Marjaa Ayatollah Sheikh Mohammad Musa Al-Yaqoobinin Resmi Websitesi
geri

İmam Mehdi'nin (a.f.) beklentileri...[1]

 

 

Şeytanın şerrinden Allah'a sığınıyorum, herşeyi bilen, herşeyi duyan Allah'a. Rahman ve Rahim

olan Allah'ın adıyla. Hamd O'na layıktır ki, O olmadanö hak zolu bulamazdık. Gerçekten de Onun

yolladığı Peygamberler bize hakkı tebliğ ettiler. Allah'ın bereketi ve rahmeti Onun en sevdiklerinin,

Muhammed'in (s.a.a.v.) ve masum Ehl-i Beytinin üzerine olsun.

 

Geçmişten bugüne sürekli sorulan bu soru sorulur: “Imam Mehdi'nin (a.s.) dünyayı adalet ve

eşitlikle dolduracak zuhuru neden gerçekleşmiyor? Halbuki bütün yaratılanlardan çok, o Allah'ın

buna izin vermesini bekliyor. İnsanları çaresizlikten, hak yoldan sapmışlıktan, şaşkınlıktan,

putperestlikten, haksızlıktan ve adaletsizlikten kurtarmayı en çok o istiyor.”

 

Eğer dünyada yaşayan insanların her biri haksızlığa karşı az da olsa kızgınlık ve öfke hissetse ve

dolayısıyla bu durumun değişmesi gerektiği kanatine varırsa, o zaman Imam Mehdi'nin (a.s.) kalbi

bu sağduyu karşısında coşar. Çünkü bu kanı övgüye layık ve olumludur.

İnancımıza göre Imamın zuhur etmesine yakın, olumlu özellikler (bilim, merhamet, cömertlik)

öoğalacaktır. Öyleyse Imam Mehdi'nin (a.s.) bizden beklentisi nedir?

 

Gennelikle bu soruya şu cevabı veririz: Imam Mehdi'nin (a.f.) zuhur etmesi için gerçekleşmesi

gereken şartlar var. Ne zaman ki insanlar dünyevi sistemlerin hata ve kusurlarından emin olurlar,

tek çıkış yolunun Allah'a ve İslamiyete sığınma olduğunu anlarlar, o zaman zuhur gerçekleşir.

Özellikle İrak'ta, çünkü İmam Mehdi'nin (a.s.) zuhurunun orada gerçekleşeceği bekleniyor.

Hatta şu cevab da duyulur: Bu şart gerçekleşmiştir. Bütün dünya, İslamın ve alimlerinin irak halkını

doğru yola sevketmesi için emrettiğini görüyor. Hatta laik ve ateistler dahi, din alimlerine fikir sorar

ve tahrik ve çatışmadan çekinirler. Yani demek istenilen, İmam Mehdi'nin (a.s.) gelmesi için

gereken şartlardan biri gerçekleşmiştir.

 

Daha sonra yeni bir eğitim sistemini ve Allah'ın emirleri ele alındı. Denildi ki, İmam Medhi

taraftarlarından, kendilerini tamamiyle dine yöneltmelerini, hatta feda etmelerini bekliyor. Ancak

öylelikle gelecek olan İmamın emirlerini hiç tereddüt etmeden gerçekleştirebiliriz. O emir uğrunda

ölmek olsa da.

 

Bununla ilgili bir mesele vardır ki, Horasan'da yaşayan bir adamın İmam Sadık'a (a.s.) gelmesiyle

ilgili:

Bir gün bir adam İmam Sadık'a gelir (a.s.) ve onu, Abbasi ve Ümeyye hükümdarlarının eziyetlerini

sonlandırması için, savaşa teşvik eder. Hatta Horasan'da yüzbinlerce insanın İmamın emirlerini

yerine getirmek için beklediklerini iddia eder.

Duyduğu karşısında şaşıran İmam (a.s.) şöyle der: “Gerçekten de şu an Horasan'da benim için

savaşmaya hazır, yüzbinlerce kılıç var mı?” Adam tereddüt etmeden: “Evet, var. Hatta iki katı!” der.

Bu adamı sınamak için ve gerçeği göstermek için, İmam adamlarına tandırı yakmalarını emreder.

Daha sonra adama sıcak tandırın içine atlamasını emreder. Doğal olarak adam çekindi tandırın içine

atlamaktan. O esnada, İmamın sadık arkadaşlarından olan kör Abu Hirun geldi yanlarına. İmam

ondan, tandıra atlamasını istedi. Ve kör olan Abu Hirun hiç çekinmeden tandıra atladı. Daha sonra

İmam (a.s.), Horasan'dan gelen ve gördükleri karşısında şaşkınlığını esirgeyemeyen adama, sorular

sormaya başladı:”Horasan'da bunun gibi kaç adamınız var?” Adam: “Gerçekten de böyle adam

yoktur aralarında, ey Resulün oğlu!” [2]

 

Ey tümüyle itaat eden gençler, baştan ayağa iman dolu gençler, Abu Hirun'un yaptıklarını yapmaya

hazır olan gençler! Size İmamın sorusunun cevabını veriyorum: “Evet, var. Seni mutlu edecek,

onurlandıracak binlerde gençlerimiz var. Senin Abu Hirun'dan beklediklerini, onlar da senin için

yapmaya hazır. Bir bebeğin anne göğsünü arzuladığı gibi, bu gençler de senin yolunda canlarını

feda etmeyi arzuluyorlar.

Sana karşı sabırlarını, dirençlerini, ve bağlarını sınadık. Düşmanları gibi iftira, vesvese, yanıltmaca,

dedikodu etmeden.[3] Herşeye rağmen dik durdurlar, sadece imanlarını ve fedakarlıklarını

çoğalttılar. Ve “ Selam!” (barış)dan başka cevap vermediler. Çünkü onlar her daim ilahi eğitime

dayanıyorlardı.”

 

Cevaplanılması beklenen soruya geri gelelim: İmam Medhi neyi bekliyor?

Bu soruyu cevaplarken sadece, Imamın (a.s.) zuhur edişine kadar, üstümüze vazife olan

sorumluluklarımıza ve kendimizi onun gelişine hazırlamamız gereken noktalara değinilecek. İlk

olarak değinilmesi nokta, yukarda belirttiğimiz gibi, insanlarımızın basitleşmesi onların Allah

tarafından sınanmasının sonu değil, onların eğitiminin ve gelişmelerinin umutsuzluğu da değil. Bu

yönde gelişen his, insanın kendisinin basitleşmesi ve başarısızlığının simgesidir.

Çünkü bu yönde gelişme sonucu kendini beğenme ve sağlıksız özgüven oluşur.

Böylece Allah'ın yardımıyla elde edilen mükemmeliğe yönelik atılan adımlar hiç olur, ve hepimizin

arzu ettiği sonuçlara varılmaz. Cahilliğe, bilgisizliğe ve başarısızlığa karşıılan savaş da sonuçsuz

kalır.

 

Bir rivayete göre, bir adam cennette var olan kademeleri görür ve onların hepsine sahip olmak ister.

Bir ses ona, gördüklerinin gerçekten de onun için öngörüldüğünü, fakat dini vazifelerini ihmal ettiği

için ve Kur'an'ın belirli surelerini sürekli okumadığı için, elden kaçırdığını söyler.

Masum İmamlar (a.s.) bizleri gereksiz yere şeytanın şerrinden ve nefsimizden uyarıyorlar.

Bu iki unsur insanın Allah'a karşı gelmesini(Allah'ın yasaklarını) hayatnın sonuna kadar hoş ve

güzel gösterir. Şu anda var olan ve gelişen rüşvetlerin ve hak yoldan saptıran nedenlerin sürekli

gelişmesi de bunu etkiliyor.

 

Bu konu gerçekten de ciddiye alınmalıdır. Bir insan belirli bir noktaya(mükemmeliğe) vardığında

bile, sürekli hal ve hareketlerini kontrol etmeli. Geldiği konumu ve elde ettiği başarıyı tutup

geliştirebilmesi için, çaba sarf etmeli. Sporda dahi birinciliği korumaktansa, birinciliği elde etmek

daha zordur.

 

Sorunun cevabına gelelim- Eğitim adına bulunduğumuz nokta bilinç ve inşa etme noktasıdır- Allah

yolunda kendini biliçli geliştirme ve sosyal çevre edinme. Maalesef insanlarımız bulundukları bu

noktada lanetlenmiş Saddamrejiminin yıkılmasından sonra yenilgiye/yıkıma uğradılar. O zaman

içinde cehalet, saflık, fanatizm, duygusal karmaşalıktan meydana gelen pasiflik ve gerçek bir

rehberin olmaması insanları en basit şeyleri bile yerine getirmekte engelledi.

Dini, sosyal, politik ve yönetim pozisyonlarının elde edilememesinin de etkisi var bu ahlaki

hastalığın gün ışığına çıkarılmasında. Ahlaki hastalıkların önceden var olmadığı anlamına gelmiyor

bu. Sadece yaşatılması için gerekli ortamlar yoktu. Hastalıklarını yaşatabilecek bir ortam

bulduklarında ise, tereddüt etmeden o ortama/işe yöneldiler.

 

Bu nedenden dolayı kıskançlık, nefret, bencillik, kibir, küstahlık ve kutsal bağların kopması bir

anda çok arttı, hatta Allah'ın cehennem ateşiyle cezalandıracağı bilinen günahlar dahi işlendi.

Ardından hocaların yalanları içinde boğulduklarını gördük, çünkü onlar gerçekten iman edenlere

küfredip reddetiler. Yüzyıllardan bu yana islam dininin hüküm sürmesi için çaba gösteren islamcılar

başa geçseler, tutumlarında islami düşünceler veya yapılar bulamazsınız. Ellerinde olan imkanları

(fakirlere yardım etmek, haksızlığı bitirmek,...) kullanıp rüşveti yok etmezler. Bunun yerine

kendilerinden öncekileri gibi koltuklarını ve mevkilerini korumaktan başka birşeyi düşünmezler.

Yanliş hareketlerden, dünyevi arzulardan ve Allah'ı ihmal etmekten dolayı büyük şahsiyetler heder

oldu ve insanlar hak yoldan saptı. Karmaşa ve ihtilallere atılarak, İmamların canlarıyla, kanlarıyla,

emekleriyle, savaşlarıyla ve kurbanlarıyla kurdukları islam toplumunu tehlikeye attılar.

Allah'ın rahmeti ve vicdanlı müminlerin doğruyu korumaları sayesinde toplumumuzun yıkılması

engellendi.

 

Sevgili insanlar! Korkutucu olsa da, şu anda bulunduğumuz durumları iyice analiz edip, ders

çıkarmak zorundayız. Çünkü ancak o zaman durumların düzelmesini elde edebilir ve Imam

Mehdi'nin (a.s.) gelmesini hızlandırabiliriz. Fakat bizim ikitane sınavımız ve imkanımız daha var,

çabamızı ortaya koymak için: Şahsi ve toplumsal gelişme.

İlk fırsatımız mübarek ramazan ayının gelmesidir. Gerçekten de bu ay, insanın kişiliğini ve Allah'a

yakınlığını geliştirebilmesi için güzel bir imkandır. Ey din kardeşlerim! Nedensiz gelmedik bu

dünyaya! Ruhlarımız daha derinlere batmamız için inmedi yüce alemlerden. Tam tersi- maksat

kendimizi yüceltmek ve mükemmelliğe erişmektir. Yüce Allah buyurmuştur ki: “Ben cinleri ve

insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (51/56)

Bu ayette Allah buyuruyor ki, yaratıkları yaratmasının amacı O'nu tanıyıp, kendi selametleri için

O'na dua etmeleridir. Çünkü Allah (s.v.t.) yüce, bağımsız ve kullarını nimetlendirmekte sınırsızdır.

Bu amaca ulaşılması için kusursuz ve sonsuz yasayı indirdi ve hak yolu göstermesi için merhametli

peygamberi (ve kutsal Imamları) yolladı.

 

Tabi ki Allah, bunların insanların çoğunluğu için (mükemmeliğe giden yollar insanların geneli için

yorucu) yetersiz olduğunu biliyor. Bunun için insanlara, kendilerini mükemmelleştirmeleri için,

belirli imkanlar sundu. Kim bu imkanlardan faydalanırsa, Allah'a daha kısa bir yolda ulaşır.

Sunulan imkanların bazıları zamana bağlıdır: ramazan ayı, perşembe akşamları, cumalar, şaban

ayının ortasında geceler, Arafat'ta ki geceler, iki bayramların geceleri ve başka değerli geceler ve

günler. Bazıları da yerlere bağlıdır: camiler ve kutsal yerler gibi. Bazı imkanlar da hareketlere

bağlıdır: cuma namazı, cemaat namazı, İmam Huseyn'in şehadetini anma toplantıları, yağmur

namazı için toplanan toplum gibi.

 

Bütün bu toplantılar çok iyi değerlendirilmeli. Toplu olarak kılınan namazlar gibi, farz namazlar

gibi, özellikle sabah namazı gibi önem verilen ve değerli olan topluluklar ve ameller

sürdürülmelidir. Bunları yapmak özellikle ramazan ayında daha kolaydır, çünkü müslümanlar

genellikle o saatte namaz kılmaya ya da sahura uyanırlar.

Önemli bir bilimadamı demiş ki: “Müslümanların gerçek güçlerini görmek istiyorsanız, o zaman

camilerde sabah namazlarına toplanma sebatlarını izleyin.”

Anma törenleri, vaazlar, din ve Ehli Beyt hakkında sohbetler ve özellikle ramazan aylarında yapılan

amellerle mükemmeliğe erişilebilir.

 

Geşmişlerimiz sistematik olarak ramazan ayının gününe ve gecesine, özellikle son on gecelerine ve

kadir gecelerine önem vermişlerdir. Böylelikle her an Allah'ı anmayı ve bu ayın özelliğini

benimseme imkanı bulmuşlardır. Bunu başarabilmek için ramazan ayının gecelerine (özellikle

mübarek geceler) ve gündüzlerine önem vermemiz lazım.

İmamaların gercek oruç hakkında söylediklerine dikkat verdiler, böylelikle farz olan oruçtan ahlaki

kazançları oldu. Bununla ilgili Peygamberimizin Şaban ayının son cumasında verdiği vaaz, Mafatih

al-Jinan adlı kitabın önerileri ve alimlerin kitapları önem kazanıyor.

 

Ramazan ayında en önemli amel ise, Kur'an okumaktır. Herşeyin ilk baharı vardır ve Ramazan ayı

Kur'an için ilk bahar demektir. Bu ayda Kur'an'ın ilk günden başlanıp, son güne kadar bitirilmesi

tavsiye edilir.

 

Her ne kadar (anlaşılarak) Kur'an okunursa, Allah (s.v.t.) o kadar onurlandırır Allah, hem bu hem de

diğer dünyada. Aynı zamanda duaların mealleri ve anlamları ile birlikte okunması tavsiye ediliyor.

 

Eğer En Merhametliye : “Ey Allah'ım, bütün dertlilere şifa ver!..” diye dua edilirse, bütün ahlaki

hastalıklar ve zihinsel günahlar (Allah'tan uzak olmanın ve sertleşmiş kalpşerin sonucu)

dahilindedir.

 

“Allah'ım açları doyur!” diye dua edersek, hak yolunu, gerçekleri ve ilimi arayanları dahil

ediyoruz duamıza.

 

“Allah'ım fakirleri zenginleştir!” dize dua ettiğimizde yaratılanlardan bağımsız olmayı ve sadece

sonsuz zenginliğin sahibi Allah'a yönelmeyi, ona bağlı olmayı istiyoruz.

Bunun dışında İmam Mehdi (a.f.) tarafından rivayet edilen al- İftitah duasına uyarak amel etmek

tavsiye edilir. Böylece gaybının asıl anlamı ve onun vazifesi anlaşılır. Bunların devamında ek olarak

namazlar tavsiye edilir. Misal rekateyn namazları, öğle ve ilkinti namazlarından önce kılınır. Salat

al- Şaf olarak da tanınıyor rekateyn namazları. Gecenin son saatinde kılınan Salat al- Witr (bir rüku)

ve ardından kılınması tavsiye edilen Salatul-Leyl namazı da önem taşıyor.

Mübarek ayda şiddetle tavsiye edilen diğer amellere de kısaca değinilir:

din kardeşlerinin darlıklarında yanlarında olmaya çaba sarf etmek,

onlara mutluluk vermek,

muhtaçlara yardım etmek,

maddi imkanı olmayanların yükünü hafifletmek,

Allah'tan ve O'nun rahmetinden uzaklaştıran şeylerden uzak olmak/durmak.

Bununla ilgili bir rivayette şöyle değiliyor: “ Gerçekten de mutsuz olan, bu muhteşem ayda Allah'ın

bağışından uzak kalandır.”

Daha detaylı bilgiyi “İslam kuralları, adet ve töreler arasında Ramazan ve bayramlar”, “Kur'an dava

ıyor” , “Cami dava açıyor”, “İmam dava açıyor” adlı eserlerimde ve daha bir çok eserlerde

bulabilirsiniz.

 

Bu mübarek ayda kendimizi o kadar çok zihinsel iştahla gerçek imanla beslemeliyiz ki, bir daha ki

senenin ramazan ayına kadar dinimizi sabit tutmalı, Kur'an ve Ehli Beyte yakınlaştırmalı. Bunun

için Kur'an bizi bilgilendiriyor: “(Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı

takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.” (2:197)

Bunlar ancak kendini eğitimde sebat ve feda ile kazanılır. Ramazan aynının sonunda bütün niyetleri

unutan ve çok kolay bir şekilde eski halinen dönenlerden olmayalım. Maalesef özellikle

bayramlarda, ziyaretlerde ve toplulukta Allah'a karşı itaatsizliği kızıştıranları da görüyoruz.[4]

İkinci bir imkan İrak'ta ilerde ki günlerde olacak toplumsal seçimlerdir. Irak halkı ve gerçek

başkanlar bu seçimlerin hür ve dürüst olmasını bekliyorlar. Bütün insanların istedikleri gibi,

tehditsiz, zulümsüz, rüşvetsiz ve sorunsuz bir şekilde katılmaları isteniliyor. Başa geçecek

insanların halkın istekleri ve arzuları doğrultusunda, hürriyetlerini ve bağımsızlıklarını elde

etmelerini istiyor insanlar. Hükümetten ayrıca kan dökülmesini sonuçlandırması bekleniyor, şu anda

yersiz ve gereksiz bir şekilde hala devam ediyor.

 

Bu seçimler bir çok açıdan çok önemli, bazılarına değinmek istiyorum:

 

Irak'ın geleceğini belirleyecek bu seçimler. Çünkü iktidara geçecek olan hükümet bu

devletin anayasasının temelini kuracak. Anayasayı belirlemeye ve oluşturmaya hakkımız

olmasa da, şu an Türkiye'de göründüğü gibi, rüşvetin ve günahların bastırılabileceği açıkca

görünüyor.

 

Bu seçimler Irak halkının birliğini ve sadakatini test edecek. Eğer insanlar islamı (baçta)

yardımcı olarak istiyorlar ise, bunu korkmadan açıkca dile getirecekler. Seçim kutularının

başında ise, müştehitlerin onayladığı islamcı partileri seçeceklerdir. Irak'ta yaşayan herkes,

ister azınlık olsun, ister gayri müslümanlar olsun, biliyorlar ki, haklarını en güzel bir şekilde

koruyan sadece en yüksek dini otoritedir. Sonuçta en yüksek dini otorite Irak'ta sağduyu ve

hakkın sürdürülmesini garanti edebilecek tek olanaktır.

 

Bu seçimler iktidara akıllı ve dürüst insanların geçmesini sağlayacak. Bu insanlar halkının

mutluluğu ve daha iyi yaşaması için ellerinden geleni yapacaklardır. Bunu elbirliğiyle

başarabilmek için, seçim kutusunun başında ortaya koyacağımız sadakat ve isteğimiz büyük

bir önem taşıyor. Ancak bunu yaparak dürüstlüğüne inandığımız kişilere yardımcı olabiliriz.

Bu sorumluluğumuzdan meydana gelen diğer vazifelerimiz şunlardır:

 

A) en yüksek dini otoritenin, bu seçimlere katılmayı farz kıldığı ve insanların seçimlere

katılımının önemli olduğu her bir kişiye bildirilmelidir.

Aus dieser Verpflichtung leiten sich folgende weitere Aufgaben ab: Bu vazifeye değer verip

ıkca söyleyen ilk dini otorite bendim (bakınız makale 60). insanlar “bağlayıcı”

kelimesinin tam manasını anlamalı. Açıkca denmesi gerekirse: seçime gitmek dini bir farzla

eş geğer kazandı (namaz kılmak gibi). Hatta doğruyu dile getirmek namaz ve oruçtan daha

çok önem kazandı. Çünkü namaz ve oruç şahsi amellerdir, ama bu seçimler şahsın değil, bir

milletin kaderini etkiliyor.[5]

Hakımızın çoğunluğu eğitimin az ve yetersiz olduğu çöllerde ve köylerde yaşadığı için, her

bir vaiz, eğitmen, propagandacı ve dindanr gençlik onlara bu seçimin önemini bildirmeli.

Özellikle ramazan ayında bu insanlar bir araya toplanıyor ve ancak bu ayda onlar

bilgilendirilebiliyor.

 

B) Dindar, eğitimli ve dürüst insanların aday olmaları için, çok çaba sarf edilmeli ve onları bu

adımı atmaya yönlendirmeli.

 

C) Toplum, sadece kendi ilgi ve isteklerini elde edebilmek için iyi laf yapan insanlara karşı

uyarılmalı.

 

D) Politikacılar ve politikayla uğraşanlar, dürüt insanları seçim listesine ekleyebilmeleri için,

davet edilmeli.

Bu seçime karşı ilgimiz, seçimlere neden olanlara karşı inancımızdan ya da güvencimizden

dolayı değildir. Bu seçimler daha çok bizim Allah'a karşı olan vazifemizdir. O'nun rızasını,

Irak halkının bağımsızlığını, birliğini ve hürriyetini elde edebilmek için, ülkemizde hakkı

savunanları başa geçirmeliyiz.

 

Bu, beklenen İmam Mehdi'nin gelişini hızlandırmak için üstümüze farz olan dini

görevimizdir. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, iktidara geçecek olan parti, herşeyi hak edildiği

gibi ve hak edildiği için uygulayacaktır. Emin olduğumuz bir konu da, İmam Mehdi'nin

devletini mucizelerle, zorla, savaşla ya da idamla kurmayacağıdır. Maalesef bugünümüzde

teröristler, islamı öne koyarak bir çok vahşice ameller uyguluyorlar. Bundan dolayı insanlar

dini otoritelere güven duyamıyorlar. Bir gerçek var ki, o da İmamın dedesini (s.a.a.v.)

yolunda gideceğidir. Yolunun başnda da islamı bildirme vardı. Temiz kalpli kalp gözleri açık

olan insanlar ona uydu ve güvendiler. İnananlar sayesinde islam çok çabuk yayılıp dünyanın

her bir köşesine ulaştı. Bunu küstah güçler dahi engelleyemedi. Peygamberimiz sahsen silah

taşımazdı- kritik durumlarda dahi. Yoldaşları Uhud savaçını kaybettiklerinde ve düşmanlari

peygamberimizi sardığında dahi, kendisini savunması için silahı yoktu. Bu yüzden onu

yaralayıp kanını akıttılar. Onun bir tek savunucusu vardı, o da Imam Ali'ydi. O merhamet

adına elçi olarak yollandığı için, düşmanlarına dahi zarar veremiyordu. O kesinlikle Allah'ın

merhametini gösteren en güzel misaldi. İmama Mehdi de bu güzel peygamberin oğludur ve

onun yolunu koruyacaktır.

 

Konuşmayı bitirirken sonsuz güç sahibi Allah'tan

 

sizleri ve beni, kutsal devletinin kuruluşunu imkanlaştıran

 

İmam Mehdi'nin yoldaşlarından kılmasını,

 

ve bizi bu mübarek ayı karşılayacak olan en hayırlı kullarından saymasını,

 

ve bize de hak yolcusu kullarına söz verdiği nimetlerden pay düşmesini,

 

bizi, Muhammed'i ve ailesini yönettiği yere yönetmesini,

 

ve Merhametinden dolayı bizi de cehennem ateşinden korumasını diliyorum.

 

Çünkü O Bağışlayandır, en Merhametlidir, en Müşfiktir ve en Mükemmeldir.

 

Hamd Allah'a, alemlerin Rabbine ve O'nun selamı Peygamberin ve masum ailesinin üzzerine olsun.

________________________________________________________________________________

[1] Bu konuşmayı değerli müştehidimiz Şeyh al-Yaqoobi, mübarek ramazan ayının ve seçimlerin yaklaşması

nedeniyle hazırlamıştır.

[2] Daha fazla bilgi için bakınız: Ayetullah Muahmmad al-Ya'qobi: Davr al-A'immah fi'l-'ait al-İslamiyyah

(İslami yaşamda İmamın fonksionu)

[3] Bunu öğretmenimiz şehid Seyyid al-Sadr Cumada II 1419 (h) tarihinde al-Sadr üniversitesinin dini

araştırmalar öğrencileriyle yaptığı bir konuşmada demiştir. Dersinden bazı alıntılar: ‘J¡mi`at al-Sadr al-D

¢niyyah al-Hawiyyah wa’l-Inj¡z¡t (Al-Sadr Üniversitesi dini araştırmalar bölümü: Kimlik ve Kazanç) adlı

kitapta yayınlanmıştır.

[4] Daha fazla bilgi için bakınız: ‘Min Wahy al-Mun¡sab¡t (Meşhur olaylar (bayramlar) esnasında

esinlenmeler) adlı kitabın 'Ramazanın ve bayramların bize kazandırdıkları' adlı bölümünde bulunabilir.

[5]Bu nokta ile ilgili daha fazla bilgi 55. konuşmada (“Politik uygulamalar, dini farzlar”) bulunabilir