardır. Allah’ın, onlara tövbe nasîb etmesi ve tövbelerini
kabûl eylemesi umulur. Şüphe yok ki Allah, suçları örter,
rahîmdir.
103- Mallarından sadaka al da temizle, arıt onları o sadakayla
ve duâ et onlara. Şüphe yok ki senin duân, onlara bir sükûn, bir
huzur verir ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
104- Bilmezler mi, şüphe yok ki Allah, öyle bir mabuttur ki odur
kullarının tövbelerini kabûl eden ve sadakaları alan ve şüphe
yok ki Allah öyle bir mabuttur ki odur tövbeleri kabûl eden
rahîm.
105- Ve de ki: Yapın yapacağınızı, muhakkak yaptıklarınızı Allah
da görür, Peygamberi de, inananlar da ve gizliyi de, açığı da
bilenin tapısına gideceksiniz ve mutlaka yaptıklarınızı haber
verecek size.
106- Bir başka bölük de var ki işleri, Allah’ın emrine kalmış;
dilerse azaplandırır onları, dilerse tövbelerini kabûl eder ve
Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
107- Zarar vermek, kâfirlikte bulunmak, inananların aralarını
açmak, daha önce Allah’la ve Peygamberiyle savaşanın gelmesini
gözlemek için mescit kuranlara gelince: Biz ancak iyilik
istemekteyiz diye yemin edecekler ve Allah’sa tanıklık
etmektedir ki onlar yalancıdır.
108- Orada hiçbir zaman namaz kılma. İlk günden îtibâren
Allah’tan çekinmek ve ona itaât etmek temeli üstüne kurulmuş
olan mescit, elbette namaz kılmana daha lâyıktır. Orada öyle
erler var ki arınmayı severler ve Allah, temizlenip arınanları
sever. (16)
109- Yapıyı Allah’tan korkup çekinme ve rızâsını kazanma
temelleri üstüne yapan mı daha hayırlıdır, yoksa temelini, kayıp
gitmekte olan bir yarın kıyısına yapıp da o yapıyla beraber
cehennem ateşine yıkılıp göçen mi? Ve Allah, zulmeden topluluğu
doğru yola sevketmez.(17)
110- Onların kurdukları yapı, kalpleri parçalanıp gitmedikçe
kalplerine şüphe vermeden bir an bile geri kalmaz ve Allah, her
şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
111- Şüphe yok ki Allah, kendilerine cenneti vermek üzere
inananların canlarını, mallarını satın almıştır âdeta; onlar
öldürürler, öldürülürler, her iki sûrette de vaadi gerçektir ve
Tevrat’ta da sâbittir, İncil’de de, Kur’ân’da da ve ahdine
Allah’tan daha ziyâde vefâ eden kimdir ki? Artık şu giriştiğiniz
alış-verişten dolayı sevinin ve budur işte en büyük kurtuluş ve
saâdet.
112- Tövbe edenler, ibâdette bulunanlar, hamd eyleyenler, oruç
tutanlar (savaş veya bilgi elde etmek için yurttan yurda
gezenler), rükû edenler, secdeye kapananlar, iyiliği emredenler,
kötülüğü nehyeyleyenler ve Allah sınırlarını koruyanlar. İşte bu
inanmış kişileri de müjdele.
113- Şüphesiz olarak cehennem ehli oldukları kendilerince
bilindikten sonra akRabâ bile olsalar Peygamberin ve
inananların, müşriklerin yarlıganmalarına duâ etmeleri yakışmaz.
114- İbrahim’in, atası için yarlıgan-ma dilemesi, ancak ona
vaadettiğini tutmak içindi. Fakat onun, Allah düşmanı olduğu
kendisince iyice anlaşıldığı zaman ondan vazgeçti. Şüphe yok ki
İbrahim, çok ağlayıp duâ eden, insanlara fazlasıyla merhamet
eden bir zattı.
115- Allah, bir topluluğu doğru yola sevkettikten sonra
sakınacakları şeyleri apaçık bildirinceye dek tekrar onları
sapıklığa terketmez. Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir.
116- Şüphe yok Allah, öyle bir mabuttur ki onundur göklerin ve
yeryüzünün saltanat ve tedbiri; öldürür, diriltir ve ondan başka
size ne bir dost vardır, ne bir yardımcı.
117- Allah, Peygamberi ve içlerinden bir bölüğünün gönlü
nerdeyse imandan dönecekken güçlük ânında Peygambere uyan
muhâcirlerle ensârı tövbeye muvaffak etti ve onların tövbelerini
kabûl eyledi. Şüphe yok ki o, onları fazlasıyle esirger,
rahîmdir.
118- Geri kalan üç kişiye, yeryüzü o kadar genişken daraldıkça
daralmış, gönülleri sıkıldıkça sıkılmıştı da sonucu Allah’tan,
gene ancak Allah’a kaçılabileceğini anlamışlardı. Sonra Allah,
onları da tövbeye muvaffak etmişti. Şüphe yok ki Allah bir
mabuttur ki odur tövbeleri kabul eden rahîm.(18)
119- Ey inananlar, çekinin Allah’ tan ve gerçeklerle berâber
olun.
120- Medinelilerle çevrelerindeki bedevîlerin, Allah’ın
Peygamberinden geri kalmaları ve onun katlandığı zahmetlere
katlanmaları gerekmez. Çünkü Allah yolunda bir susuzluğa, bir
yorgunluğa, bir açlığa düşerlerse, kâfirleri kızdırıp
kinlendirecek bir yere ayak basarlarsa, herhangi bir düşmana
karşı başarı elde ederlerse mutlaka karşılık olarak iyi bir iş
yaptıkları yazılır; şüphe yok ki Allah iyilik edenlerin ecrini
zâyi etmez.
121- Az olsun, çok olsun, hiçbir şey harcamazlar, hiçbir vâdiyi
aşmazlar ki Allah onları, yaptıklarının daha güzeliyle
mükâfatlandırmayı takdîr etmemiş olsun.
122- İnananların hepsinin savaşa gitmesi lâzım değil; bir kısmı
savaşa gitmeli, bir topluluk da çekinmelerini sağlamak için
kavimleri savaştan dönüp gelerek onlarla buluşunca onları
korkutmak için dîni hükümleri iyice öğrenmeye çalışmalıdır.
123- Ey inananlar, önce kâfirlerden yakınınızda bulunanlarla
savaşın, onlar, sizde bir şiddet ve azim bulsunlar ve bilin ki
Allah, hiç şüphe yok, çekinenlerle berâberdir.
124- Bir sûre indirilince içlerinden bu hanginizin imanını
artırdı diyen de var. Fakat inen sûreler, inananların
inançlarını artırır ve onlar birbirlerini müjdelerler.
125- Ama gönüllerinde hastalık olanların pisliklerine pislik
katarak küfürlerini artırır ve onlar, kâfir olarak ölüp
giderler.
126- Görmezler mi ki onlar her yıl bir, yahut iki kere
musîbetlere uğratılırlar da gene ne tövbe ederler, ne ibret
alırlar.
127- Bir sûre indiği zaman birbirlerine bakarlar, sizi bir gören
var mı derler de sonra dönüp giderler. Allah gönüllerini
döndürmüştür onların, çünkü onlar, anlamaz bir topluluktur.
128- Andolsun, size içinizden, sizden öyle bir Peygamber
gelmiştir ki bir sıkıntıya düşmeniz pek ağır gelir ona, pek
düşkündür size, müminleri esirger, rahîmdir.
129- Fakat döner, yüz çevirirlerse hemen de ki: Allah yeter
bana, yoktur ondan başka tapacak, ona dayandım ve odur büyük
arşın sâhibi.
(1) Dört ay hakkında ihtilâf vardır. Zilhiccenin onuncu...
(Devamı, sonnot No:24)
(2) Hacc-i Ekber günü arefe günüdür. Müşriklerin de... (Devamı,
sonnot No:25)
(3) Huneyn, Taif'e yakın bir vâdidir. Müşriklerle burada bir
savaş olmuştur.
(4) Bu âyette, Kâ'be'nin, zamanına göre iktisadi önemi apaçık
bildirilmektedir.
(5) İbn-i Abbas, Musevilerin bir kısmının Uzeyr Peygambere
tanrılık atfettiğini ve bunlardan bir kısmının Hz. Muhammed
(s.a.a)'e gelip bu sözü söylediklerini riâyet etmiştir (Mecma,
1, 500). Uzeyr, Ahd-i Atıyk'te "Tevârıh-i Sani" de kayıtlıdır.
(6) Ayın hilâl oluşundan hilâl oluşuna kadar süren ve yirmi
sekiz küsur günden ibaret bulunan aylara uygun olarak tespit
edilen yıla, ay yılı denir. Geleneğe göre her ay başı, hilâlin
görünüşüyle tespit edilir. Bundan dolayı ayların bir kısmı yirmi
dokuz, bir kısmı otuz gün sayılır. Ancak ay yılı, güneş yılına
nazaran her sene on gün geriler, böylece otuz altı yılda bir yıl
farkeder. Hz. Peygamberden önce Arap geleneğine göre zilkade,
zilhicce ve muharrem aylarıyle recep ayı, hürmet ayları
sayılırdı ve bu aylarda savaş yapılmazdı. Muharremle recebin
arasında beş ay, receple zilkadenin arasında üç ay bulunduğu
için recebe, tek kalmış anlamına gelen "ferd" vasfı verilmiştir.
(7) Hz. Muhammed (s.a.a)'den önce bu dört saygı ayında savaş
icab ederse Araplar, saygı ayını başka bir ay sayarlar, savaşa
girişirlerdi. Bu âdet hicretin sekizinci yılına kadar sürdü ve
bu âyetle kaldırıldı.
(8) Tebük savaşına işaret edilmektedir. Meyve zamanı olduğu için
münafıklar, savaşa gitmek istememişler, sahâbeyse kadınları da
dahil olduğu halde mallarını mülkelerini, ziynet eşyalarını
vererek büyük bir ordu hazırlanmasını sağlamışlardı.
(9) İki kişinin biri Hz. Muhammed (s.a.a), öbürü de onunla
berâber göçen Ebu-Bekr'dir.
(10) Tebük savaşına işaret edilmektedir. Meyve zamanı olduğu
için münafıklar, savaşa gitmek istememişler, sahâbeyse kadınları
da dahil olduğu halde mallarını mülkelerini, ziynet eşyalarını
vererek büyük bir ordu hazırlanmasını sağlamışlardı.
(11) Huneyn ganîmetleri bölüşülürken Haricilerin aslı ve bu
mezhebin kurucusu olan ve İbn-i Ebu-Zül-Huveysarat-üt-Temîmi
diye anılan Hurku-us ibn-i Züheyr, Hz. Peygambere, adâlete
riâyet et yâ Rasulâllah demiş, Hz. Muhammed (s.a.a) de vay sana,
ben de adâlete riâyet etmezse kim eder buyurmuştu. (Devamı,
sonnot No:26)
(12) Zekâta aittir. Zekât verilenlerden "gönülleri Müslümanlıkla
uzlaştırılmak istenen kişiler" bâzılarına göre Hz. Muhammed
(s.a.a)'in zamanından sonra yoktur ve bu kısım kalkmıştır.
(Devamı, sonnot No:28)
(13) Mu'tefikeler, altı üstüne dönmüş şehirler, demektir. Hz.
Lut kavmine ait üç şehir işaret edilmektedir.
(14) Adn kelimesinin Süryaniceden geldiği söylenmiştir. Oturma
ve ebedîlik anlamlarına gelir. Aynı zamanda adnin cennette bir
şehir olduğunu, peygamberlerle şehitlerin orada oturacaklarını,
diğer cennetlerin, adn cennetinin çevresinde bulunduğunu, burada
inciden, yakuttan, altından köşkler olduğunu Arş altından esen
bir yelin buraya vurduğunu, misk gibi koktuğunu söyleyenler
olmuştur (Mecma, 1, 512-513).
(15) Hz. Muhammed (s.a.a)’in, münafıkların başı Ubeyy oğlu
Abdullah'ın namazını kılması üzerine vahyedildiği rivâyet
edilmiştir.
(16) Münafıklardan on iki ve bir rivâyete göre on beş kişi,
Müslümanların topluluğunu bölmek için bir mescit kurmuşlardı.
Hz. Muhammed (s.a.a)'i, o mescitte namaz kılmaya çağırdılar. Hz.
Muhammed (s.a.a) Tebük savaşına gidiyordu. Şimdi sefere
gidiyoruz, dönünce, Tanrı izin verirse gelir kılarız dedi.
Âyetteki "Allah'la ve Peygamberiyle savaşanın gelmesini gözlemek
için" sözüyle Ebu-Âmir adlı bir rahip kastedilmektedir. Bu
rahip, Peygamberle savaşan müşriklere katılmış, sonunda, ben
Roma imparatoruna gidiyorum, büyük bir orduyla gelip Muhammed'i
ve ona uyanları mahvedeceğim diyerek yola düşmüştü. Şam
civarında öldü. Bu âyetlerin vahyedilmesinden sonra Hz.
Peygamber, bu mescidi yıktırmıştı.
(17) Bu âyette, Kabâ'da yahut Medine'de kurulan mescide işaret
edilmektedir.
(18) Mâlik oğlu Kâ'b, Rabi oğlu Mirâre, Ümeyye oğlu Hilâl, Tebük
savaşına katılmamışlar, sonra pişman olup tövbe etmişlerdi. |