|
geri
İmam
Mehdi'nin (a.f.) beklentileri...[1]

Şeytanın
şerrinden
Allah'a sığınıyorum,
herşeyi
bilen, herşeyi
duyan Allah'a. Rahman ve Rahim
olan
Allah'ın
adıyla.
Hamd O'na layıktır
ki, O olmadanö hak zolu bulamazdık.
Gerçekten de Onun
yolladığı
Peygamberler bize hakkı
tebliğ
ettiler. Allah'ın
bereketi ve rahmeti Onun en sevdiklerinin,
Muhammed'in (s.a.a.v.) ve masum Ehl-i Beytinin üzerine olsun.
Geçmişten
bugüne sürekli sorulan bu soru sorulur: “Imam Mehdi'nin (a.s.)
dünyayı
adalet ve
eşitlikle
dolduracak zuhuru neden gerçekleşmiyor?
Halbuki bütün yaratılanlardan
çok, o Allah'ın
buna
izin vermesini bekliyor.
İnsanları
çaresizlikten, hak yoldan sapmışlıktan,
şaşkınlıktan,
putperestlikten, haksızlıktan
ve adaletsizlikten kurtarmayı
en çok o istiyor.”
Eğer
dünyada yaşayan
insanların
her biri haksızlığa
karşı
az da olsa kızgınlık
ve öfke hissetse ve
dolayısıyla
bu durumun değişmesi
gerektiği
kanatine varırsa,
o zaman Imam Mehdi'nin (a.s.) kalbi
bu sağduyu
karşısında
coşar.
Çünkü bu kanı
övgüye layık
ve olumludur.
İnancımıza
göre Imamın
zuhur etmesine yakın,
olumlu özellikler (bilim, merhamet, cömertlik)
öoğalacaktır.
Öyleyse Imam Mehdi'nin (a.s.) bizden beklentisi nedir?
Gennelikle bu soruya
şu
cevabı
veririz: Imam Mehdi'nin (a.f.) zuhur etmesi için gerçekleşmesi
gereken şartlar
var. Ne zaman ki insanlar dünyevi sistemlerin hata ve kusurlarından
emin olurlar,
tek çıkış
yolunun Allah'a ve
İslamiyete
sığınma
olduğunu
anlarlar, o zaman zuhur gerçekleşir.
Özellikle
İrak'ta,
çünkü
İmam
Mehdi'nin (a.s.) zuhurunun orada gerçekleşeceği
bekleniyor.
Hatta
şu
cevab da duyulur: Bu
şart
gerçekleşmiştir.
Bütün dünya,
İslamın
ve alimlerinin irak halkını
doğru
yola sevketmesi için emrettiğini
görüyor. Hatta laik ve ateistler dahi, din alimlerine fikir
sorar
ve
tahrik ve çatışmadan
çekinirler. Yani demek istenilen,
İmam
Mehdi'nin (a.s.) gelmesi için
gereken şartlardan
biri gerçekleşmiştir.
Daha
sonra yeni bir eğitim
sistemini ve Allah'ın
emirleri ele alındı.
Denildi ki,
İmam
Medhi
taraftarlarından,
kendilerini tamamiyle dine yöneltmelerini, hatta feda etmelerini
bekliyor. Ancak
öylelikle gelecek olan
İmamın
emirlerini hiç tereddüt etmeden gerçekleştirebiliriz.
O emir uğrunda
ölmek
olsa da.
Bununla ilgili bir mesele vardır
ki, Horasan'da yaşayan
bir adamın
İmam
Sadık'a
(a.s.) gelmesiyle
ilgili:
Bir
gün bir adam
İmam
Sadık'a
gelir (a.s.) ve onu, Abbasi ve Ümeyye hükümdarlarının
eziyetlerini
sonlandırması
için, savaşa
teşvik
eder. Hatta Horasan'da yüzbinlerce insanın
İmamın
emirlerini
yerine getirmek için beklediklerini iddia eder.
Duyduğu
karşısında
şaşıran
İmam
(a.s.) şöyle
der: “Gerçekten de
şu
an Horasan'da benim için
savaşmaya
hazır,
yüzbinlerce kılıç
var mı?”
Adam tereddüt etmeden: “Evet, var. Hatta iki katı!”
der.
Bu
adamı
sınamak
için ve gerçeği
göstermek için,
İmam
adamlarına
tandırı
yakmalarını
emreder.
Daha
sonra adama sıcak
tandırın
içine atlamasını
emreder. Doğal
olarak adam çekindi tandırın
içine
atlamaktan. O esnada,
İmamın
sadık
arkadaşlarından
olan kör Abu Hirun geldi yanlarına.
İmam
ondan, tandıra
atlamasını
istedi. Ve kör olan Abu Hirun hiç çekinmeden tandıra
atladı.
Daha sonra
İmam
(a.s.), Horasan'dan gelen ve gördükleri karşısında
şaşkınlığını
esirgeyemeyen adama, sorular
sormaya başladı:”Horasan'da
bunun gibi kaç adamınız
var?” Adam: “Gerçekten de böyle adam
yoktur aralarında,
ey Resulün oğlu!”
[2]
Ey
tümüyle itaat eden gençler, baştan
ayağa
iman dolu gençler, Abu Hirun'un yaptıklarını
yapmaya
hazır
olan gençler! Size
İmamın
sorusunun cevabını
veriyorum: “Evet, var. Seni mutlu edecek,
onurlandıracak
binlerde gençlerimiz var. Senin Abu Hirun'dan beklediklerini,
onlar da senin için
yapmaya hazır.
Bir bebeğin
anne göğsünü
arzuladığı
gibi, bu gençler de senin yolunda canlarını
feda
etmeyi arzuluyorlar.
Sana
karşı
sabırlarını,
dirençlerini, ve bağlarını
sınadık.
Düşmanları
gibi iftira, vesvese, yanıltmaca,
dedikodu etmeden.[3]
Herşeye
rağmen
dik durdurlar, sadece imanlarını
ve fedakarlıklarını
çoğalttılar.
Ve “ Selam!” (barış)dan
başka
cevap vermediler. Çünkü onlar her daim ilahi eğitime
dayanıyorlardı.”
Cevaplanılması
beklenen soruya geri gelelim:
İmam
Medhi neyi bekliyor?
Bu
soruyu cevaplarken sadece, Imamın
(a.s.) zuhur edişine
kadar, üstümüze vazife olan
sorumluluklarımıza
ve kendimizi onun gelişine
hazırlamamız
gereken noktalara değinilecek.
İlk
olarak değinilmesi
nokta, yukarda belirttiğimiz
gibi, insanlarımızın
basitleşmesi
onların
Allah
tarafından
sınanmasının
sonu değil,
onların
eğitiminin
ve gelişmelerinin
umutsuzluğu
da değil.
Bu
yönde
gelişen
his, insanın
kendisinin basitleşmesi
ve başarısızlığının
simgesidir.
Çünkü
bu yönde gelişme
sonucu kendini beğenme
ve sağlıksız
özgüven oluşur.
Böylece Allah'ın
yardımıyla
elde edilen mükemmeliğe
yönelik atılan
adımlar
hiç olur, ve hepimizin
arzu
ettiği
sonuçlara varılmaz.
Cahilliğe,
bilgisizliğe
ve başarısızlığa
karşı
açılan
savaş
da sonuçsuz
kalır.
Bir
rivayete göre, bir adam cennette var olan kademeleri görür ve
onların
hepsine sahip olmak ister.
Bir
ses ona, gördüklerinin gerçekten de onun için öngörüldüğünü,
fakat dini vazifelerini ihmal ettiği
için
ve Kur'an'ın
belirli surelerini sürekli okumadığı
için, elden kaçırdığını
söyler.
Masum
İmamlar
(a.s.) bizleri gereksiz yere
şeytanın
şerrinden
ve nefsimizden uyarıyorlar.
Bu
iki unsur insanın
Allah'a karşı
gelmesini(Allah'ın
yasaklarını)
hayatnın
sonuna kadar hoş
ve
güzel
gösterir.
Şu
anda var olan ve gelişen
rüşvetlerin
ve hak yoldan saptıran
nedenlerin sürekli
gelişmesi
de bunu etkiliyor.
Bu
konu gerçekten de ciddiye alınmalıdır.
Bir insan belirli bir noktaya(mükemmeliğe)
vardığında
bile,
sürekli hal ve hareketlerini kontrol etmeli. Geldiği
konumu ve elde ettiği
başarıyı
tutup
geliştirebilmesi
için, çaba sarf etmeli. Sporda dahi birinciliği
korumaktansa, birinciliği
elde etmek
daha
zordur.
Sorunun cevabına
gelelim- Eğitim
adına
bulunduğumuz
nokta bilinç ve inşa
etme noktasıdır-
Allah
yolunda kendini biliçli geliştirme
ve sosyal çevre edinme. Maalesef insanlarımız
bulundukları
bu
noktada lanetlenmiş
Saddamrejiminin yıkılmasından
sonra yenilgiye/yıkıma
uğradılar.
O zaman
içinde cehalet, saflık,
fanatizm, duygusal karmaşalıktan
meydana gelen pasiflik ve gerçek bir
rehberin olmaması
insanları
en basit şeyleri
bile yerine getirmekte engelledi.
Dini,
sosyal, politik ve yönetim pozisyonlarının
elde edilememesinin de etkisi var bu ahlaki
hastalığın
gün
ışığına
çıkarılmasında.
Ahlaki hastalıkların
önceden var olmadığı
anlamına
gelmiyor
bu.
Sadece yaşatılması
için gerekli ortamlar yoktu. Hastalıklarını
yaşatabilecek
bir ortam
bulduklarında
ise, tereddüt etmeden o ortama/işe
yöneldiler.
Bu
nedenden dolayı
kıskançlık,
nefret, bencillik, kibir, küstahlık
ve kutsal bağların
kopması
bir
anda
çok arttı,
hatta Allah'ın
cehennem ateşiyle
cezalandıracağı
bilinen günahlar dahi işlendi.
Ardından
hocaların
yalanları
içinde boğulduklarını
gördük, çünkü onlar gerçekten iman edenlere
küfredip reddetiler. Yüzyıllardan
bu yana islam dininin hüküm sürmesi için çaba gösteren islamcılar
başa
geçseler, tutumlarında
islami düşünceler
veya yapılar
bulamazsınız.
Ellerinde olan imkanları
(fakirlere yardım
etmek, haksızlığı
bitirmek,...) kullanıp
rüşveti
yok etmezler. Bunun yerine
kendilerinden öncekileri gibi koltuklarını
ve mevkilerini korumaktan başka
birşeyi
düşünmezler.
Yanliş
hareketlerden, dünyevi arzulardan ve Allah'ı
ihmal etmekten dolayı
büyük şahsiyetler
heder
oldu
ve insanlar hak yoldan saptı.
Karmaşa
ve ihtilallere atılarak,
İmamların
canlarıyla,
kanlarıyla,
emekleriyle, savaşlarıyla
ve kurbanlarıyla
kurdukları
islam toplumunu tehlikeye attılar.
Allah'ın
rahmeti ve vicdanlı
müminlerin doğruyu
korumaları
sayesinde toplumumuzun yıkılması
engellendi.
Sevgili insanlar! Korkutucu olsa da,
şu
anda bulunduğumuz
durumları
iyice analiz edip, ders
çıkarmak
zorundayız.
Çünkü ancak o zaman durumların
düzelmesini elde edebilir ve Imam
Mehdi'nin (a.s.) gelmesini hızlandırabiliriz.
Fakat bizim ikitane sınavımız
ve imkanımız
daha var,
çabamızı
ortaya koymak için:
Şahsi
ve toplumsal gelişme.
İlk
fırsatımız
mübarek ramazan ayının
gelmesidir. Gerçekten de bu ay, insanın
kişiliğini
ve Allah'a
yakınlığını
geliştirebilmesi
için güzel bir imkandır.
Ey din kardeşlerim!
Nedensiz gelmedik bu
dünyaya! Ruhlarımız
daha derinlere batmamız
için inmedi yüce alemlerden. Tam tersi- maksat
kendimizi yüceltmek ve mükemmelliğe
erişmektir.
Yüce Allah buyurmuştur
ki:
“Ben cinleri ve
insanları,
ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(51/56)
Bu
ayette Allah buyuruyor ki, yaratıkları
yaratmasının
amacı
O'nu tanıyıp,
kendi selametleri için
O'na
dua etmeleridir. Çünkü Allah (s.v.t.) yüce, bağımsız
ve kullarını
nimetlendirmekte sınırsızdır.
Bu
amaca ulaşılması
için kusursuz ve sonsuz yasayı
indirdi ve hak yolu göstermesi için merhametli
peygamberi (ve kutsal Imamları)
yolladı.
Tabi
ki Allah, bunların
insanların
çoğunluğu
için (mükemmeliğe
giden yollar insanların
geneli için
yorucu) yetersiz olduğunu
biliyor. Bunun için insanlara, kendilerini mükemmelleştirmeleri
için,
belirli imkanlar sundu. Kim bu imkanlardan faydalanırsa,
Allah'a daha kısa
bir yolda ulaşır.
Sunulan imkanların
bazıları
zamana bağlıdır:
ramazan ayı,
perşembe
akşamları,
cumalar, şaban
ayının
ortasında
geceler, Arafat'ta ki geceler, iki bayramların
geceleri ve başka
değerli
geceler ve
günler. Bazıları
da yerlere bağlıdır:
camiler ve kutsal yerler gibi. Bazı
imkanlar da hareketlere
bağlıdır:
cuma namazı,
cemaat namazı,
İmam
Huseyn'in şehadetini
anma toplantıları,
yağmur
namazı
için toplanan toplum gibi.
Bütün
bu toplantılar
çok iyi değerlendirilmeli.
Toplu olarak kılınan
namazlar gibi, farz namazlar
gibi,
özellikle sabah namazı
gibi önem verilen ve değerli
olan topluluklar ve ameller
sürdürülmelidir. Bunları
yapmak özellikle ramazan ayında
daha kolaydır,
çünkü müslümanlar
genellikle o saatte namaz kılmaya
ya da sahura uyanırlar.
Önemli
bir bilimadamı
demiş
ki: “Müslümanların
gerçek güçlerini görmek istiyorsanız,
o zaman
camilerde sabah namazlarına
toplanma sebatlarını
izleyin.”
Anma
törenleri, vaazlar, din ve Ehli Beyt hakkında
sohbetler ve özellikle ramazan aylarında
yapılan
amellerle mükemmeliğe
erişilebilir.
Geşmişlerimiz
sistematik olarak ramazan ayının
gününe ve gecesine, özellikle son on gecelerine ve
kadir
gecelerine önem vermişlerdir.
Böylelikle her an Allah'ı
anmayı
ve bu ayın
özelliğini
benimseme imkanı
bulmuşlardır.
Bunu başarabilmek
için ramazan ayının
gecelerine (özellikle
mübarek geceler) ve gündüzlerine önem vermemiz lazım.
İmamaların
gercek oruç hakkında
söylediklerine dikkat verdiler, böylelikle farz olan oruçtan
ahlaki
kazançları
oldu. Bununla ilgili Peygamberimizin
Şaban
ayının
son cumasında
verdiği
vaaz, Mafatih
al-Jinan adlı
kitabın
önerileri ve alimlerin kitapları
önem kazanıyor.
Ramazan ayında
en önemli amel ise, Kur'an okumaktır.
Herşeyin
ilk baharı
vardır
ve Ramazan ayı
Kur'an
için ilk bahar demektir. Bu ayda Kur'an'ın
ilk günden başlanıp,
son güne kadar bitirilmesi
tavsiye edilir.
Her ne kadar (anlaşılarak)
Kur'an okunursa, Allah (s.v.t.) o kadar onurlandırır
Allah, hem bu hem de
diğer
dünyada. Aynı
zamanda duaların
mealleri ve anlamları
ile birlikte okunması
tavsiye ediliyor.
Eğer
En Merhametliye :
“Ey Allah'ım,
bütün dertlilere
şifa
ver!..”
diye dua edilirse, bütün ahlaki
hastalıklar
ve zihinsel günahlar (Allah'tan uzak olmanın
ve sertleşmiş
kalpşerin
sonucu)
dahilindedir.
“Allah'ım
açları
doyur!”
diye dua edersek, hak yolunu, gerçekleri ve ilimi arayanları
dahil
ediyoruz duamıza.
“Allah'ım
fakirleri zenginleştir!”
dize dua ettiğimizde
yaratılanlardan
bağımsız
olmayı
ve sadece
sonsuz zenginliğin
sahibi Allah'a yönelmeyi, ona bağlı
olmayı
istiyoruz.
Bunun dışında
İmam
Mehdi (a.f.) tarafından
rivayet edilen al-
İftitah
duasına
uyarak amel etmek
tavsiye edilir. Böylece gaybının
asıl
anlamı
ve onun vazifesi anlaşılır.
Bunların
devamında
ek olarak
namazlar tavsiye edilir. Misal rekateyn namazları,
öğle
ve ilkinti namazlarından
önce kılınır.
Salat
al-
Şaf
olarak da tanınıyor
rekateyn namazları.
Gecenin son saatinde kılınan
Salat al- Witr (bir rüku)
ve ardından
kılınması
tavsiye edilen Salatul-Leyl namazı
da önem taşıyor.
Mübarek ayda
şiddetle
tavsiye edilen diğer
amellere de kısaca
değinilir:
–
din kardeşlerinin
darlıklarında
yanlarında
olmaya çaba sarf etmek,
–
onlara mutluluk vermek,
–
muhtaçlara yardım
etmek,
–
maddi imkanı
olmayanların
yükünü hafifletmek,
–
Allah'tan ve O'nun rahmetinden uzaklaştıran
şeylerden
uzak olmak/durmak.
Bununla ilgili bir rivayette
şöyle
değiliyor:
“
Gerçekten de mutsuz olan, bu muhteşem
ayda Allah'ın
bağışından
uzak kalandır.”
Daha detaylı
bilgiyi “İslam
kuralları,
adet ve töreler arasında
Ramazan ve bayramlar”, “Kur'an dava
açıyor”
, “Cami dava açıyor”,
“İmam
dava açıyor”
adlı
eserlerimde ve daha bir çok eserlerde
bulabilirsiniz.
Bu mübarek ayda kendimizi o kadar çok zihinsel iştahla
gerçek imanla beslemeliyiz ki, bir daha ki
senenin
ramazan ayına
kadar dinimizi sabit tutmalı,
Kur'an ve Ehli Beyte yakınlaştırmalı.
Bunun
için Kur'an bizi bilgilendiriyor: “(Ey müminler! Ahiret için) azık
edinin. Bilin ki azığın
en hayırlısı
takvadır.
Ey akıl
sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.”
(2:197)
Bunlar ancak kendini eğitimde
sebat ve feda ile kazanılır.
Ramazan aynının
sonunda bütün niyetleri
unutan ve çok kolay bir
şekilde
eski halinen dönenlerden olmayalım.
Maalesef özellikle
bayramlarda, ziyaretlerde ve toplulukta Allah'a karşı
itaatsizliği
kızıştıranları
da görüyoruz.[4]
İkinci
bir imkan
İrak'ta
ilerde ki günlerde olacak toplumsal seçimlerdir. Irak halkı
ve gerçek
başkanlar
bu seçimlerin hür ve dürüst olmasını
bekliyorlar. Bütün insanların
istedikleri gibi,
tehditsiz, zulümsüz, rüşvetsiz
ve sorunsuz bir
şekilde
katılmaları
isteniliyor. Başa
geçecek
insanların
halkın
istekleri ve arzuları
doğrultusunda,
hürriyetlerini ve bağımsızlıklarını
elde
etmelerini istiyor insanlar. Hükümetten ayrıca
kan dökülmesini sonuçlandırması
bekleniyor,
şu
anda
yersiz ve gereksiz bir
şekilde
hala devam ediyor.
Bu seçimler bir çok açıdan
çok önemli, bazılarına
değinmek
istiyorum:
–
Irak'ın
geleceğini
belirleyecek bu seçimler. Çünkü iktidara geçecek olan hükümet bu
devletin anayasasının
temelini kuracak. Anayasayı
belirlemeye ve oluşturmaya
hakkımız
olmasa da,
şu
an Türkiye'de göründüğü
gibi, rüşvetin
ve günahların
bastırılabileceği
açıkca
görünüyor.
–
Bu seçimler Irak halkının
birliğini
ve sadakatini test edecek. Eğer
insanlar islamı
(baçta)
yardımcı
olarak istiyorlar ise, bunu korkmadan açıkca
dile getirecekler. Seçim kutularının
başında
ise, müştehitlerin
onayladığı
islamcı
partileri seçeceklerdir. Irak'ta yaşayan
herkes,
ister azınlık
olsun, ister gayri müslümanlar olsun, biliyorlar ki, haklarını
en güzel bir
şekilde
koruyan sadece en yüksek dini otoritedir. Sonuçta en yüksek dini
otorite Irak'ta sağduyu
ve
hakkın
sürdürülmesini garanti edebilecek tek olanaktır.
–
Bu seçimler iktidara akıllı
ve dürüst insanların
geçmesini sağlayacak.
Bu insanlar halkının
mutluluğu
ve daha iyi yaşaması
için ellerinden geleni yapacaklardır.
Bunu elbirliğiyle
başarabilmek
için, seçim kutusunun başında
ortaya koyacağımız
sadakat ve isteğimiz
büyük
bir önem taşıyor.
Ancak bunu yaparak dürüstlüğüne
inandığımız
kişilere
yardımcı
olabiliriz.
Bu sorumluluğumuzdan
meydana gelen diğer
vazifelerimiz
şunlardır:
A) en yüksek dini otoritenin, bu seçimlere katılmayı
farz kıldığı
ve insanların
seçimlere
katılımının
önemli olduğu
her bir kişiye
bildirilmelidir.
Aus dieser Verpflichtung leiten sich folgende weitere Aufgaben
ab: Bu vazifeye değer
verip
açıkca
söyleyen ilk dini otorite bendim (bakınız
makale 60). insanlar “bağlayıcı”
kelimesinin tam manasını
anlamalı.
Açıkca
denmesi gerekirse: seçime gitmek dini bir farzla
eş
geğer
kazandı
(namaz kılmak
gibi). Hatta doğruyu
dile getirmek namaz ve oruçtan daha
çok önem kazandı.
Çünkü namaz ve oruç
şahsi
amellerdir, ama bu seçimler
şahsın
değil,
bir
milletin kaderini etkiliyor.[5]
Hakımızın
çoğunluğu
eğitimin
az ve yetersiz olduğu
çöllerde ve köylerde yaşadığı
için, her
bir vaiz, eğitmen,
propagandacı
ve dindanr gençlik onlara bu seçimin önemini bildirmeli.
Özellikle ramazan ayında
bu insanlar bir araya toplanıyor
ve ancak bu ayda onlar
bilgilendirilebiliyor.
B) Dindar, eğitimli
ve dürüst insanların
aday olmaları
için, çok çaba sarf edilmeli ve onları
bu
adımı
atmaya yönlendirmeli.
C) Toplum, sadece kendi ilgi ve isteklerini elde edebilmek için
iyi laf yapan insanlara karşı
uyarılmalı.
D) Politikacılar
ve politikayla uğraşanlar,
dürüt insanları
seçim listesine ekleyebilmeleri için,
davet edilmeli.
Bu seçime karşı
ilgimiz, seçimlere neden olanlara karşı
inancımızdan
ya da güvencimizden
dolayı
değildir.
Bu seçimler daha çok bizim Allah'a karşı
olan vazifemizdir. O'nun rızasını,
Irak halkının
bağımsızlığını,
birliğini
ve hürriyetini elde edebilmek için, ülkemizde hakkı
savunanları
başa
geçirmeliyiz.
Bu, beklenen
İmam
Mehdi'nin gelişini
hızlandırmak
için üstümüze farz olan dini
görevimizdir. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, iktidara geçecek olan
parti, herşeyi
hak edildiği
gibi ve hak edildiği
için uygulayacaktır.
Emin olduğumuz
bir konu da,
İmam
Mehdi'nin
devletini mucizelerle, zorla, savaşla
ya da idamla kurmayacağıdır.
Maalesef bugünümüzde
teröristler, islamı
öne koyarak bir çok vahşice
ameller uyguluyorlar. Bundan dolayı
insanlar
dini
otoritelere güven duyamıyorlar.
Bir gerçek var ki, o da
İmamın
dedesini (s.a.a.v.)
yolunda gideceğidir.
Yolunun başnda
da islamı
bildirme vardı.
Temiz kalpli kalp gözleri açık
olan
insanlar ona uydu ve güvendiler.
İnananlar
sayesinde islam çok çabuk yayılıp
dünyanın
her
bir köşesine
ulaştı.
Bunu küstah güçler dahi engelleyemedi. Peygamberimiz sahsen
silah
taşımazdı-
kritik durumlarda dahi. Yoldaşları
Uhud savaçını
kaybettiklerinde ve düşmanlari
peygamberimizi sardığında
dahi, kendisini savunması
için
silahı
yoktu. Bu yüzden onu
yaralayıp
kanını
akıttılar.
Onun bir tek savunucusu vardı,
o da Imam Ali'ydi. O merhamet
adına
elçi olarak yollandığı
için, düşmanlarına
dahi zarar veremiyordu. O kesinlikle Allah'ın
merhametini gösteren en güzel misaldi.
İmama
Mehdi de bu güzel peygamberin oğludur
ve
onun
yolunu koruyacaktır.
Konuşmayı
bitirirken sonsuz güç sahibi Allah'tan
sizleri ve beni, kutsal devletinin kuruluşunu
imkanlaştıran
İmam
Mehdi'nin yoldaşlarından
kılmasını,
ve
bizi bu mübarek ayı
karşılayacak
olan en hayırlı
kullarından
saymasını,
ve
bize de hak yolcusu kullarına
söz verdiği
nimetlerden pay düşmesini,
bizi,
Muhammed'i ve ailesini yönettiği
yere yönetmesini,
ve
Merhametinden dolayı
bizi de cehennem ateşinden
korumasını
diliyorum.
Çünkü
O Bağışlayandır,
en Merhametlidir, en Müşfiktir
ve en Mükemmeldir.
Hamd
Allah'a, alemlerin Rabbine ve O'nun selamı
Peygamberin ve masum ailesinin
üzzerine olsun.
________________________________________________________________________________
[1] Bu konuşmayı
değerli
müştehidimiz
Şeyh
al-Yaqoobi, mübarek ramazan ayının
ve seçimlerin yaklaşması
nedeniyle hazırlamıştır.
[2] Daha fazla bilgi için bakınız:
Ayetullah Muahmmad al-Ya'qobi:
Davr al-A'immah fi'l-'ait al-İslamiyyah
(İslami
yaşamda
İmamın
fonksionu)
[3] Bunu öğretmenimiz
şehid
Seyyid al-Sadr Cumada II 1419 (h) tarihinde al-Sadr
üniversitesinin dini
araştırmalar
öğrencileriyle
yaptığı
bir konuşmada
demiştir.
Dersinden bazı
alıntılar:
‘J¡mi`at
al-Sadr al-D
¢niyyah al-Hawiyyah wa’l-Inj¡z¡t
(Al-Sadr Üniversitesi dini araştırmalar
bölümü: Kimlik ve Kazanç) adlı
kitapta yayınlanmıştır.
[4] Daha fazla bilgi için bakınız:
‘Min
Wahy al-Mun¡sab¡t
(Meşhur
olaylar (bayramlar) esnasında
esinlenmeler) adlı
kitabın
'Ramazanın
ve bayramların
bize kazandırdıkları'
adlı
bölümünde bulunabilir.
[5]Bu nokta ile ilgili daha fazla bilgi 55. konuşmada
(“Politik uygulamalar, dini farzlar”) bulunabilir
|